TürkDiliveEdebiyatı.Com
Aralık 02, 2008, 07:31:59 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : türk edb -9 II.ÜNİTE ders notları Cevap Sayısı : 2 cevap var
Okunma Sayısı : 5669 defa mestik ve 14 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: türk edb -9 II.ÜNİTE ders notları  (Okunma Sayısı 5669 defa)
mestik ve 14 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
karadeniz
Üye
**

Toplam Puan: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


« : Ekim 20, 2007, 05:06:28 ÖS »

   ÜNİTE II

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER
(ŞİİR)
1.   Şiir İnceleme Yöntemi
a.   Şiir ve Zihniyet
b.   Şiirde Ahenk (Ses ve Ritm)
c.   Şiir Dili
d.   Şiirde Yapı
e.   Şiirde Tema
f.   Şiirde Gerçeklik ve Anlam
g.   Şiir ve Gelenek
h.   Yorum
ı.          Metin ve Şair
2.   Manzume ve Şiir
3.   Manzume ve Şiir Örneklerini İnceleme
 

   

 

 
BU BÖLÜMÜN AMAÇLARI
 
        Bu ünitenin sonunda;
*   Yazıldığı dönemin zihniyetiyle şiirin ilişkisini belirleyebilecek,
*   Şiirin ahenk özelliklerini inceleyebilecek,
*   Şiiri dil yönüyle inceleyebilecek,
*   Şiiri yapı bakımından inceleyebilecek,
*   Şiirde tema ile ilgili çıkarımlarda bulunabilecek,
*   Şiirde gerçeklik ve anlamla ilgili çıkarımlarda bulunabilecek,
*   Şiir ve gelenek arasındaki ilgiyi kurabilecek,
*   Şiiri yorumlayabilecek,
*   Şairin edebî yönüyle ilgili çıkarımlarda bulunabilecek,
*   Manzume ve şiir arasındaki benzer ve farklı yönleri söyleyebilecek,
*   Şiir örneklerini inceleyebileceksiniz.
 
 









 

1. ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ
A.    ŞİİR VE ZİHNİYET
 
UYARI
“Zihniyet” terimi ile bir dönemdeki soyal, siyasî , idarî, adlî, askerî, dinî güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, ticarî hayatın, eğitim etkinliklerinin birlikte oluşturdukları ortam ve bunların hiçbirine indirgenemeyen duygu, anlayış ve zevk bütünü kastedilmektedir.


1. KOŞUK
Tümen çiçek tizildi
 Bükünden ol yazıldı
Öküş yatıp üzüldi
Yirde kopa adrışur

Kızıl sarig arkaşıp
Yipkin yaşıl yüzkeşip
Bir bir kerü yürkeşüp
Yalnguk anı tanglaşur
 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
Binlerce çiçek dizildi
O tomurcuklardan yayıldı
 Çok yatmaktan üzüldü,
Yerden biter bitmez ayrışır.

Kızıl sarı ardı ardına
 Yeşil menekşe açıyor
Birbirini sarıyor
nsan buna hayran olur.
       Divanû Lügati’t Türk
 GAZEL
Saba Mesih-dem olup bahardan bu gece
H›ta’ya benzedi gülflen nigardan bu gece

Sabuh içmedi gündüz çemende gül-ruhsar
Bu nergisün gözü nedür humardan bu gece

Müzeyyen oldu reyahin bezendi bağ-ı çemen
 Meğer ki ba¤a haber geldi yardan bu gece


Ne dil-nevaz göründü vü hem de can efrûz
 Murada erdi gönül rûzgardan bu gece
Ahmedî Mefa i lün / Fe i lâ tün / mefa i lün/ Fe i lün





İLAHİ

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.

Okumaktan mana ne
Kişi Hakk’ın bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir.   

Okudum bildim deme
 Çok taat kıldım deme
 Eri hak bilmez isen
Abes yine yelmektir.
Yunus Emre
 
KOŞMA
 
Ala gözlerini sevdiğim dilber
Şu gelip geçtiğin yollar öğünsün
 Kadir Mevlâm seni öğmüş yaratmış
Kısmeti olduğun kullar öğünsün.

Huri melek var mı senin soyunda
 Kız nazarım kaldı usul boyunda
Kadir gecesinde bayram ayında
Üstüne gölge olan dallar öğünsün.
Karacaoğlan
 

EKMEK VE YILDIZLAR
 
 
Ekmek dizimde.
Yıldızlar uzakta. tâ uzakta.
Ekmek yiyorum yıldızlara bakarak.
Öyle dalmışım ki sormayın.
Bazen şaşırıp ekmek yerine
Yıldız yiyorum.
Oktay Rıfat

   Farklı dönemlerde yazılmış şiir örnekleri okudunuz.Bu şiirler hangi dönemlerin sanat anlayışını yansıtmaktadır?
Her sanat eseri yazıldığı dönemin izlerini taşır. Sanatçılar da sosyal bir çevre içerisinde yaşarlar ve içinde yaşadıkları sosyal ve kültürel olaylardan etkilenirler. Şiirlerinde içinde yaşadıkları çağın zihniyetini yansıtırlar.
Yukarıdaki ilk metin İslâmiyetten önceki dönem Türk şiirinin özelliklerini yansıtmaktadır.

