TürkDiliveEdebiyatı.Com
Ağustos 29, 2008, 09:54:48 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : TÜRKİYE’NİN ÇOK PARTİLİ SİSTEME GİRİŞİNDE DEMOKRASİYE ETKİSİ Cevap Sayısı : 0 cevap var
Okunma Sayısı : 257 defa 0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKİYE’NİN ÇOK PARTİLİ SİSTEME GİRİŞİNDE DEMOKRASİYE ETKİSİ  (Okunma Sayısı 257 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hakankadir
Bronz Üye
***

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 123



« : Mayıs 15, 2008, 09:47:39 ÖS »


Türkiye 1946’da tek parti yöntemini terk ederek çok partili yasamı benimsedi. Bunun için Cemiyetler Kanunu’ndaki kısıtlamalar kaldırıldı. Türkiye 2.Dünya Savaşı ertesinde dünyada tek partili sistemden çok partili sisteme ve böylece demokrasiye geçişin ender örneklerinden birini oluşturdu.1946-1960 arasında ise Türkiye siyasal parti özgürlüğü açısından ilk ciddi deneyimini yasadı. Bu dönemde esas olarak iki partili bir sistem egemen oldu. Partiler arasında da ideolojik açıdan ciddi bir farklılaşma görülmedi. Bu çoğulcu ve rekabetçi parti sistemi dönemi 1950’de Demokrat Parti’nin(DP)seçimi büyük bir çoğunlukla kazanmasıyla belirginleşti.1950 seçimlerine 3 parti katılmıştı: Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Millet Partisi. Bu seçimde Demokrat Parti 408,Cumhuriyet Halk Partisi 69 ve Millet partisi 1 sandalye kazandı.
Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte demokrasiye geçiş dönemi başladı. Türk demokrasisi, çok partili siyasal hayata geçiş ve 1946’dan bu yana yapılmakta olan hür ve serbest seçimlerle, bazı kesintilere rağmen, rayına oturdu.
Çok partili sistemler bütün demokratik ülkelerde vardır. Bu sistemin oluşumunda ideolojik etmenlerde etkili olmuştur. Marksizm, Leninizm’in etkisiyle ortaya çıkan komünist partiler ve faşist ideolojinin etkisiyle ortaya çıkan faşist partiler, çeşitli dinsel grupların etkisiyle ortaya çıkan dinsel partiler hep ideolojik etmenlerin sonucudur.
   Cumhuriyet Halk Partisi 1946’da çok partili düzene geçilmesini kabul etmekle birlikte ancak genel başkan İsmet İnönü’nün müdahalesiyle(12 Temmuz 1947 Beyannamesi) muhalefet partilerine güvence verdi. Parti 1950 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğrayarak iktidarı Demokratik Parti’ye bıraktı.1954 seçimlerinde hezimet daha da büyük oldu. Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoya ancak 30 milletvekili sokabildi. Cumhuriyet Halk Partisi, parti-devlet özdeşliğinin gereği olarak kendi simgesi olan Altı Ok’u 1937 ‘de anayasaya sokmuş ve “Ebedi Şef” Atatürk’ün ölümünden sonra Aralık 1938’de İsmet İnönü’yü “Milli Şef” seçmişti. Parti şimdi milli şeflikten vazgeçmiş olan genel başkanı İsmet İnönü’nün başkanlığında ve gene aynı simge altında, iktidardaki Demokrat Parti’ye karsı demokratik bir mücadele yürütüyordu. Gittikçe antidemokratik bir tutum takınan Demokratik Parti karşısında gücü yavaş yavaş artıyordu. Nitekim 1957 seçimlerinde Meclis’e daha fazla üye sokmuştu.
PARTİLER   ALDIKLARI OY   ORAN  %   MİLLETVEKİLİ
DEMOKRAT PARTİ    5.313.695   58,42    503
CUMHURİYET HALK PARTİSİ    3.193.471   35,11   31
CUMHURİYETCİ MİLLİYET PARTİSİ    480.249   5,28   5
KÖYLÜ PARTİSİ   50.953   0,56   -
İŞÇİ PARTİSİ   910   0,01   -
BAGIMSIZLAR   56.393   0,62   2
TOPLAM   9.095.563   100   541

          Bu sonuçlara göre DP,1950 seçimlerine oranla “921.965”oy daha almış olmasına karşın milletvekili sayısını “95”artırmıştı.CHP’ye gelince 1950 ‘ye oranla “44.485”oy (%4.48)yitirmiş görünürken “38” milletvekilliği kaybetmişti. Bu da çoğunluk sistemine dayalı seçim yasasının bir sonucu idi. CHP’de 1950 meclisinde yerlerini koruyan Şemsettin Günaltay ile F.A.Barutçu bile seçilememişti. Seçimlerden 3 gün sonra Tunceli milletvekilleri Aslan Bora ile Fethi Ülkü de partiden istifa etmişlerdi. CHP Grubu Başkanlığına getirilen Server Somuncuoglu da bir süre sonra partiden ayrılmıştı. İktidarın çekiciliği etkinliğini korurken kan kaybetmeye devam eden CHP’de milletvekili sayısı “28”e düşmüştü.
