hakankadir
Bronz Üye
 
Toplam Puan: 2
Offline
Mesaj Sayısı: 132
|
 |
« : Mayıs 15, 2008, 09:47:39 ÖS » |
|
Türkiye 1946’da tek parti yöntemini terk ederek çok partili yasamı benimsedi. Bunun için Cemiyetler Kanunu’ndaki kısıtlamalar kaldırıldı. Türkiye 2.Dünya Savaşı ertesinde dünyada tek partili sistemden çok partili sisteme ve böylece demokrasiye geçişin ender örneklerinden birini oluşturdu.1946-1960 arasında ise Türkiye siyasal parti özgürlüğü açısından ilk ciddi deneyimini yasadı. Bu dönemde esas olarak iki partili bir sistem egemen oldu. Partiler arasında da ideolojik açıdan ciddi bir farklılaşma görülmedi. Bu çoğulcu ve rekabetçi parti sistemi dönemi 1950’de Demokrat Parti’nin(DP)seçimi büyük bir çoğunlukla kazanmasıyla belirginleşti.1950 seçimlerine 3 parti katılmıştı: Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Millet Partisi. Bu seçimde Demokrat Parti 408,Cumhuriyet Halk Partisi 69 ve Millet partisi 1 sandalye kazandı. Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte demokrasiye geçiş dönemi başladı. Türk demokrasisi, çok partili siyasal hayata geçiş ve 1946’dan bu yana yapılmakta olan hür ve serbest seçimlerle, bazı kesintilere rağmen, rayına oturdu. Çok partili sistemler bütün demokratik ülkelerde vardır. Bu sistemin oluşumunda ideolojik etmenlerde etkili olmuştur. Marksizm, Leninizm’in etkisiyle ortaya çıkan komünist partiler ve faşist ideolojinin etkisiyle ortaya çıkan faşist partiler, çeşitli dinsel grupların etkisiyle ortaya çıkan dinsel partiler hep ideolojik etmenlerin sonucudur. Cumhuriyet Halk Partisi 1946’da çok partili düzene geçilmesini kabul etmekle birlikte ancak genel başkan İsmet İnönü’nün müdahalesiyle(12 Temmuz 1947 Beyannamesi) muhalefet partilerine güvence verdi. Parti 1950 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğrayarak iktidarı Demokratik Parti’ye bıraktı.1954 seçimlerinde hezimet daha da büyük oldu. Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoya ancak 30 milletvekili sokabildi. Cumhuriyet Halk Partisi, parti-devlet özdeşliğinin gereği olarak kendi simgesi olan Altı Ok’u 1937 ‘de anayasaya sokmuş ve “Ebedi Şef” Atatürk’ün ölümünden sonra Aralık 1938’de İsmet İnönü’yü “Milli Şef” seçmişti. Parti şimdi milli şeflikten vazgeçmiş olan genel başkanı İsmet İnönü’nün başkanlığında ve gene aynı simge altında, iktidardaki Demokrat Parti’ye karsı demokratik bir mücadele yürütüyordu. Gittikçe antidemokratik bir tutum takınan Demokratik Parti karşısında gücü yavaş yavaş artıyordu. Nitekim 1957 seçimlerinde Meclis’e daha fazla üye sokmuştu. PARTİLER ALDIKLARI OY ORAN % MİLLETVEKİLİ DEMOKRAT PARTİ 5.313.695 58,42 503 CUMHURİYET HALK PARTİSİ 3.193.471 35,11 31 CUMHURİYETCİ MİLLİYET PARTİSİ 480.249 5,28 5 KÖYLÜ PARTİSİ 50.953 0,56 - İŞÇİ PARTİSİ 910 0,01 - BAGIMSIZLAR 56.393 0,62 2 TOPLAM 9.095.563 100 541
Bu sonuçlara göre DP,1950 seçimlerine oranla “921.965”oy daha almış olmasına karşın milletvekili sayısını “95”artırmıştı.CHP’ye gelince 1950 ‘ye oranla “44.485”oy (%4.48)yitirmiş görünürken “38” milletvekilliği kaybetmişti. Bu da çoğunluk sistemine dayalı seçim yasasının bir sonucu idi. CHP’de 1950 meclisinde yerlerini koruyan Şemsettin Günaltay ile F.A.Barutçu bile seçilememişti. Seçimlerden 3 gün sonra Tunceli milletvekilleri Aslan Bora ile Fethi Ülkü de partiden istifa etmişlerdi. CHP Grubu Başkanlığına getirilen Server Somuncuoglu da bir süre sonra partiden ayrılmıştı. İktidarın çekiciliği etkinliğini korurken kan kaybetmeye devam eden CHP’de milletvekili sayısı “28”e düşmüştü. Seçimlerden sonra TBMM ilk toplantısını 14 Mayıs 1954’de yapmıştı.14 Mayıs günü DP’yi iktidara getiren tarih