 
Türk edebiyatı başlangıçtan bu güne gelinceye dek kültür, sanat, siyasî ve sosyal alanda pek çok aşamalar geçirmiştir. Bunlar arasında en önemlisi İslamiyet’in kabulü ve Batı uygarlığına dönüş hareketidir. Bu iki olay toplumun yaşamında sosyal, siyasî kültürel ve ekonomik değişikliklere neden olmuştur. Başlangıçtan bu güne dek gelişen Türk edebiyatı şöyle sınıflandırılır:
TÜRK EDEBİYATININ DEVİRLERİ

1)   İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

a) Sözlü Edebiyat
b) Yazılı Edebiyat
    2)   İSLAMİYETİN KABULÜNDEN SONRAKİ TÜRK EDEBİYATI
a)  Halk Edebiyatı
   Anonim Türk Halk Edebiyatı
   Dini –Tasavvufi Türk Halk Edebiyatı
   Âşık Tarzı Türk Halk Edebiyatı
b)  Divan Edebiyatı

3 ) BATI TESİRİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI
a.   Tanzimat Edebiyatı
b.   Servet-i Fünun Edebiyatı
c.   Fecr-i Ati Edebiyatı
d.   Milli Edebiyat
e.   Milli Mücadele Edebiyatı
f.   Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
-1923-1940 arası Türk edebiyatı
-1940 sonrası Türk edebiyatı

1 ) İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

Bilinmeyen bir tarihte başlamıştır. İslamiyet’in kabulüne kadar devam ede gelmiştir. Atlı- göçebe kültürünün izlerini taşımaktadır. Ölüm, yiğitlik, savaş, aşk konuları en çok işlenen konular olarak göze çarpmaktadır. İki koldan gelişmiştir.
A-SÖZLÜ EDEBİYAT
Şaman , kam baksı ozan adı verilen sanatçılar tarafından icra edilmiştir. Bu sanatçılar “kopuz”adı verilen bir saz aleti kullanırlardı. Doğuşu her ne kadar dini törenlere dayansa da zamanla din dışı konular da gelişmiştir.
   Hece ölçüsü kullanılmıştır.
   Aşk doğa ölüm konuları sık işlenmiştir.
   Anomin özellik taşımaktadır.
   Yarım kafiye kullanılmıştır.
   Koşuk , sav, sagu ,destan başlıca ürünleri sayılır.







KOŞUK

Kopuz eşliğinde “sığır” denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir. Günümüzdeki “koşma”ların ilk versiyonu sayılırlar. Kafiye şeması “aaab,cccb,dddb”şeklindedir.

SAGU
Yuğ adı verilen ölü törenlerinde ölümün acısının hafifletmek amacıyla söylenen günümüz “ağıt”larının ilk versiyonuna denir. Hece ölçüsünün 7’li-8’li parçaları sıkça kullanılmıştır.
UYARI: Bilinen en eski sagu :“Alp er Tunga”sagusudur.

SAV
Atasözü demektir. Atasözlerimiz ilk defa “Divan-ı Lugati’t Türk” kitabında bir araya getirilmiştir.

DESTAN
Toplumu derinden etkileyen savaş, kıtlık, afet vb. olayların olağanüstülüklerle bezendirilerek anlatıldığı manzum (bazen nazım- nesir karışık)uzun hikâyelere denir.
Destanlar “Doğal-Yapay”olmak üzere ikiye ayrılır.


B ) YAZILI EDEBİYAT
Türklerin GÖKTÜRK alfabesini kullanmasıyla başlayan dönemdir. Daha eskilere ait maalesef herhangi bir eserimiz yoktur. Tarihi bilinen en eski yazıtımız(mezar taşı): Çoyren (687–692)dir.
Tarihimizin ve dilimizin ilk en önemli belgeleri Göktürk Yazıtlar(Orhun Kitabeleri)dir.
   Doğu Göktürklerine aittirler.
   720,732,735 yıllarında dikilmişlerdir.
   Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan, Kültigin adına dikilmişlerdir.
   Yollug Tigin adlı bir yazara yazdırmıştır.
   Öz Türkçe ile yazılmıştır.
   Hakanlar Göktürkleri nasıl birleştirdiklerini, devleti nasıl idare ettiklerini, gelecek kuşakların ne yapmalarını anlatan bir nutuk (söylev)tur.
   Aslında birer mezar taşı olarak tasarlanmışlardır.
   Taşların üç tarafı Göktürk alfabesiyle bir tarafı da Çince yazılmıştır.
   Eserler şu an MOĞALİSTAN sınırları içindedir.
   1900’ lü yılların başında Strahlanberk tarafından bulunmuş, Danimarkalı Thamson tarafından okunmuşlardır.