           Seçimlerden sonra TBMM ilk toplantısını 14 Mayıs 1954’de yapmıştı.14 Mayıs günü DP’yi iktidara getiren tarih olarak önemliydi. Milletvekillerinin ant içmeleri tamamlandıktan sonra Refik Koraltan yeniden TBMM Başkanlığı’na seçilmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimine katılan “513”milletvekilinden “486”sının oyunu alan Celal Bayar ikinci kez Cumhurbaşkanı olmuştu. Anayasa uyarınca hükümetinin istifasını veren A.Menderes’e de yeniden kabinesinin listesini 17 Mayıs’ta Cumhurbaşkanına sunup onayını almıştı.
           Menderesin kurduğu 3. Hükümetin programı,24 Mayıs’ta Meclis’te okunmuştu. Bir iktidar değişikliği söz konusu olmadığı için “yeni bir program hazırlanmadığını” vurgulayarak programına başlayan Menderes, daha çok son “4”yıllık olayları gözden geçirerek gelecekteki gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklayacağını söylemişti. Başbakan,1950 seçimleriyle siyasal hayatta yeni bir dönemin açıldığını, ancak son “4”yıldaki olaylara bakarak, bu süreyi bir ”intikal”(geçiş)devresi saymanın daha doğru olacağını belirtmişti. Aslında da bir ulusun düşünce ve yaşayış biçiminde köklü etkiler ve sonuçlar yaratan büyük degişiklikeri bir hamlede gerçekleştirmeye olanak bulunmadığını da hatırlatmıştı. Ona göre geçen “4” yıl ,”eskinin ve geçmişin”kendisini savunması için harcadığı  “mezbuhane”(boşuna)çabaların, bu yüzden kopan bilinçsiz bir mücadelenin türlü biçimde ortaya çıkışıyla doluydu. Böylece boş yere çok kıymetli bir zaman ve çaba harcanmış, maddi zararlara uğranılmıştı. Bunun baş sorumlusu da eski iktidar, yani CHP idi. Ancak 2 Mayıs seçimlerinden sonra bilinçsiz, yıpratıcı ve haysiyetsiz kavgalara, yalan ve iftiraya dayanan bu tür mücadelelerin devamına artık müsaade edilmeyecekti.
1957 seçimleri ve DP’nin demokrasiden sapması:1957 seçimlerini yine DP kazandı, fakat DP’nin oyları azalmıştı (%48 ve 424 milletvekili)CHP oyların %41’ini almıştı.(178 milletvekili). Cumhuriyetçi Millet Partisi (Osman Bölükbaşı’nın partisi)ve Hürriyet Partisi de 4’er milletvekili çıkarmışlardı.
           1958 ‘de iktisadi bunalımın çözümsüzlüğü karşısında Türk hükümeti IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmasını kabul etmek zorunda kaldı(başka türlü dış borç almak olanağı yoktu).4 Ağustos 1958’de istikrar önlemleri alındı ve dolar 2.80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Millî Korunma Kanunu uygulamaları fiilen durduruldu ve enflasyonu dizginleyebilmek için kamu kuruluşlarının ürünlerine zam yapıldı. Önceleri devlet işletmelerini özel kesime devretmeyi düşünen DP, özel kesimi devlet işletmelerini almak ya da kendi yatırımlarını yapmaktaki yavaşlığı karşısında daha sonra yaptığı yatırımlarla kamu kesimini genişletmiş bulunuyordu. Ama özel kesimin sanayi yatırımları da zamanla çoğalmıştı. Kurulan sanayiler genellikle ithal ikamesini amaçlıyordu. Örneğin, döviz darboğazı yüzünden musluk, akü, kalorifer gibi mallar ithal edilemeyince, bunlar yerli olarak yapılmaya başlanıyordu.
          1958 güzünde DP iktidarı yeni ve daha şiddetli bir baskı dönemi başlattı. Neden buna gereksinim duyduğu incelenmelidir. Bu kez iktisadî bir bunalımın sonucu istikrar önlemleri ve ağır bir devalüasyon fiyatları fırlatmış, halkı perişan etmişti. Öte yandan  1957 seçimlerinde  CHP yükselişe geçmiş  çoğunluk dizgesine rağmen  Meclise kalabalık  bir milletvekili  grubu sokmayı başarmıştı. İktisadÎ durumun   kötülüğü hesaba katılırsa, bundan sonraki seçimin CHP  tarafından kazanılması  muhtemeldi. Oysa Menderes ve çevresi iktidardan ayrılma olasılığını nedense kabul edemiyorlardı.Bu sırada daha şiddetli  bir baskı dönemi başlatmak için  gerekçe ya da vesile olacak iki dış örnek de ortaya çıkmış bulunuyordu.