olarak önemliydi. Milletvekillerinin ant içmeleri tamamlandıktan sonra Refik Koraltan yeniden TBMM Başkanlığı’na seçilmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimine katılan “513”milletvekilinden “486”sının oyunu alan Celal Bayar ikinci kez Cumhurbaşkanı olmuştu. Anayasa uyarınca hükümetinin istifasını veren A.Menderes’e de yeniden kabinesinin listesini 17 Mayıs’ta Cumhurbaşkanına sunup onayını almıştı. Menderesin kurduğu 3. Hükümetin programı,24 Mayıs’ta Meclis’te okunmuştu. Bir iktidar değişikliği söz konusu olmadığı için “yeni bir program hazırlanmadığını” vurgulayarak programına başlayan Menderes, daha çok son “4”yıllık olayları gözden geçirerek gelecekteki gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklayacağını söylemişti. Başbakan,1950 seçimleriyle siyasal hayatta yeni bir dönemin açıldığını, ancak son “4”yıldaki olaylara bakarak, bu süreyi bir ”intikal”(geçiş)devresi saymanın daha doğru olacağını belirtmişti. Aslında da bir ulusun düşünce ve yaşayış biçiminde köklü etkiler ve sonuçlar yaratan büyük degişiklikeri bir hamlede gerçekleştirmeye olanak bulunmadığını da hatırlatmıştı. Ona göre geçen “4” yıl ,”eskinin ve geçmişin”kendisini savunması için harcadığı “mezbuhane”(boşuna)çabaların, bu yüzden kopan bilinçsiz bir mücadelenin türlü biçimde ortaya çıkışıyla doluydu. Böylece boş yere çok kıymetli bir zaman ve çaba harcanmış, maddi zararlara uğranılmıştı. Bunun baş sorumlusu da eski iktidar, yani CHP idi. Ancak 2 Mayıs seçimlerinden sonra bilinçsiz, yıpratıcı ve haysiyetsiz kavgalara, yalan ve iftiraya dayanan bu tür mücadelelerin devamına artık müsaade edilmeyecekti. 1957 seçimleri ve DP’nin demokrasiden sapması:1957 seçimlerini yine DP kazandı, fakat DP’nin oyları azalmıştı (%48 ve 424 milletvekili)CHP oyların %41’ini almıştı.(178 milletvekili). Cumhuriyetçi Millet Partisi (Osman Bölükbaşı’nın partisi)ve Hürriyet Partisi de 4’er milletvekili çıkarmışlardı. 1958 ‘de iktisadi bunalımın çözümsüzlüğü karşısında Türk hükümeti IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmasını kabul etmek zorunda kaldı(başka türlü dış borç almak olanağı yoktu).4 Ağustos 1958’de istikrar önlemleri alındı ve dolar 2.80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Millî Korunma Kanunu uygulamaları fiilen durduruldu ve enflasyonu dizginleyebilmek için kamu kuruluşlarının ürünlerine zam yapıldı. Önceleri devlet işletmelerini özel kesime devretmeyi düşünen DP, özel kesimi devlet işletmelerini almak ya da kendi yatırımlarını yapmaktaki yavaşlığı karşısında daha sonra yaptığı yatırımlarla kamu kesimini genişletmiş bulunuyordu. Ama özel kesimin sanayi yatırımları da zamanla çoğalmıştı. Kurulan sanayiler genellikle ithal ikamesini amaçlıyordu. Örneğin, döviz darboğazı yüzünden musluk, akü, kalorifer gibi mallar ithal edilemeyince, bunlar yerli olarak yapılmaya başlanıyordu. 1958 güzünde DP iktidarı yeni ve daha şiddetli bir baskı dönemi başlattı. Neden buna gereksinim duyduğu incelenmelidir. Bu kez iktisadî bir bunalımın sonucu istikrar önlemleri ve ağır bir devalüasyon fiyatları fırlatmış, halkı perişan etmişti. Öte yandan 1957 seçimlerinde CHP yükselişe geçmiş çoğunluk dizgesine rağmen Meclise kalabalık bir milletvekili grubu sokmayı başarmıştı. İktisadÎ durumun kötülüğü hesaba katılırsa, bundan sonraki seçimin CHP tarafından kazanılması muhtemeldi. Oysa Menderes ve çevresi iktidardan ayrılma olasılığını nedense kabul edemiyorlardı.Bu sırada daha şiddetli bir baskı dönemi başlatmak için gerekçe ya da vesile olacak iki dış örnek de ortaya çıkmış bulunuyordu. Menderes 6 Eylül 1958’de Balıkesir’de muhalefeti Irak’taki devrimin