A-HALK EDEBİYATI
Halk edebiyatı, İslâmiyet Öncesi Dönemde başlayan ve geniş halk kitleleri arasında varlığını sürdürerek günümüze dek yaşayan bir edebiyattır. Bu edebiyatta halkın özlemi, üzüntüleri sevinçleri dile getirilmiştir. Şairler (ozanlar) eserlerini saz eşliğinde söylemişlerdir.
Halk edebiyatının özellikleri şunlardır:
1.   Dil, halkın kullandığı konuşma dilidir. İslâmiyetin etkisiyle Arapçadan, Farsçadan bazı sözcükler ve bu dillere ait kurallar dilimize girmiştir. Ancak bu tutum genel yapıyı bozacak ölçüde olmamıştır.
2.   Ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır.
3.   Nazım birimi dörtlüktür.
4.   Ürünler, saz şairi ya da aşıklar tarafından bağlama adı verilen saz eşliğinde söylenmiştir.
5.   Genel olarak, yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır. Rediflere çokça yer verilmiştir.
6.   Genelde; aşk, doğa güzellikleri, ayrılık, yiğitlik, özlem gibi konular işlenmiştir.
Halk edebiyatı üç ayrı koldan gelişmiştir.
a.   Dinî Tasavvuf halk edebiyatı: Din ve tasavvuf konularını işleyen bir edebiyattır.
Başlıca ürünleri; ilâhî, nefes, sathiye, hikmet, nutuk, deme ve devriyedir.
b.   Anonim halk edebiyatı: Kimin tarafından söylendiği belli olmayan, halkın ortak
malı olan bir edebiyattır. Başlıca ürünleri; türkü, mâni, ninni, tekerleme, bilmece,
masal, atasözü, fıkra, halk öyküsü, karagöz ve orta oyunudur.

c. Âşık edebiyatı: Din dışı konuları, aşk, ayrılık, doğa güzellikleri, yiğitlik vb konuları işleyen ve aşıklar (saz şairi) tarafından oluşturulan bir edebiyattır. Bu edebiyatta ürünlerin kimin tarafından söylendiği bellidir. Koşma, semâi, varsağı, destan vb. başlıca ürünleridir.
1-DİNÎ TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI

TASAVVUF ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ
1.   Dil halkın dilidir. Bu edebiyat üzerinde İslamiyetin etkisi olduğundan, din yoluyla giren Arapça ve Farsça gibi sözcüklere de rastlanmaktadır.
2.   Genel olarak hece ölçüsü kullanılmakla birlikte az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
3.   Nazım birimi dörtlüktür. Fakat bazı şairler beyiti de kullanmışlardır.
4.   Daha çok yarım uyak kullanılmıştır.
5.   Bu edebiyat, yaratılış felsefesine (düşüncesine) dayandığı için sürekli olarak Tanrı
ve Tanrı'ya karşı duyulan “aşk” temalarını işlemiş; bir takım felsefî ve sırlı konular üzerinde durmuştur.
6.   Tasavvuf edebiyatı işlediği konular bakımından; hikmet, ilâhî, nefes, sathiye, devriye ve nutuk gibi türlere ayrılır.
7.   Bu edebiyatın şairleri arasında şiirlerini saz eşliğinde söyleyenler de vardır. Ayrıca bazı şairler eski geleneğe bağlı kalarak raksa (oyun) da önem vermişlerdir. Böylece destan devri edebiyatımızın şiir-müzik-raks biçimindeki üçlü geleneği daha canlı bir durumda yaşatılmıştır.
Şairlerine; Ahmet Yesevi, (12. yy), Yunus Emre (13. yy. sonu-14 yy. başı), Nesimî (14. yy), Kaygusuz Abdal (14. yy), Abdal Musa, Süleyman Çelebi (14. yy), Pir Sultan Abdal, Teslim Abdal örnek verilebilir.





 
İlahi:Tasavvuf Edebiyatı'nda Tanrı sevgisini dile getiren şiirlere ilâhî denir. İlâhîler, 7-8 ya da ll’li hece ölçüsüyle yazılır. Bu arada az da olsa aruz ölçüsüyle söylenmiş ilâhîlere de rastlanır. Nazım birimi dörtlük olmakla beraber beyit birimiyle yazılan ilâhîler de vardır. Kendine özgü bir besteyle söylenir. Türk edebiyatında ilâhî adı genelde Yunus Emre’nin şiirlerine verilir. Koşma tarzında uyaklanır.
Tasavvuf edebiyatının diğer nazım türleri şunlardır:
Nefes: Tasavvuf Edebiyatı'nda Bektaşî şairlerinin tarikatlarıyla ilgili konularda yazdığı şiirlere nefes denir. Nefesler ilâhîler gibi hecenin 7, 8 ve ll’li ölçüsüyle yazılır. Nazım birimi dörtlüktür ve koşma tarzımda uyaklanır. Kendine özgü bir bestesi vardır.
Hikmet: Din konularını şairin anlayış ve sezgisine göre işleyen nazım türüne hikmet denir. Bu ad genellikle Ahmet Yesevî’nin şiirlerine verilmiştir. Kendisi de meydana getirdiği divanına “Divan-ı Hikmet” adını vermiştir. Şiirlerini genellikle aruz ölçüsüyle yazmıştır. Hece ölçüsüyle yazdıklarında 14’lü kalıbı kullanmıştır.
Nutuk: Tasavvuf Edebiyatı mürşitlerin (tarikatta yol göstericiler) müritleri (tarikata yeni giren dervişler) aydınlatmak amacıyla söyledikleri şiirlere nutuk denir.
Devriye: Varlığın Tanrı'dan çıkarak evreni dolaştıktan sonra (önce cansız cisimlere, bitkilere, hayvanlara ve sonra da insan-ı kamile olgun insana, geçerek) tekrar Tanrı'ya dönmesini anlatan şiirlere devriye denir.
Sathiye: Tasavvuf edebiyatında Tanrı'yla şakalaşır, konuşur gibi yazılan şiirlere sathiye ya da şathiyat-ı soffiyane denir.
Deme:Alevi tarikatında söylenen ilahi türündeki şiirlere deme adı verilir.