           Menderes 6 Eylül 1958’de Balıkesir’de muhalefeti Irak’taki devrimin benzerini yapmak istemekle suçladı ve darağaçlarını hatırlattı.21 Eylül’de İzmir’de De Gaulle düzenini örnek almak istediğini gösteren sözler söyledi. Devlet görevlilerine baskı yapılırsa demokrasiye paydos deneceginide belirtti. İnönü bu sözleri yanıtsız bırakmıyordu, fakat iktidarın niyetleri belli olmuştu. Önce bu niyetler Vatan Cephesi biçiminde somutlaştı. Menderes Manisa’da 12 Ekim a1958 günü muhalefetin “kin ve husumet” cephesine karşı bir Vatan  Cephesi kurulması  çağrısında  bulundu.Ondan sonra ülkenin her yanında Vatan Cephesi örgütleri kurulmaya başlandı.Üyeler aslında DP’ye üye oluyorlar,fakat katıldıkları örgüte Vatan Cephesi deniyordu.Vatan Cephesi kuranlar ve katılanların   adları her gün radyoda tek tek okunuyordu.Bu ,siyasal gerilimi büsbütün artıran bir kaymaydı.
           Muhalefet bu durum karşısında ezilmemeye çalışıyordu.  24 Kasım 1958 tarihinde Hürriyet Partisi  CHP ile birleşme kararı  aldı.12 Ocak 1959’da toplanan  CHP’nin 14.Kurultayı İlk Hedefler  Beyannamesi adlı metni kabul etti. Beyannamedeki esaslar CHP iktidara ilk geldiği yasama döneminde gerçekleştirilecekti. Bunlardan başlıcalar, sosyal devlet,basın özgürlüğü, grev ve sendika kurma hakkı, ikinci meclis,anayasa mahkemesi,seçimde nisbi temsil usulü, üniversite özerkliği, yüksek yargıçlar kurulu, devlet yayın araçlarının yansızlığı idi.Bunlar, daha sonra 1961  Anayasası’nın temelini oluşturacak esaslardı.
            DP  iktidarı muhalefet önderlerinin yurtta dolaşmasına dayanamıyordu.Daha 1952’de, muhalefet önderlerinin , başta İnönü ve Kasım Gülek gezilerini önlemek için baskı yapmaya başlamışlardı.Bu baskı kolluk güçlerinin, yönetici,savcı ve mahkemelerin baskısı olabileceği gibi.DP’li partizanlara yaptırılan düşmanca davranışlar da olabiliyordu.İnönü’nün  Ekim 19522de yaptığı   Ege gezisi sırasında  İzmir’de kişisel müdahaleler,  Akhisar ve Manisa ‘da protesto gösterileri yapıldı.8  Ekim1952 günü  İnönü, Balıkesir’e gelecekti.  Vali kentin dışında onu karşıladı ve kente girerse olaylar çıkacağını, olanlardan sorumlu olmayacağını, İnönü’yü koruyamayacağını bildirdi. İnönü kente girmekten vazgeçti.18 Nisan 1954’te  İnönü’yü, mersin’de açık  hava toplantısı sırasında  DP’lilerin saldırıları   karşısında canını kurtarabilmesi  için yüksek bir  duvardan  aşırtmak  gerekmiştir.Daha başka örnekler  de verilebilir.Fakat görünen odur ki, sonraki olaylar daha ağırdır.Bunlarda  İnönü’yü dövmek , yaralamak, hatta muhtemelen öldürmek  düşüncelerinin yer aldıgını söyleyebiliriz.
            Yine bir Ege gezisinde, 30 Nisan 1959 ‘da İnönü’nün Kurtuluş  Savaşı’nda karargahı olan evi ziyaret etmesi, Vali tarafından ne pahasına olursa olsun  önlemek istenmiştir. Valinin bu buyruğu  yerine getirmeyen Emniyet Müdürü  ve Jandarma  Komutanı o gün görevden alınmışlardır. O gece çevredeki birtakım fabrikalardan  DP’li partizanlar getirildi.Ertesi gün bu kalabalık, istasyona gitmekte olan  İnönü’nün   otomobilini  durdurdu.İnönü otomobilinden inip   kalabalığın arasından geçerken başına isabet eden bir taşla  yaralandı.Yolda olaylar devam etti.İzmir’de  CHP’nin bütün etkinlikleri engellendi,DP2li partizanlar  Demokrat İzmir gazetesini yıktılar. İstanbul’da İnönü hava alanından kente gelirken, taşlı, sopalı DP’liler Topkapı ‘ya  yığıldılar(4 Mayıs).Trafik  Müdürü  arabasıyla yolu tıkamış bulunuyordu.İnönü’nün arabası durunca,çevresi zorbalar tarafından sarıldı.Trafik  Müdürünün İnönü’yü kendi arabasına  alıp götürmek için ısrar ediyordu.Neyse ki görevli olmayan  ama durumu izleyen bir binbaşı , olayı seyretmekle yetinen askerlere  arabanın çevresini dipçikle açmaları komutunu verdi  ve Trafik Müdürünün arabasını yol ortasından çekmesini sağladı.Bu olayların gazetelere yazılması yasaklandı,basın beyaz sütunlarla  çıktı.
Topkapı olayında bir cana kastetme durumu olduğu söylenebilir(bu sırada İnönü 75 yaşındaydı)DP’nin önderleri olan  Menderes ve Bayar ‘ın cezai sorumluluğu kanıtlamasa bile, siyasal sorumlulukları olduğu açıktır.