benzerini yapmak istemekle suçladı ve darağaçlarını hatırlattı.21 Eylül’de İzmir’de De Gaulle düzenini örnek almak istediğini gösteren sözler söyledi. Devlet görevlilerine baskı yapılırsa demokrasiye paydos deneceginide belirtti. İnönü bu sözleri yanıtsız bırakmıyordu, fakat iktidarın niyetleri belli olmuştu. Önce bu niyetler Vatan Cephesi biçiminde somutlaştı. Menderes Manisa’da 12 Ekim a1958 günü muhalefetin “kin ve husumet” cephesine karşı bir Vatan Cephesi kurulması çağrısında bulundu.Ondan sonra ülkenin her yanında Vatan Cephesi örgütleri kurulmaya başlandı.Üyeler aslında DP’ye üye oluyorlar,fakat katıldıkları örgüte Vatan Cephesi deniyordu.Vatan Cephesi kuranlar ve katılanların adları her gün radyoda tek tek okunuyordu.Bu ,siyasal gerilimi büsbütün artıran bir kaymaydı. Muhalefet bu durum karşısında ezilmemeye çalışıyordu. 24 Kasım 1958 tarihinde Hürriyet Partisi CHP ile birleşme kararı aldı.12 Ocak 1959’da toplanan CHP’nin 14.Kurultayı İlk Hedefler Beyannamesi adlı metni kabul etti. Beyannamedeki esaslar CHP iktidara ilk geldiği yasama döneminde gerçekleştirilecekti. Bunlardan başlıcalar, sosyal devlet,basın özgürlüğü, grev ve sendika kurma hakkı, ikinci meclis,anayasa mahkemesi,seçimde nisbi temsil usulü, üniversite özerkliği, yüksek yargıçlar kurulu, devlet yayın araçlarının yansızlığı idi.Bunlar, daha sonra 1961 Anayasası’nın temelini oluşturacak esaslardı. DP iktidarı muhalefet önderlerinin yurtta dolaşmasına dayanamıyordu.Daha 1952’de, muhalefet önderlerinin , başta İnönü ve Kasım Gülek gezilerini önlemek için baskı yapmaya başlamışlardı.Bu baskı kolluk güçlerinin, yönetici,savcı ve mahkemelerin baskısı olabileceği gibi.DP’li partizanlara yaptırılan düşmanca davranışlar da olabiliyordu.İnönü’nün Ekim 19522de yaptığı Ege gezisi sırasında İzmir’de kişisel müdahaleler, Akhisar ve Manisa ‘da protesto gösterileri yapıldı.8 Ekim1952 günü İnönü, Balıkesir’e gelecekti. Vali kentin dışında onu karşıladı ve kente girerse olaylar çıkacağını, olanlardan sorumlu olmayacağını, İnönü’yü koruyamayacağını bildirdi. İnönü kente girmekten vazgeçti.18 Nisan 1954’te İnönü’yü, mersin’de açık hava toplantısı sırasında DP’lilerin saldırıları karşısında canını kurtarabilmesi için yüksek bir duvardan aşırtmak gerekmiştir.Daha başka örnekler de verilebilir.Fakat görünen odur ki, sonraki olaylar daha ağırdır.Bunlarda İnönü’yü dövmek , yaralamak, hatta muhtemelen öldürmek düşüncelerinin yer aldıgını söyleyebiliriz. Yine bir Ege gezisinde, 30 Nisan 1959 ‘da İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargahı olan evi ziyaret etmesi, Vali tarafından ne pahasına olursa olsun önlemek istenmiştir. Valinin bu buyruğu yerine getirmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı o gün görevden alınmışlardır. O gece çevredeki birtakım fabrikalardan DP’li partizanlar getirildi.Ertesi gün bu kalabalık, istasyona gitmekte olan İnönü’nün otomobilini durdurdu.İnönü otomobilinden inip kalabalığın arasından geçerken başına isabet eden bir taşla yaralandı.Yolda olaylar devam etti.İzmir’de CHP’nin bütün etkinlikleri engellendi,DP2li partizanlar Demokrat İzmir gazetesini yıktılar. İstanbul’da İnönü hava alanından kente gelirken, taşlı, sopalı DP’liler Topkapı ‘ya yığıldılar(4 Mayıs).Trafik Müdürü arabasıyla yolu tıkamış bulunuyordu.