2-ANONİM HALK EDEBİYATI
Anonim Halk Edebiyatı kimin tarafından söylendiği belli olmayan, halkın ortak malı olan bir edebiyattır. Kuşkusuz bu edebiyatta başlangıçta ortaya konan ürünlerin bir yaratıcısı, söyleyeni vardı. Ancak kuşaktan kuşağa geçtikçe ve ağızdan ağıza yayıldıkça söyleyenleri unutulmuştur. Böylece bölgeden bölgeye farklılıklar göstermiştir.
Anonim halk edebiyatının özellikleri şunlardır:
1.   Sözlü bir geleneğe dayandığı için yöresel özellikleri yansıtır.
2.   Ürünler halkın anlayabileceği bir dilde söylenmiştir.
3.   Şiirlerde ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır. En çok 7, 8 ve 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır.
4.   Nazım birimi dörtlüktür.
5.   Genellikle yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır. Dize sonlarında rediflere çokça rastlanmaktadır.
6.   Eserlerde Türk halkının duygu düşünce, hayal gücü, mizah anlayışı ve kıvrak zekası ortaya konmuştur.
7.   Belli başlı ürünleri; türkü, mâni, ninni, bilmece, masal, atasözü, fıkra, halk öyküsü, karagöz ve orta oyunudur.

NİNNİ
Ninni, Anonim Halk Edebiyatı ürünlerindendir. Annelerin çocuklarını uyuturken veya emzirirken nazım veya nesir hâlinde söyledikleri sözlere denir. Çocukların ağlarken susması veya daha çabuk uyuması için özel bir ezgiyle söylenir. Ezgi bebeğin ağlamasına, gülmesine ve konuşmasına göre ayarlanır.
Ninnilerde anneler, bebeklerin uslu durmasını, kısa zamanda büyümesini, iyi bir meslek edinmesini, kız ise gelin olmasını isterler. Bunun için din büyüklerinin çocuklarını koruyup kollaması yolunda dileklerde bulunurlar.
Ninnilerin söyleyeni belli değildir. Diğer anonim ürünlerde olduğu gibi ağızdan ağıza yayılır, kuşaktan kuşağa aktarılır. Hece ile söylenir; ölçü, uyak ve rediflerle ahenk sağlanır.
BİLMECELER
Bilmeceler Anonim Halk Edebiyatı'nın en sevilen türlerindendir. Genellikle kimin söylediği belli değildir; söyleyeni belli olan bilecemeler de vardır. Ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılarak yüzyıllar boyu varlıklarını korumuşlardır. Bir kısmı nazım, bir kısmı da nesir hâlindedir.
Nazım hâlinde olanlar 4, 5, 7, 8’li hece ölçüsü kalıplarıyla söylemiştir. İki, üç, dört ya da daha fazla dizelerden oluşabilirler. Hatırda kalması için genelde dizeler birbiriyle uyaklıdırlar.
Bilmeceleri insanlar, çevrelerinde gördükleri varlıkları, benzerlik, ilgi, tat vb. özelliklerinden yararlanarak yaratırlar. İki varlık arasındaki ilgi, üstü örtülü sözcüklerle tasvir edilir ve dinleyenden cevabı bulması istenir. Bilgide, zekâda, muhakemede , dikkatli ve hızlı olmayı ölçer.
Anadolu’da uzun kış gecelerinde bir eğlence aracı olarak kullanılır. İki kişi veya topluluk karşılıklı bilmece sorar. Cevabı bulamayan taraf “Yenir mi, içilir mi, nerede bulunur vb.” sorularla ipucu ister. Cevabı bulamayan tarafa ceza verilir.
Bilmecelerde günlük yaşamda karşılaştığımız tüm varlıklar (hayvanlar, eşyalar, bitkiler vb.) konu olarak ele alınır. Kolay söylenmesi, bazı iç uyaklarla desteklenmesi “Ya bunu bileceksin ya bu diyardan gideceksin vb.” tekerlemeye benzer sözlerin bulunması bu türün yaygınlaşmasında etkili olmuştur.