Kısıtlayıcı ve cezalandırıcı önlemler:DP’nin 1954 seçimlerinden sonra partiler arası ilişkileri kendi anlayışına  göre düzenlemek basın ve üniversite çevrelerinde süren eleştirileri azaltmak ve kamu kesimini ,memurları,uyumlu çalışmaya yönlendirmek için 1957 ‘de yapılan seçimlere kadar aldığı önlemler ya da getirdiği yeni sınırlandırmalar  şöyle sıralanabilir:
•   Karşıt partilere oy veren illerin idari yapılarının  değiştirilmesi Malatya  ilinin 2’ye ayrılması  ve Kırşehir ilinin ilçe yapılması
•   Kamu çalışanlarının hizmet sürelerine  bakılmaksızın emekli yapılmaları
•   Üniversite öğretim üyelerinin bakanlık emrine alınmaları
•   Basın suçlarının ağırlaştırılması
•   Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kısıtlanması
•   TBMM görüşmelerinde kısıtlama ve ceza uygulaması
•   Sendikal çalışmalarının kısıtlanması
•   Muhalefetin güç birliğini önlemek amacıyla seçim yasasında değişiklik yapılması     
                           Ancak  DP’nin birbiri arkasına aldığı önlemler, getirdiği kısıtlamalar 1957 seçimlerine umduğunu bulmasına yetmemiştir.DP iktidarı 6/7 Eylül olayları adı verilen iç kargaşaya yol açtığı kendi içinde bölünmeleri önleyemediği ve ekonomik sıkıntılara çare bulamadığı için   yıpranarak  bir çıkmaza doğru yol almıştı.DP için 1954 ‘de başlayan bu yeni dönemi Metin Toker “DP  Yokuş  Aşağı”  Cem Eroğlu ise “Duraklama  Dönemi”die adlandırmıştır.
                          Demokrat Parti’nin demokrasi anlayışının çöküşüne kısaca  değinelim

PARTİYİ KURTARMA ÇABALARI :VATAN CEPHESİ
Ülkede ekonomik sıkıntıların giderek artması ve partinin içten  de parçalanması sonucunda daha güçlü  bir muhalefeti karşılarında bulan  DP yöneticileri, 1957 seçimlerinde umduklarını da elde  edemeyince, sorunlara çözüm bulma yerine , her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalabilmek  için partilerine güç kazandıracağını  umdukları bazı yöntemlere başvurmuşlardı.Yeğlenen, DP’yi kamuoyunda daha da milliyetçi , vatansever gösterecek sihirli bir ad altında yeni atılımlarla güçlendirmek  ve karşıt  partilerle basını susturacak  daha da kısıtlayıcı , yasaklayıcı yeni önlemler almak olmuştu.Böylece “Vatan Cephesi”diye adlandırılan bir uygulamaya girişilmiş ve  CHP’yi de uyduhaline getirilip  otoriter bir demokrasi kurmaya yönelmişti.
             DP liderinin ,”kışkırtıcı,bozguncu,kinci,kötülük simgesi kesim” olarak suçladıkları karşıt parti, kurum ve kuruluşlara karşı partilerini güçlü gösterip iktidarlarını sürdürmek için  başvurdukları yollardan biri   “Vatan  Cephesi”  oluşturmak olmuştu.Vatan  Cephesi ilk kez, CHP  milletvekili gazeteci  Hüseyin  Cahit  Yalçın tarafından  kullanılmıştı.Yalçın , 3 Aralık 1945 ‘te  Tanin’de çıkan “Kalkın ey ehl-i vatan!” başlıklı yazısında Sabiha  Sertel’in görüşmeler dergisindeki eleştirilerine yanıt verirken ,alt başlık olarak  da  “Bir Vatan  Cephesi’ne lüzum vardır”demişti.
          Slogan haline getirilen  Vatan Cephesi propagandasını sürdürmek ve katılanların sayısını artırabilmek için devlet radyosundan, cepheye girenlerin adlarının okunması gibi bir de taktik uygulanmıştı.Muhalefette iken radyonun hükümet yanlısı olarak çalıştırıldığından, muhalefetin sesine yer verilmediğinden yakınan  Demokratlar,iktidara geldiklerine de bu etkin iletişim  aracını kendi sesleri haline getirmişlerdi! Şöyle  ki  DP  lideri  C.Bayar,19472de “Radyo halkın parası ile kurulmuştur.Tek  taraflı kullanılmaması icap eder”diyerek bu devlet kuruluşunun  yansız olarak  yayın yapması gerektiğini belirtmişti .A.Menderes  de 1948   Haziranında ki  bir konuşmasında, “Millet parası ile çalışan radyolarda tek taraflı  olarak  mütemadiyen kendilerini  methettirmek   yolunda türlü gürültüler ve gösteriler yapa gelmişlerdir.”diye yakınmıştı.Ama 7 Nisan 1960 günkü DP grubu toplantısında,Radyo  Gazetesi adıyla radyoda yapılan konuşmaları,kendi masasında  ve kendi eli ile yazdığını açıklamıştı!  Vatan Cephesi’ne  katılanların listesinin radyodan okunmasına   1  Ekim 1958 ‘de  başlanmış ve 6 Nisan 1960’a kadar sürdürülmüştü.