İnönü’nün arabası durunca,çevresi zorbalar tarafından sarıldı.Trafik Müdürünün İnönü’yü kendi arabasına alıp götürmek için ısrar ediyordu.Neyse ki görevli olmayan ama durumu izleyen bir binbaşı , olayı seyretmekle yetinen askerlere arabanın çevresini dipçikle açmaları komutunu verdi ve Trafik Müdürünün arabasını yol ortasından çekmesini sağladı.Bu olayların gazetelere yazılması yasaklandı,basın beyaz sütunlarla çıktı. Topkapı olayında bir cana kastetme durumu olduğu söylenebilir(bu sırada İnönü 75 yaşındaydı)DP’nin önderleri olan Menderes ve Bayar ‘ın cezai sorumluluğu kanıtlamasa bile, siyasal sorumlulukları olduğu açıktır. Kısıtlayıcı ve cezalandırıcı önlemler:DP’nin 1954 seçimlerinden sonra partiler arası ilişkileri kendi anlayışına göre düzenlemek basın ve üniversite çevrelerinde süren eleştirileri azaltmak ve kamu kesimini ,memurları,uyumlu çalışmaya yönlendirmek için 1957 ‘de yapılan seçimlere kadar aldığı önlemler ya da getirdiği yeni sınırlandırmalar şöyle sıralanabilir: • Karşıt partilere oy veren illerin idari yapılarının değiştirilmesi Malatya ilinin 2’ye ayrılması ve Kırşehir ilinin ilçe yapılması • Kamu çalışanlarının hizmet sürelerine bakılmaksızın emekli yapılmaları • Üniversite öğretim üyelerinin bakanlık emrine alınmaları • Basın suçlarının ağırlaştırılması • Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kısıtlanması • TBMM görüşmelerinde kısıtlama ve ceza uygulaması • Sendikal çalışmalarının kısıtlanması • Muhalefetin güç birliğini önlemek amacıyla seçim yasasında değişiklik yapılması Ancak DP’nin birbiri arkasına aldığı önlemler, getirdiği kısıtlamalar 1957 seçimlerine umduğunu bulmasına yetmemiştir.DP iktidarı 6/7 Eylül olayları adı verilen iç kargaşaya yol açtığı kendi içinde bölünmeleri önleyemediği ve ekonomik sıkıntılara çare bulamadığı için yıpranarak bir çıkmaza doğru yol almıştı.DP için 1954 ‘de başlayan bu yeni dönemi Metin Toker “DP Yokuş Aşağı” Cem Eroğlu ise “Duraklama Dönemi”die adlandırmıştır. Demokrat Parti’nin demokrasi anlayışının çöküşüne kısaca değinelim
PARTİYİ KURTARMA ÇABALARI :VATAN CEPHESİ Ülkede ekonomik sıkıntıların giderek artması ve partinin içten de parçalanması sonucunda daha güçlü bir muhalefeti karşılarında bulan DP yöneticileri, 1957 seçimlerinde umduklarını da elde edemeyince, sorunlara çözüm bulma yerine , her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalabilmek için partilerine güç kazandıracağını umdukları bazı yöntemlere başvurmuşlardı.Yeğlenen, DP’yi kamuoyunda daha da milliyetçi , vatansever gösterecek sihirli bir ad altında yeni atılımlarla güçlendirmek ve karşıt partilerle basını susturacak daha da kısıtlayıcı , yasaklayıcı yeni önlemler almak olmuştu.Böylece “Vatan Cephesi”diye adlandırılan bir uygulamaya girişilmiş ve CHP’yi de uyduhaline getirilip otoriter bir demokrasi kurmaya yönelmişti. DP liderinin ,”kışkırtıcı,bozguncu,kinci,kötülük simgesi kesim” olarak suçladıkları karşıt parti, kurum ve kuruluşlara karşı partilerini güçlü gösterip iktidarlarını sürdürmek için başvurdukları yollardan biri “Vatan Cephesi” oluşturmak olmuştu.Vatan Cephesi ilk kez, CHP milletvekili gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın tarafından kullanılmıştı.Yalçın , 3 Aralık 1945 ‘te Tanin’de çıkan “Kalkın ey ehl-i vatan!” başlıklı yazısında Sabiha Sertel’in görüşmeler dergisindeki eleştirilerine yanıt verirken ,alt başlık olarak da “Bir Vatan Cephesi’ne lüzum vardır”demişti. Slogan haline getirilen Vatan Cephesi propagandasını sürdürmek ve katılanların sayısını artırabilmek için devlet radyosundan, cepheye girenlerin adlarının okunması gibi bir de taktik uygulanmıştı.Muhalefette iken radyonun hükümet yanlısı olarak çalıştırıldığından, muhalefetin sesine yer verilmediğinden yakınan Demokratlar,iktidara geldiklerine de bu etkin iletişim aracını kendi sesleri haline getirmişlerdi! Şöyle ki DP lideri C.Bayar,19472de “Radyo halkın parası ile kurulmuştur.Tek taraflı kullanılmaması icap eder”diyerek bu