MANİ
Düz mâni: Ozanı belirsiz halk edebiyatı ürünlerindendir. Başlı başına dört dizeden oluşur ve 7’li hece ölçüsü kalıbıyla söylenir. Dizeler 4+3 duraklıdır. Uyak düzeni şöyledir: aa x a. Dörtlükte 3. dize serbest, diğerleri kendi aralarında uyaklıdır.
Mâniler genellikle aşk, doğa sevgisi ve ayrılık gibi değişik konuları işlerler.
Mânilerin genellikle birinci ve ikinci dizeleri doldurmadır. Bunlarda pek anlam aranmaz. Asıl anlam son iki dizede belirtilir. Bazı mânilerde ilk iki dize (I. ve 2. dize) ile son iki dize (3. ve 4. dize) arasında gizli bir anlam bağıntısı kurulabilir. Bu anlam bağıntısı ne kadar güçlü olursa mâni de o ölçüde güçlü olur; sevilir ve dilden dile dolaşır.
Cinaslı mâni: Dizelerinde cinas bulunan mânilere cinaslı ya da kesik mâni denir. Bu tip mâniler kesik bir dizeyle başladıkları için kesik mâni adı verilir.
Yedekli mâni: Düz mânilerin sonuna iki dize eklenmesiyle meydana gelen 6 dizelik mânilere yedekli mâni denir. Eklenen dizeler ya dört dizelik düz mâninin anlamını pekiştirir ya da kendi arasında bir bütün oluşturur. Yedekli mânilerin uyak düzeni şöyledir : aaxaxa ya da axaxax.

TÜRKÜ
 
Türkü, Anonim Halk Edebiyatı nazım türlerindendir. Besteyle söylenir. Hece ölçüsünün 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla yazılır.
Türk halkı sel, yangın, deprem, ölüm, ayrılık gibi değişik olaylar karşısında türkü yakar. Türkü yakmak, türkü söylemek demektir. Türk halkının yaşantısında her türkü bir olaya dayanır.
Türkülerdeki dörtlük sayısı kesin olarak belli değildir. Çünkü ağızdan ağıza geçtikçe şekillenir, çeşitlenir ve dörtlük sayısı da artar. Türkülerin başında ya da sonunda “ah”, “aman” gibi ünlemler bulunur.
Türkülerin koşma ve mâni biçiminde uyaklanan çeşitleri vardır. Uyak düzeni şöyledir: aaab (aaabb), cccb (cccbb)...
Ozanı belirsiz türküler olduğu gibi ozanı belli tüküler de vardır. Türkülerde sonradan eklenen dizeler, her dörtlüğün sonunda aynen tekrar edilir. Bunlara nakarat ya da kavuştak adı verilir.

3-ÂŞIK EDEBİYATI
Âşık Edebiyatı; din dışı konuları, aşk, ayrılık, doğa güzellikleri, yiğitlik vb. işleyen ve âşıklar (saz şairi) tarafından oluşturulan bir edebiyattır. Bu edebiyatta ürünlerin kimin tarafından söylendiği bellidir.
Âşık Edebiyatı, İslâmiyet Öncesi Dönemde var olan sözlü edebiyatın devamı niteliğindedir. 16. yüyıldan sonra daha da gelişip güçlenmiştir. Karacaoğlan, Kul Mehmet, Hayâlî, Gevherî, Kayıkçı Kul Mustafa, Âşık Ömer, Seyranî, Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Âşık Veysel vb. bu geleneği günümüze dek sürdürdü.
Aşık edebiyatının belli başlı özellikleri şunlardır:
1.   Bu edebiyat   sözlü bir edebiyattır. Aşık, ozan ya da saz şairi adı verilen kişiler ürünlerini saz eşliğinde söyler.
2.   Ürünler sade bir dille halkın anlayacağı biçimde ortaya konmuştur.
3.   Nazım birimi dörtlüktür.
4.   Ölçü olarak hece ölçüsü kullanılmıştır. Ancak çok az da olsa bazı şairlerce aruz ölçüsünün kullanıldığı da görülür.
5.   Belli başlı nazım türleri; koşma, semaî, varsağı, taşlama, destan ve güzellemedir.
6.   Âşk, ayrılık, ölüm, kahramanlık, doğa güzellikleri, gurbet, sıla özlemi gibi din dışı konular ve temalar işlenmiştir.
7.   Genellikle yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır.
8.   Şairler son dörtlükte adını ya da mahlasını (takma ad) kullanırlar.  (Böylece şiirlerin diğer şairlerin şiirleriyle karışması önlenmiş olur.
Halk edebiyatında şiirler, cönk adı verilen, meraklılarınca tutulan defterlerde toplanmıştır.