Bir cankurtaran simidi olarak algılanan Vatan  Cephesi ,Demokrat   Parti’yi  kurtaramamıştı.Üstelik abartılı propaganda, tarafsız vatandaşlarda üzüntüyle karışık bir kızgınlık da yaratmıştı.
MUHALEFETTEN KURTULMA UĞRAŞI:DP  iktidarının çöküşe sürüklenmesinde  1958 yılı büyük bir dönemeç oluşturur.İktidar o yıl eğik düzeyde kaymaya başlamıştı.Daha yılın başlarında orduda  DP yönetimine  karşı,bir darbe bir komplo hazırlandığı söylentileri,kimi  çalkantılara yol açmıştı.Samet Kuşçu adında bir subay, içlerinde albayların  da bulunduğu bir grup subayın hükümet  aleyhinde bir darbe hazırladıklarını ihbar etmişti.İktidara geçtiği günlerden başlayarak ,bir askeri darbe ,bir ihtilal  kuşkusunu yaşayan DP’ye bu ihbar ,doğal olarak büyük heyecan yaratmıştı.İhbar üzerine “3” albay ,”1” yarbay,”4” binbaşı ve “1” yüzbaşı “9” subay tutuklanmış ve askeri mahkemeye verilmişti(16 Ocak 1958).
           Aralarında  Alb.Celal Yıldırım’ın  da bulunduğu bu subaylar hakkındaki duruşmalara 26 Mayıs ‘ta başlanmıştı.Sonunda 9 subay suçsuz görülüp serbest bırakılırken, ihbarcı S.Kuşçu, “2” ay hapse çarptırılmıştı(25 Kasım).
           “14  Temmuz günü patlak veren Irak hadiselerinden, beri,büsbütün tahrip edici bir manzara gösteriyor.Gayeleri  BMM’nin saygınlığını ve gücünü kırmak, yasama dönemini zorlamalarla  sakatlamaya çalışmak , Meclis içi ve Meclis dışı  manevralarla idareyi felce uğratmak ve çoğunluğun  üzerine azınlığın  hüküm sürmesini sağlamaktır.CHP’nin BMM’nin kudret , kuvvet ve yetkisi   önünde saygılı ve itaat edici olması yasal bir zorunluluktur…Aksi halde gereken önlemler alınacaktır!”
           İktidar partisi,karşıtını eleştirmekle kalmamamış, onu yasal davranmamak gibi ciddi bir iddia ile suçlayarak , “gereken”in yapılacağını da ilan etmişti.Gereken, “5” yıl önce Millet Partisi olayında olduğu gibi CHP’yi kapatmak  olabilirdi.Dolayısıyla bu bildiri ,1960 Nisanında  kurulacak olan Meclis Soruşturma  Komisyonu’nun habercisi  demekti.Üstelik “Meclis içi ve dışı” yollar deyimiyle bir ihtilal” ürküntüsünü de yansıtmıştı.
           Bu eğilimler  Menderes’in daha birkaç yıl önce vurgulandığı gibi,”demokrasi”nin güç bir rejim olduğunu  kanıtlamaktaydı.1954 ‘de onunla görüşen Dr.F. Şerafettin Bürge , DP liderinin “Demokrasi çok güç bir rejimdir.Para ile ,saygısızlık ve terbiyesizlik ile, vatandaşın ahlakını bozan bir rejimdir” dediğini aktarmaktadır.DP yöneticileri 1954 seçimlerinden sonrasındaki rejim tartışmalarında demokrasinin bircik koşulu olarak yalnızca “seçimler”i gördüklerini açıklamışlardı.Seçimi kazanmak ya da çok kullanılan anlatımıyla  “sandıktan çıkmak” biricik koşul kabul edilince muhalefetin ,azınlığın görüş  ve eleştiri rejim açısından önem taşımıyor demektir.
           İlk hedef olarak saptanan ilke ve önerilerin ardından  “1.5” yıl geçtikten sonra 27  Mayıs 1960 dönüşümünde  gerçekleştirilmiş  olması onların ülke gerçekleri dikkate alınarak belirlendiğini ve uygulanabilir olduğunu ve kanıtlanabilir olduğunu  kanıtlamaktadır.
           Ama son gelişmeler 1959 yılına girilirken  iktidar ile muhalefet  ve basın arasındaki  ilişkilerin daha da sertleşeceğini  göstermişti.Yılın daha ilk haftasında ,  İstanbul ‘da ki  Tan Basımevi  yeni bir saldırıya uğramış tı.1948 ‘de  komünist yayın yapıyor diye  tahrip edilen basımevine bu kez dinamit atılmış ve “40” kişi  yaşamını yitirmişti.