devlet kuruluşunun yansız olarak yayın yapması gerektiğini belirtmişti .A.Menderes de 1948 Haziranında ki bir konuşmasında, “Millet parası ile çalışan radyolarda tek taraflı olarak mütemadiyen kendilerini methettirmek yolunda türlü gürültüler ve gösteriler yapa gelmişlerdir.”diye yakınmıştı.Ama 7 Nisan 1960 günkü DP grubu toplantısında,Radyo Gazetesi adıyla radyoda yapılan konuşmaları,kendi masasında ve kendi eli ile yazdığını açıklamıştı! Vatan Cephesi’ne katılanların listesinin radyodan okunmasına 1 Ekim 1958 ‘de başlanmış ve 6 Nisan 1960’a kadar sürdürülmüştü. Bir cankurtaran simidi olarak algılanan Vatan Cephesi ,Demokrat Parti’yi kurtaramamıştı.Üstelik abartılı propaganda, tarafsız vatandaşlarda üzüntüyle karışık bir kızgınlık da yaratmıştı. MUHALEFETTEN KURTULMA UĞRAŞI:DP iktidarının çöküşe sürüklenmesinde 1958 yılı büyük bir dönemeç oluşturur.İktidar o yıl eğik düzeyde kaymaya başlamıştı.Daha yılın başlarında orduda DP yönetimine karşı,bir darbe bir komplo hazırlandığı söylentileri,kimi çalkantılara yol açmıştı.Samet Kuşçu adında bir subay, içlerinde albayların da bulunduğu bir grup subayın hükümet aleyhinde bir darbe hazırladıklarını ihbar etmişti.İktidara geçtiği günlerden başlayarak ,bir askeri darbe ,bir ihtilal kuşkusunu yaşayan DP’ye bu ihbar ,doğal olarak büyük heyecan yaratmıştı.İhbar üzerine “3” albay ,”1” yarbay,”4” binbaşı ve “1” yüzbaşı “9” subay tutuklanmış ve askeri mahkemeye verilmişti(16 Ocak 1958). Aralarında Alb.Celal Yıldırım’ın da bulunduğu bu subaylar hakkındaki duruşmalara 26 Mayıs ‘ta başlanmıştı.Sonunda 9 subay suçsuz görülüp serbest bırakılırken, ihbarcı S.Kuşçu, “2” ay hapse çarptırılmıştı(25 Kasım). “14 Temmuz günü patlak veren Irak hadiselerinden, beri,büsbütün tahrip edici bir manzara gösteriyor.Gayeleri BMM’nin saygınlığını ve gücünü kırmak, yasama dönemini zorlamalarla sakatlamaya çalışmak , Meclis içi ve Meclis dışı manevralarla idareyi felce uğratmak ve çoğunluğun üzerine azınlığın hüküm sürmesini sağlamaktır.CHP’nin BMM’nin kudret , kuvvet ve yetkisi önünde saygılı ve itaat edici olması yasal bir zorunluluktur…Aksi halde gereken önlemler alınacaktır!” İktidar partisi,karşıtını eleştirmekle kalmamamış, onu yasal davranmamak gibi ciddi bir iddia ile suçlayarak , “gereken”in yapılacağını da ilan etmişti.Gereken, “5” yıl önce Millet Partisi olayında olduğu gibi CHP’yi kapatmak olabilirdi.Dolayısıyla bu bildiri ,1960 Nisanında kurulacak olan Meclis Soruşturma Komisyonu’nun habercisi demekti.Üstelik “Meclis içi ve dışı” yollar deyimiyle bir ihtilal” ürküntüsünü de yansıtmıştı. Bu eğilimler Menderes’in daha birkaç yıl önce vurgulandığı gibi,”demokrasi”nin güç bir rejim olduğunu kanıtlamaktaydı.1954 ‘de onunla görüşen Dr.F. Şerafettin Bürge , DP liderinin “Demokrasi çok güç bir rejimdir.Para ile ,saygısızlık ve terbiyesizlik ile, vatandaşın ahlakını bozan bir rejimdir” dediğini aktarmaktadır.DP yöneticileri 1954 seçimlerinden sonrasındaki rejim tartışmalarında demokrasinin bircik koşulu olarak yalnızca “seçimler”i gördüklerini açıklamışlardı.Seçimi kazanmak ya da çok kullanılan anlatımıyla “sandıktan çıkmak” biricik koşul kabul edilince muhalefetin ,azınlığın görüş ve eleştiri rejim açısından önem taşımıyor demektir. İlk hedef olarak saptanan ilke ve önerilerin ardından “1.5” yıl geçtikten sonra 27 Mayıs 1960 dönüşümünde gerçekleştirilmiş olması onların ülke gerçekleri dikkate alınarak belirlendiğini ve uygulanabilir olduğunu ve kanıtlanabilir olduğunu kanıtlamaktadır. Ama son gelişmeler 1959 yılına girilirken iktidar ile muhalefet ve basın arasındaki ilişkilerin daha da sertleşeceğini göstermişti.Yılın daha ilk haftasında , İstanbul ‘da ki Tan Basımevi yeni bir saldırıya uğramış tı.1948 ‘de komünist yayın yapıyor diye tahrip edilen basımevine bu kez dinamit atılmış ve “40” kişi yaşamını yitirmişti. Basına yöneltilen saldırılar ve sık sık konan yayın yasaklarını protesto etmek isteyen bazı gazeteciler , 3Mayıs ‘ta sansürü anımsatan beyaz sütunlarla çıkmıştı.Ama bütün bunlar iktidarı ve “Kraldan fazla kralcı” geçinen kimi yöneticileri, görevlileri uyarmaya yetmemişti.