KOŞMA
Koşma, Halk Edebiyatı nazım biçimlerindendir. Konusu aşk ve doğa güzellikleridir. En az üç, en fazla beş dörtlükten oluşur. Şair son dörtlükte adını ya da mahlasını kullanır. Uyak düzeni şöyledir: abab (aaab, aabcb), cccb, dddb...
Dörtlüklerin son dizeleri aynen tekrar edilebileceği gibi, kendi arasında uyaklı da olabilir.
Koşma, hece ölçüsünün 11’li kalıbıyla yazılır. Durakları 6+5 ya da 4+4+3’tür. Bütün dizelerde aynı duraklar kullanılmaz.
Koşma, konu bakımından İslâmiyet Öncesi Dönem Sözlü Edebiyat ürünlerinden koşuk ile Divan Edebiyatındaki gazele karşılık sayılabilir. Çünkü üçü de aynı konuları işler.
Bazı halk şairleri koşma yazarken Divan Edebiyatı'nın etkisinde kalarak ağır bir dil kullanmışlardır. Fakat bu tutum, halk şiirinin genel özelliğini bozacak ölçüde olmamıştır.
Halk edebiyatında koşma biçiminde yazılan şiir türleri şunlardır:
Koçaklama: Halk edebiyatında yiğitlik ve savaş duygularını coşturmak amacıyla yazılan şiirlere koçaklama denir. Biçim olarak aynen koşmaya benzer, özel bir beste ile söylenir.
Koçaklama ile destan çoğu kez birbirine karıştırılır. Koçaklamalarda konunun duygusal yönü işlenirken destanlarda öyküye ve betimlemeye önem verilir. Dörtlük sayısı koçaklamalarda azdır, oysa destanlarda çok daha fazladır. Ayrıca koçaklama ile destanın besteleri de birbirinden farklıdır. (Koçaklamaların besteleri daha gümbürtülü ve daha heyecan vericidir.)
Destan: Savaş, kahramanlık ile toplumsal olayları işleyen şiirlere destan denir. Destanlarda; savaş, ayrılık, yangın, sel baskını gibi çeşitli olaylar işlenir. Bu destanları İslâmiyet Öncesi Dönemdeki destanla karıştırmamak gerekir. Halk Edebiyatı'ndaki destanlar, o destanların ancak çok küçük bir bölümünü oluşturabilir.
Destanlar biçim olarak koşmaya benzese de ölçüsü, ezgisi ve konuyu işleyişi bakımından farklılıklar gösterir. Destanlar ll’li ve 8’li hece öylçüsü kalıbıyla söylenmiştir.
Güzelleme: Sevgiliyi ya da doğada görülen güzel bir varlığı övmek amacıyla yazılan şiirlere güzelleme denir.
Taşlama: Toplumun ve kişilerin yanlış davranışlarını ortaya koymak, onları eleştirmek amacıyla yazılan şiirlere taşlama denir. Taşlamalara halk arasında, mizahî (alaysı) destan da denir.
Ağıt: Ölen bir kişinin arkasından onun iyiliklerini, yiğitliklerini anlatan şiirlere ağıt denir.

SEMAİ
Semaî Halk Edebiyatı nazım türlerindendir. Konusu koşmada olduğu gibi aşk ve doğa güzellikleridir. Dörtlüklerden oluşur ve 8’li hece ölçüsüyle yazılır. 4+4 ya da 5 + 3 duraklıdır. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Uyak düzeni koşmaya benzer (abab, ccb, dddb vb.).
Özel bir besteyle söylenir. Koşmadan dörtlük sayısı ölçüsü ve bestesi bakımından ayrılır.


B-KLASİK (DİVAN) EDEBİYAT
Arap ve Fars edebiyatlarının sanat anlayışına bağlı kalınarak oluşturulan edebiyata klasik (divan) edebiyat adı verilir. Bu edebiyat özellikle Anadolu sahasında gelişen ve yaygınlaşan bir edebiyattır. Bu edebiyatta, Arap ve Fars kültürleriyle yetişenlere seslenildiği ve saray çevresinde geliştiği için; yüksek zümre edebiyatı, klasik edebiyat, saray edebiyatı, divan edebiyatı gibi adlar verildi. Bunlardan en yaygını divan edebiyatıdır. Bu adlandırış, şairlerin şiirlerini “divan” adı altında bir kitapta toplamalarından kaynaklanır.
Klasik edebiyatın özellikleri şöyle sıralanabilir:
1.   Dil; Arapça, Farsça sözcükler ve bu dillere ait dil kurallarıyla yüklüdür.
2.   Nazım birimi beyittir. Duygu ve düşünceler, cümle yerini tutan beyitlerle anlatılmıştır. Bir eserin uzunluğu da beyit sayısıyla ölçülür. Şarkı ve murabbada nazım birimi dörtlüktür.
3.   Ölçü olarak, aruz ölçüsü kullanılmıştır.
4.   Arap ve Fars edebiyatlarında kullanılan gazel, kaside, mesnevî, rubaî, şarkı, kıt’a, murabba gibi değişmez nazım biçimleri kullanılmıştır.
5.   Konular sınırlıdır. Doğa güzellikleri, aşk ve tasavvuf gibi konular işlenmiştir.
6.   Düşünce ve duygular Fars edebiyatından aktarılan ve her şair tarafından ortaklaşa kullanılan mazmunlarla (kalıplaşmış sözlerle, benzetmelerle) anlatılmıştır.
7.   Klasik Edebiyat nazım biçimleri kuruluşları yönünden beyitlerle kurulanlar ve bent (kıtalarla) kurulanlar olmak üzere ikiye ayrılır.
Klasik edebiyat konuları yönünden; tevhit, münacaat, mersiye, hicviye, naat vb. gibi türlere ayrılır.
8.   Düz yazı biçimi; tarih, tezkire, seyahatname, sefaretname, münşeat, ahlâkî ve
felsefi yazılarda kullanılmıştır. Düz yazıda cümleler uzun, yabancı sözcüklerle
yüklüdür. Amaç düşünceyi anlatmak yerine, birtakım söz oyunlarıyla sanat
yapmaktadır.
12. yüzyılda başlayan bu edebiyat, 19. yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür. Klasik Edebiyatın özellikleri nelerdir?
 