           Basına yöneltilen saldırılar  ve sık sık konan yayın yasaklarını protesto etmek isteyen bazı gazeteciler , 3Mayıs ‘ta sansürü anımsatan beyaz sütunlarla çıkmıştı.Ama bütün  bunlar iktidarı  ve “Kraldan fazla kralcı” geçinen kimi yöneticileri,  görevlileri  uyarmaya yetmemişti.İzmir’den  uçakla İstanbul’a  geçen  İnönü, arabayla  havaalanından kente inerken  Topkapı yakınlarında daha büyük bir saldırıya uğramıştı.Görünüşte  İstanbul Valiliği  İnönü’nün bir engelle karşılaşmadan kente girebilmesi için bazı önlemler almış , polis dışında bir askeri  birlik de görevlendirilmişti.Fakat 4  Mayıs sabahı, İnönü’nün arabası Topkapı önlerine  vardığında Komiser  Celal Kosova arabanın önünü kesmiş , elleri sopalı ve taşlı bir grup da arabanın etrafını çevirmişti.Sonradan yapılan saptamaya göre içlerinden “23” kişi, “Paşa öleceksin, tekbir getir!”  diyerek  saldırıya geçmişti.Kosova, İnönü’yü trafik arabasına bindirmeye  çalışırken  olayın  ciddiyetini gören Bnb. Kenan  Bayraktar tabancasını  çekip duruma müdahale etmek gereğini duymuştu . Öteki  subaylar da askere süngü taktırarak  yolu açmışlar , böylece İnönü kurtarılmıştı.
           CHP grubu Uşak ‘tan başlayıp Topkapı’ya kadar devam eden olayları TBMM gündemine getirmişlerdi.Başkalığa verdikleri  önergede, olayları düzenleyen ya da önleyemeyen Başbakan ile İçişleri Bakanı Namık Gedik hakkında  soruşturma  açılmasını istemişlerdi.Ancak önerge DP çoğunluğunca  reddedilmişti.Ama o günlerde Necip Fazıl Kısakürek , Büyük Doğu’da İnönü’nün artık gününün geldiğini ilan etmişti.”Artık Günün Geldi” başlıklı yazısında ,”Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber?” diyerek ,İnönü’nün gerekirse bir gülle ile öldürülmesini önermişti!
BASKI VE YILDIRMALARA KİTLESEL TEPKİLER
           Demokrat Parti  iktidarının  halkı  ayaklamaya  kışkırtıyor savı ile ana muhalefet  partisi  olan CHP’yi  kapatmaya  ve basını  susturmaya, özgürlükleri askıya  alma girişimleri, bir süredir bu gidişe  tepki  gösteren  ülkedeki dinamikleri,  daha toplu hareket etmeye yöneltmişti. Kitlesel  hareket  DP liderlerinin boyuna suçladıkları üniversiteden  ve üniversite geçliğinden  gelmişti.Bu  karşı   çıkışlar  yatıştırılacağına  gençliğin  “tenkil”ine , yani yok edilmesine  karar verilince  de bir süredir  olaylara dur demeye  hazırlanan   silahlı  kuvvetler mensupları  devreye  girmişlerdi.Bu da Demokrat  Parti iktidarının sonu olmuştu.
ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN GİDİŞE KARŞI ÇIKIŞLARI:Yükseköğrenim  gençliğinin  , ülkelerindeki  siyasal  iktidarlara destek olmaları ya da  onun izlediği siyasaya karşı çıkmaları, yalnız  o  iktidarlarının geleceklerini  belirlemede değil,siyasal rejimin kaderi üzerinde de rol oynayan önemli  etkenlerden  biridir.Bu önem,çağın gidişini  de içeren  yeni bilgiler  edinmeye   çalışan ve ömürlerinin  en coşkulu devinimli  dönemini yaşadıkları  için kolaylıkla  etkilenen  gençlerin, kendilerini  feda edercesine  eyleme  geçebilmelerinden  kaynaklanmaktadır…
           Kaldı ki öğrenci  hareketleri, yalnız  demokrasilerin  geçerli  olduğu  ülkelerde  değil, her türlü rejimlerde  görülmektedir.Monarşik bir rejimin  egemen  olduğu  Osmanlı   İmparatorluğu  döneminde, medreseli denen yükseköğrenim  öğrencilerinin, dinsel ya da yönetimsel  dürtülerle  toplu hareketlere giriştikleri  bilinmektedir.Bu hareketlerin de başlıca “2” biçim ve yönde  ortaya çıktığı görülmektedir:
1-)bilim öğrenen  kesim olarak merkezi yönetimin  kimi uygulamalarına  karşı  çıkmak, istenmeyen kimi yüksek  devlet  görevlilerinin  değiştirilmelerini istemek için.Bu tür  eylemlerde  öğrencileri harekete geçiren gruplar , genelde  ya  onlara ders veren öğretmenler  ya da  ocaklı denen askeri  sınıf olarak  belirtilmektedir.
2-)Medreseleri bitirdikten sonra  iş bulamamanın  doğurduğu  bunalımlara  dayanan eylemler.