İzmir’den uçakla İstanbul’a geçen İnönü, arabayla havaalanından kente inerken Topkapı yakınlarında daha büyük bir saldırıya uğramıştı.Görünüşte İstanbul Valiliği İnönü’nün bir engelle karşılaşmadan kente girebilmesi için bazı önlemler almış , polis dışında bir askeri birlik de görevlendirilmişti.Fakat 4 Mayıs sabahı, İnönü’nün arabası Topkapı önlerine vardığında Komiser Celal Kosova arabanın önünü kesmiş , elleri sopalı ve taşlı bir grup da arabanın etrafını çevirmişti.Sonradan yapılan saptamaya göre içlerinden “23” kişi, “Paşa öleceksin, tekbir getir!” diyerek saldırıya geçmişti.Kosova, İnönü’yü trafik arabasına bindirmeye çalışırken olayın ciddiyetini gören Bnb. Kenan Bayraktar tabancasını çekip duruma müdahale etmek gereğini duymuştu . Öteki subaylar da askere süngü taktırarak yolu açmışlar , böylece İnönü kurtarılmıştı. CHP grubu Uşak ‘tan başlayıp Topkapı’ya kadar devam eden olayları TBMM gündemine getirmişlerdi.Başkalığa verdikleri önergede, olayları düzenleyen ya da önleyemeyen Başbakan ile İçişleri Bakanı Namık Gedik hakkında soruşturma açılmasını istemişlerdi.Ancak önerge DP çoğunluğunca reddedilmişti.Ama o günlerde Necip Fazıl Kısakürek , Büyük Doğu’da İnönü’nün artık gününün geldiğini ilan etmişti.”Artık Günün Geldi” başlıklı yazısında ,”Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber?” diyerek ,İnönü’nün gerekirse bir gülle ile öldürülmesini önermişti! BASKI VE YILDIRMALARA KİTLESEL TEPKİLER Demokrat Parti iktidarının halkı ayaklamaya kışkırtıyor savı ile ana muhalefet partisi olan CHP’yi kapatmaya ve basını susturmaya, özgürlükleri askıya alma girişimleri, bir süredir bu gidişe tepki gösteren ülkedeki dinamikleri, daha toplu hareket etmeye yöneltmişti. Kitlesel hareket DP liderlerinin boyuna suçladıkları üniversiteden ve üniversite geçliğinden gelmişti.Bu karşı çıkışlar yatıştırılacağına gençliğin “tenkil”ine , yani yok edilmesine karar verilince de bir süredir olaylara dur demeye hazırlanan silahlı kuvvetler mensupları devreye girmişlerdi.Bu da Demokrat Parti iktidarının sonu olmuştu. ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN GİDİŞE KARŞI ÇIKIŞLARI:Yükseköğrenim gençliğinin , ülkelerindeki siyasal iktidarlara destek olmaları ya da onun izlediği siyasaya karşı çıkmaları, yalnız o iktidarlarının geleceklerini belirlemede değil,siyasal rejimin kaderi üzerinde de rol oynayan önemli etkenlerden biridir.Bu önem,çağın gidişini de içeren yeni bilgiler edinmeye çalışan ve ömürlerinin en coşkulu devinimli dönemini yaşadıkları için kolaylıkla etkilenen gençlerin, kendilerini feda edercesine eyleme geçebilmelerinden kaynaklanmaktadır… Kaldı ki öğrenci hareketleri, yalnız demokrasilerin geçerli olduğu ülkelerde değil, her türlü rejimlerde görülmektedir.Monarşik bir rejimin egemen olduğu Osmanlı İmparatorluğu döneminde, medreseli denen yükseköğrenim öğrencilerinin, dinsel ya da yönetimsel dürtülerle toplu hareketlere giriştikleri bilinmektedir.Bu hareketlerin de başlıca “2” biçim ve yönde ortaya çıktığı görülmektedir: 1-)bilim öğrenen kesim olarak merkezi yönetimin kimi uygulamalarına karşı çıkmak, istenmeyen kimi yüksek devlet görevlilerinin değiştirilmelerini istemek için.Bu tür eylemlerde öğrencileri harekete geçiren gruplar , genelde ya onlara ders veren öğretmenler ya da ocaklı denen askeri sınıf olarak belirtilmektedir. 