 






1)GAZEL
Gazel, Divan Edebiyatı nazım biçimlerindendir. Beyit birimiyle yazılır. Beyit sayısı 5-12 arasında değişir. İlk beyitine matla, son beyitine makta, en güzel beyitine de beytül gazel adı verilir. Son beyitte şair adını ya da mahlasını kullanır.
Gazelde; aşk, şarap ve doğa güzellikleri gibi din dışı konular işlenir. Beyitler arasında anlam (konu) birliği olan gazellere yek ahenk gazel; güç ve güzellik (ses) birliği olanına da yek avaz gazel denir.
Gazelin ilk beyiti kendi arasında uyaklı, diğer beyitlerin birinci dizeleri serbest, ikinci dizeleri ilk beyitle (matla) uyaklıdır. Uyak düzeni şöyle gösterilebilir. aa, xa, xa, vb. Bazı gazellerde dizelerin ortalarında da uyak bulunur. Bunlara musammat gazel denir. Fuzulî’den okuduğunuz gazel bu tür bir gazeldir.
Gazel, Divan Edebiyatı'nda çok kullanılan bir nazım biçimidir. Şairler duygularını coşkulu bir anlatımla gazelde dile getirmişlerdir. Bu nedenle, Divan Edebiyatı'nda çok sevilmiştir.
Bazen şair aşırı bir duyguya kapılarak makta beyitinden sonra da bir iki beyit daha söyleyebilir. Bu tür gazellere müzeyyel (ekli) gazel denir.
              2 )KASİDE
   Herhangi bir kişiyi ya da durumu övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.
   En 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
   İlk beyitine matla, son beyitine makta, şairin adının bulunduğu beyite taç beyit adı verilir.
   Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
   Allah’ın birliğini anlatan kasidelere: TEVHİT
   Allah’a dua etmek için yazılanlara: MÜNACAAT
   Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlara: METHİYE
   Peygamberleri övmek için yazılanlara: NAAT
   Birini eleştirmek için yazılanlara: HİCVİYE
   Ölen birinin arkasından yazılanlara MERSİYE kasidesi denir.
   Kaside: nesip-girizgâh-methiye-tegazzül-fahriye-dua bölümlerinden oluşur.
   En önemli kasideci NEFİ’dir.

             3 ) MESNEVİ     
   Roman ve hikâyenin yerini tutan çoğunlukla uzun konuların işlendiği nazım biçimine denir.
   Her beyit kendi arasında kafiyeli olduğu için uzun yazılmaya imkân vermiştir.
   Beyit sınırı yoktur.
   Çoğunlukla hikemi konular, efsaneler, kahramanlık ve aşk konuları işlenmiştir.
   Leyla-Mecnun mesnevisi en çok okunan olmuştur.
UYARI: Bunların dışında uzun ve kısa mısraların ard arda sıralanmasıyla yazılan Müstezat, günümüz manileri gibi kafiyeleşen kıt’alar da yazılmıştır. Kıtalar aaxa şeklinde kafiyelenir.








BENTLERLE YAZILAN NAZIM ŞEKİLLERİ
1)   TERKİB_İ BENT

   5 ile 15 bent arasıda değişir uzunluğu.( 15 ten fazla olan da var)
   Her bent 8–15 beyit arasında değişir.
   Didaktik, felsefi, eleştiri konularında yazılır.
   Gazel gibi kafiyelenir.
   Ziya Paşa’nın terkib-i bendi meşhurdur
2)   TERCİ_İ BENT
   Terkibi-i bente benzer.

3 ) TUYUĞ
   Divan edebiyatına Türklerin kattığı bir türdür.
   Felsefi konular işlenmektedir.
   Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur
4 ) RUBAİ
   Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.
   Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
   Felsefi ve hikemi derinliği olan konular işlenmiştir.
   İran’da ÖMER HAYYAM, Türk edebiyatında MEVLANA ‘nın rubaileri meşhurdur.

5 )  ŞARKI
   Türklerin divan edebiyatına kattığı bir türdür.
   Aşk kadın şarap konuları işlenmiştir.
   Nedim bu türün en önemli temsilciliğini yapmıştır.
   Üçüncü mısrasına “miyan” denir.
                                           


  3-  BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI (19 ve 20. yy.)