          CHP  iktidarında  İstanbul’da  Tan basımevinin tahrip edilmesi, Ankara’da  Dil ve  Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin  basılarak rektörünün  istifaya zorlanması gibi “düzenlenmiş”  eylemler olmuştu.DP  iktidarı yıllarında ise  İstanbul ve İzmir  de  patlak veren  6/7 Eylül olayları, iç ve dış  siyasada  ağır sonuçlar  doğurmuştu.DP liderleri  1955  Eylülündeki  olayları  maddi tazminatlar ve manevi  ödünler  vererek atlatmışlardı.Ama  ondan “5” yıl sonra 1960  Nisanında  başlayan öğrenci  hareketleri,partiyi iktidardan  ederken  ülkeyi  de yeni bir dönemece  getirmişti.
           İstanbul üniversitesi öğrencileri  daha 1960 yılı başında   Nurculuk tarikatı  kurucusu  Said-i  Nursi’yi  yeniden ön plana  çıkarıp  ondan destek  almaya çalışan  DP yöneticilerini  düzenledikleri bir miting ile  uyarmak istemişlerdi.  TBMM’nde  ünlü soruşturma  komisyonunun  kurulmasının  ertesinde  Ankara’da ki   öğrenciler  de bu uygulamaya  karşı çıkan  CHP Başkanı  İnönü lehine  Kızılay’da bir gösteri yapmışlardı.Gösteriye halktan da  katılanlar  olmuş  ve  “Hürriyet!  Hürriyet!” diye bağırmışlardı. Gösteriyi dağıtmak isteyen  polisle çıkan  sürtüşmeler yüzünden  “22” kişi gözaltına alınmıştı.  Ancak her ne pahasına olursa olsun  muhalefeti silmek  ve ülke yönetiminde  tek başlarına kalmak tutkusu  içine girmiş olan    DP’liler  bu gelişmelerin  ayırdına  varamamışlardı.Soruşturma  komisyonu,  Ulus gazetesi  yöneticileri  ile kimi gazetecileri,  olayların kışkırtıcı  diye sorguya  çekmeyi yeğlemişti.
          Bununla birlikte  yetki yasasına  asıl büyük tepki  üniversite gençliğinden  gelmişti.Senatonun istenen  görüşü saptamak  için toplanacağı  28  Nisan  1960 ‘da  İstanbul  Üniversitesi’nde  DP iktidarı aleyhine  büyük bir gösteri  başlamıştı.Binlerce öğrenci  “Menderes  istifa!  Kahrolsun  diktatörler!”  sloganlarıyla  Beyazıt Meydanı’ndan yürüyüşe geçmişlerdi.Giderek büyüyen   göstericileri   dağıtabilmek  için güvenlik güçlerine   emir verilince  çıkan çatışmada  “2” öğrenci ölmüş  , bir çoğu da yaralanmıştı.Turan Emeksiz adlı öğrenci  polis kurşunu ile yaşamını yitirmiş , bir başkasıda  tankın altında  kalıp ezilmişti.Polislerden  de “1” i ağır olmak üzere  “16” kişi yaralanmıştı.Bu arada  Rektör Sıddık  Sami  Onar, Vali  Ethem Yetkiner’in isteğiyle  zorla polis jipine bindirilerek  vilayete  götürülmüştü.Bu zorlamada  yere düşen rektörün gözlüğü kırılmış sol kaşı da yarılmıştı.
          Demokrat Parti’nin  Büyük  Millet  Meclisi’nde  sahip olduğu çoğunluk  ,  özellikle 1954  seçimlerinden  sonra, Parti  önderlerine  sonsuz  bir güç  duygusu  veriyordu.Ne yazık ki,bu duygu  partiyi  çoğunluğun  baskısı yönünde  bir uygulamaya yöneltti . Hemen  seçimlerin  ertesinde,  seçmenleri  Millet  Partisi’ni desteklemekte  direndikleri  için  Kırşehir  ili ilçe yapılarak  cezalandırıldı.Seçim yasası da  karşıt  partililerin  haklarını  kısıtlayacak  bir biçimde  değiştirildi.Radyo,  siyasal  partilere kapatıldı.Bu , radyo   olanaklarından  iktidar  olarak  yalnızca  Demokrat Parti’nin  yararlanması  demekti.İktidar,başkaldıran  bürokrasiyi  ve üniversiteleri  de  yola getirmeye karalıydı.Devlet  memurlarının güvenceleri  kaldırıldı  ve üniversite  özerkliği,  üniversite yönetimi  Milli  Eğitim  Bakanlığına  bağlanarak ,  yok edildi. Bir süre  sonra da, hükümeti  eleştiren  gazetecilerin  tutuklanması  ve gazetelerin  kapatılması  başladı. Cumhuriyet  Halk  Partisi  üzerinde ki  baskılar da  gittikçe artıyordu. Bir ara  Parti’nin  Genel  Sekreteri bile tutukevine atıldı.
KARŞIT GRUPLAR A TEPKİ:BASKI 
           Bu sırada ekonomik sıkıntılar  da artık ön plana  çıkmaya başlamıştı.Dış  ödemeler  dengesi açığı, enflasyon, tarımdan sanayiye   yetersiz  kaynak  aktarılması,gibi  yapısal  sorunlar  ekonomide  darboğazlar  yaratmıştı.Zengin aracılar,  tüccarlar  ve kapkaççı  imalatçılar  yaratan   ekonomik uygulamalar ,  halkı olduğu kadar  Demokrat Parti’nin  kendi üyelerini de tedirgin ediyordu.  Türkiye  de  artık sınıflar  ayrılıklar  ortaya çıkmaya başlamıştı.Bu değişme içinde ,  Demokrat  Parti kendi  üyeleri tarafından  bile  burjuva- benzeri bir sömürü   sınıfının  temsilcisi  olmakla  eleştiriliyordu.