2-)Medreseleri bitirdikten sonra iş bulamamanın doğurduğu bunalımlara dayanan eylemler. CHP iktidarında İstanbul’da Tan basımevinin tahrip edilmesi, Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin basılarak rektörünün istifaya zorlanması gibi “düzenlenmiş” eylemler olmuştu.DP iktidarı yıllarında ise İstanbul ve İzmir de patlak veren 6/7 Eylül olayları, iç ve dış siyasada ağır sonuçlar doğurmuştu.DP liderleri 1955 Eylülündeki olayları maddi tazminatlar ve manevi ödünler vererek atlatmışlardı.Ama ondan “5” yıl sonra 1960 Nisanında başlayan öğrenci hareketleri,partiyi iktidardan ederken ülkeyi de yeni bir dönemece getirmişti. İstanbul üniversitesi öğrencileri daha 1960 yılı başında Nurculuk tarikatı kurucusu Said-i Nursi’yi yeniden ön plana çıkarıp ondan destek almaya çalışan DP yöneticilerini düzenledikleri bir miting ile uyarmak istemişlerdi. TBMM’nde ünlü soruşturma komisyonunun kurulmasının ertesinde Ankara’da ki öğrenciler de bu uygulamaya karşı çıkan CHP Başkanı İnönü lehine Kızılay’da bir gösteri yapmışlardı.Gösteriye halktan da katılanlar olmuş ve “Hürriyet! Hürriyet!” diye bağırmışlardı. Gösteriyi dağıtmak isteyen polisle çıkan sürtüşmeler yüzünden “22” kişi gözaltına alınmıştı. Ancak her ne pahasına olursa olsun muhalefeti silmek ve ülke yönetiminde tek başlarına kalmak tutkusu içine girmiş olan DP’liler bu gelişmelerin ayırdına varamamışlardı.Soruşturma komisyonu, Ulus gazetesi yöneticileri ile kimi gazetecileri, olayların kışkırtıcı diye sorguya çekmeyi yeğlemişti. Bununla birlikte yetki yasasına asıl büyük tepki üniversite gençliğinden gelmişti.Senatonun istenen görüşü saptamak için toplanacağı 28 Nisan 1960 ‘da İstanbul Üniversitesi’nde DP iktidarı aleyhine büyük bir gösteri başlamıştı.Binlerce öğrenci “Menderes istifa! Kahrolsun diktatörler!” sloganlarıyla Beyazıt Meydanı’ndan yürüyüşe geçmişlerdi.Giderek büyüyen göstericileri dağıtabilmek için güvenlik güçlerine emir verilince çıkan çatışmada “2” öğrenci ölmüş , bir çoğu da yaralanmıştı.Turan Emeksiz adlı öğrenci polis kurşunu ile yaşamını yitirmiş , bir başkasıda tankın altında kalıp ezilmişti.Polislerden de “1” i ağır olmak üzere “16” kişi yaralanmıştı.Bu arada Rektör Sıddık Sami Onar, Vali Ethem Yetkiner’in isteğiyle zorla polis jipine bindirilerek vilayete götürülmüştü.Bu zorlamada yere düşen rektörün gözlüğü kırılmış sol kaşı da yarılmıştı. Demokrat Parti’nin Büyük Millet Meclisi’nde sahip olduğu çoğunluk , özellikle 1954 seçimlerinden sonra, Parti önderlerine sonsuz bir güç duygusu veriyordu.Ne yazık ki,bu duygu partiyi çoğunluğun baskısı yönünde bir uygulamaya yöneltti . Hemen seçimlerin ertesinde, seçmenleri Millet Partisi’ni desteklemekte direndikleri için Kırşehir ili ilçe yapılarak cezalandırıldı.Seçim yasası da karşıt partililerin haklarını kısıtlayacak bir biçimde değiştirildi.Radyo, siyasal partilere kapatıldı.Bu , radyo olanaklarından iktidar olarak yalnızca Demokrat Parti’nin yararlanması demekti.İktidar,başkaldıran bürokrasiyi ve üniversiteleri de yola getirmeye karalıydı.Devlet memurlarının güvenceleri kaldırıldı ve üniversite özerkliği, üniversite yönetimi Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak , yok edildi. Bir süre sonra da, hükümeti eleştiren gazetecilerin tutuklanması ve gazetelerin kapatılması başladı. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde ki baskılar da gittikçe artıyordu. Bir ara Parti’nin Genel Sekreteri bile tutukevine atıldı. KARŞIT GRUPLAR A TEPKİ:BASKI Bu sırada ekonomik sıkıntılar da artık ön plana çıkmaya başlamıştı.Dış ödemeler dengesi açığı, enflasyon, tarımdan sanayiye yetersiz kaynak aktarılması,gibi yapısal sorunlar ekonomide darboğazlar yaratmıştı.Zengin aracılar, tüccarlar ve kapkaççı imalatçılar yaratan ekonomik uygulamalar , halkı olduğu kadar Demokrat Parti’nin kendi üyelerini de tedirgin ediyordu. Türkiye de artık sınıflar ayrılıklar ortaya çıkmaya başlamıştı.Bu değişme içinde , Demokrat Parti kendi üyeleri tarafından bile burjuva- benzeri bir sömürü sınıfının temsilcisi olmakla eleştiriliyordu. Demokrat Parti’ye Meclis içinde ve Meclis dışında yöneltilen eleştiriler, iktidarın baskısının daha da artması sonucunu doğurdu. Demokrat Parti’nin tek parti yaklaşımı, her türlü karşıtlığa , son derece sinirli tepkiler verilmesine yol açıyordu.Siyasal partiler , basın, radyo,üniversiteler, sendikalar,yargı organları ve bürokrasi üzerinde ki baskılar iyice ağırlaştırıldı.Hükümet artık yeni bir demokrasi tipi bile aramaya başlamıştı. Demokrat Parti iktidarının bir baskı yöntemine doğru gitmesi üzerine, bu durumu onaylamayan kimi milletvekilleri Parti’den ayrılarak 20 Aralık 1955’de Hürriyet Partisi’ni kurdular. 6 Eylül 1957 tarihinde dört kurucudan biri olan Fuad Köprülü bile, Demokrat Parti’den ayrıldı. Bu arada, öteki partiler iktidar partisine karşı bir güç birliği kararı vermişti.Hükümetin buna yanıtı, genel seçimleri , saptanmış olan tarihten bir yıl önceye almak oldu. Seçim uğraşı saldırgan bir hava içinde geçti.Demokrat Parti, İsmet İnönü’yü iktidar tutkusu ile hasta ilan etmişti.Buna karşılık, Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri, seçimi kazanırlarsa, Menderes’in özel mahkemelerde yargılanacağını söylüyorlardı. 1957 SEÇİMLERİ :Demokrat Parti 1957 seçimlerini de kazandı. Fakat , Meclis’teki iskemlelerin çoğunluğunu elde etmesine karşın, aldığı oy oranı, yüzde 50’nin altına düşmüştü.Olayların bu dağılımı Demokrat Parti önderleri tarafından yenilgi olarak değerlendirildi.Demokrat Partililer, demokrasiyi,çoğunluğa dayalı mutlak bir güç aracı olarak görmeye alıştıklarından, bu durum onlar için gerçekten bir yenilgiydi. Seçimlerden sonra ülkenin genel siyasi havası hükümet ile karşıt partiler arasındaki ilişkiler iyice kötüleşti.Seçimlerde hile yapıldığına ilişkin çok ciddi suçlamalarda bulunuldu.Buna karşılık iktidarın yanıtı, Meclis iç tüzüğünde değişiklikler yaparak, partiler üzerindeki baskılarını ağırlaştırmak oldu. Bütün bu olaylar sırasında ekonomik sıkıntılar artıyordu.Kahveden otomobil lastiğine kadar pek çok tüketim maddesi ancak karaborsada bulunuyordu.Ekonomik durum kötüleştikçe, hükümete yöneltilen eleştiriler daha da etkili oluyordu.Hükümetin eleştirilere tepkisi kendisine sempati duyanları Vatan Cephesi adı altında toplamak ve baskı önlemlerini artırmak oldu.Bu durum karşısında,Cumhuriyet Halk Partisi bir çatışmaya girmeden,iktidarın baskılarına boyun eğmeyeceğini belli edince,Demokrat Parti , Halk Partisi’ni toptan ortadan kaldırmaya karar verdi.28 Nisan 1960’da iktidar, Meclis’te bir tahkikat komisyonu kurdu.Bu komisyon savcıların , sivil ve asker yargıçların bütün yetkileriyle donatıldı.Komisyonun kararları kesindi ve buna karşı başvuracak bir üst makam yoktu.Komisyona bütün yayınlara sansür koymak, her türlü toplantıyı ve siyasal eylemi yasaklamak gibi daha pek çok olağanüstü yetkiler de verilmişti.Bu, aslında Demokrat Parti tarafından demokratik düzene karşı uygulanmış bir hükümet darbesi idi.Uygulama bütün ülkede öğrenci gösterilerine ve siyasal tedirginliğe yol açtı.Sıkıyönetim ilan edildi.Artık Türkiye’de demokrasinin sonu gelmişti.
|