          Demokrat Parti’ye  Meclis içinde  ve  Meclis  dışında  yöneltilen  eleştiriler,  iktidarın  baskısının  daha da  artması  sonucunu  doğurdu.  Demokrat  Parti’nin  tek  parti  yaklaşımı, her türlü  karşıtlığa , son derece sinirli tepkiler  verilmesine yol açıyordu.Siyasal  partiler , basın, radyo,üniversiteler, sendikalar,yargı  organları  ve bürokrasi  üzerinde ki baskılar  iyice ağırlaştırıldı.Hükümet  artık  yeni bir demokrasi  tipi  bile aramaya  başlamıştı.
         Demokrat Parti iktidarının  bir baskı yöntemine  doğru gitmesi üzerine,  bu durumu  onaylamayan kimi milletvekilleri  Parti’den  ayrılarak  20 Aralık  1955’de  Hürriyet  Partisi’ni kurdular.  6  Eylül  1957  tarihinde  dört  kurucudan  biri  olan Fuad  Köprülü  bile, Demokrat  Parti’den  ayrıldı.  Bu arada,  öteki  partiler   iktidar partisine  karşı  bir güç birliği  kararı  vermişti.Hükümetin  buna  yanıtı, genel seçimleri , saptanmış  olan  tarihten bir yıl  önceye almak oldu.
         Seçim uğraşı  saldırgan bir hava  içinde  geçti.Demokrat  Parti,  İsmet  İnönü’yü  iktidar  tutkusu ile  hasta ilan etmişti.Buna  karşılık,  Cumhuriyet  Halk  Partisi üyeleri, seçimi kazanırlarsa,  Menderes’in  özel  mahkemelerde  yargılanacağını  söylüyorlardı.
         1957  SEÇİMLERİ  :Demokrat  Parti  1957  seçimlerini de kazandı. Fakat , Meclis’teki  iskemlelerin  çoğunluğunu  elde etmesine  karşın,  aldığı oy oranı, yüzde  50’nin  altına düşmüştü.Olayların  bu dağılımı  Demokrat Parti  önderleri tarafından  yenilgi olarak  değerlendirildi.Demokrat  Partililer,  demokrasiyi,çoğunluğa  dayalı  mutlak  bir güç aracı  olarak  görmeye  alıştıklarından, bu durum onlar için gerçekten  bir yenilgiydi.
        Seçimlerden  sonra  ülkenin  genel siyasi  havası  hükümet  ile karşıt  partiler  arasındaki  ilişkiler  iyice kötüleşti.Seçimlerde  hile yapıldığına ilişkin  çok ciddi  suçlamalarda  bulunuldu.Buna karşılık  iktidarın  yanıtı,  Meclis  iç  tüzüğünde  değişiklikler  yaparak,  partiler  üzerindeki  baskılarını  ağırlaştırmak  oldu.
           Bütün bu olaylar sırasında  ekonomik  sıkıntılar  artıyordu.Kahveden otomobil  lastiğine  kadar  pek çok  tüketim  maddesi  ancak  karaborsada  bulunuyordu.Ekonomik durum kötüleştikçe,  hükümete  yöneltilen  eleştiriler  daha da etkili oluyordu.Hükümetin eleştirilere tepkisi  kendisine  sempati  duyanları Vatan Cephesi adı altında  toplamak  ve baskı  önlemlerini artırmak  oldu.Bu durum karşısında,Cumhuriyet  Halk  Partisi bir çatışmaya  girmeden,iktidarın baskılarına  boyun eğmeyeceğini  belli edince,Demokrat  Parti , Halk Partisi’ni  toptan  ortadan kaldırmaya  karar verdi.28 Nisan 1960’da iktidar, Meclis’te  bir  tahkikat  komisyonu  kurdu.Bu komisyon savcıların , sivil  ve asker  yargıçların  bütün  yetkileriyle donatıldı.Komisyonun kararları  kesindi  ve buna  karşı  başvuracak  bir üst makam  yoktu.Komisyona bütün yayınlara sansür koymak, her türlü  toplantıyı  ve siyasal  eylemi  yasaklamak  gibi daha pek çok olağanüstü  yetkiler  de verilmişti.Bu,  aslında Demokrat  Parti  tarafından  demokratik düzene karşı uygulanmış  bir hükümet  darbesi idi.Uygulama  bütün  ülkede  öğrenci  gösterilerine  ve siyasal  tedirginliğe  yol açtı.Sıkıyönetim ilan edildi.Artık  Türkiye’de  demokrasinin  sonu gelmişti.
Logged

HAKAN KADİR
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Resim Galerisi Eksiksiz Estetik

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri oyun komedi sohbet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!