TANZİMAT EDEBİYATI
   Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
   Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
   Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri b u dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
   Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
    Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
   Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
   Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
   Divan edebiyatındaki “bölüm güzelliğine” karşın “konu bütünlüğüne, güzelliğine” önem vermişlerdir.
   Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, N. Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat)  ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.



      SERVET-İ FUNUN EDEBİYATI  (1896–1901)
EDEBİYATI CEDİDE (YENİ EDEBİYAT)
   Recaizade’nin önderliğinde Servet-i Funun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret’in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
   Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Celal Şahin, Ali Ekrem, Halit Ziya’nı katılımıyla genişler.
   Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
   Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
   Aruz başarıyla ölçüsü kullanılmıştır.(Sadece T. Fikret “Şermin” adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
   Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
   Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
    Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
   Batı’dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri ithal edilmiştir.
   Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
   Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.

FECR-İ ATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI( 1908–1911)

   Servet-i Funun’un dergisinin kapanmasından sonra II. Meşrutiyet’in ilanıyla ortaya çıkan özgür ortamda her hangi bir edebi topluluk yoktu. Bu değerlendirmek için bir araya gelen Tahsin Nihat, Faik Ali, Emin Bülent, Ahmet Haşim, Fazıl Ahmet, Refik Halit, Yakup Kadri, Cemil Süleyman gibi birkaç şair ve yazarın oluşturduğu topluluktur.
   Türk edebiyatında ilk kez bildiri yayınlayan edebi topluluktur.
   Yetenekli sanatçıların bir araya getirilmesi gerektiği bildirildi.
   Batının eserleri Türkçeye çevrilecek.
   “Sanat şahsi ve muhteremdir” ilkesi savunulmuş.
   Şiirlerde aşk doğa ve kişisel konular işlenmiştir.
   Aruz ölçüsü kullanılmıştır.
   Fransız sembolistlerden etkilenmiştir.
   Çok fazla bir etki bırakmadan dağılmışlardır.

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

   Osmanlıcılık fikrinin iflasından sonra artık Türkçülük akımı yükselen değer olmaya başlamıştır.
   1911’da Selanik’te çıkarılmaya başlanan “Genç Kalem”Dergisi etrafında bir araya gelen Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi aydınlar Milli Edebiyatın oluşumunu başlatmışlardır.
   Daha sonra İstanbul’da Türk Derneği, Türk Yurdu, Türk Ocağı dergileri yayınlanmıştır.
   Milli Edebiyatının genel özellik olarak;
   Dil sade olmalıdır.
   Dildeki yabancı kelimeler atılmalı; ancak Türkçeye yerleşmiş kelimeler Türkçe gibi kullanılmaya devam edilmelidir.
   İstanbul Türkçesi esas kabul edilmelidir.
   Şiirde hece ölçüsü kullanılmalı.
   Edebiyat toplumun hizmetinde olmalı.
   Milletin dertleri, sevinçleri esas alınmalı.
   
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATI
30 Ekim-19l8'de Mondros mütarekesi ile başlayan ve 9 Eylül 1922'de Yunanlıların İzmir'de denize dökülmesiyle biten bu döneme, Mili Mücadele dönemi; bu dönemde oluşan ede¬biyatımıza da Milli Mücadele dönemi edebiyatı diyoruz.

1- Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı
a) Genel Özellikler
Atatürk'ün bir kurtarıcı olarak Türk milletine önderlik ettiği Milli Mücadele dönemi, aynı zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atıldığı dönemdir.
Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak millî bir Kurtuluş Savaşı'nı başlatır.
Milli Mücadele dönemi edebiyatını kesin sınırlarla diğer dönemlerden ayırmak çok zordur; çünkü toplumsal olayların başlangıçları ile bitişleri kesinlikle sınırlandırılamaz. Bu nedenle Milli' Mücadele dönemi edebiyatı, Milli edebiyatın ilkeleri doğrultusunda gelişti, bu dönemin sanatçıları, Cumhuriyet döneminde de o günün koşulları içinde eser vermeye devam ettiler.

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ (1923–1940)


   Aruz ölçüsü bırakılmıştır. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
   Dilde sadeleşme hareketi başarıya ulaşmış ve İstanbul Türkçesi esas alınmaya başlanmıştır.
   Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlanmıştır. Anadolu’dan aydın yetişmeye başlamıştır.
   Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir.
   Uluslar arası düzeyde sanatçı yetişmiştir.
   Tiyatro ve deneme alanında büyük gelişmeler gösterilmiştir.
   Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

BEŞ HECECİLER

   Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
   Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
   Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
   Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
   Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
   Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
   Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
   Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
   Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:
                        Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç,
                        Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy,
                         Orhan Seyfi Orhon      (Kısaca FEHYO diye ezberleyebilirsiniz)


YEDİ MEŞALECİLER

   1928’de kurulmuştur.
   Heceyi geliştirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
   “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” sloganıyla hareket etmişlerdir.
   Varlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek almışlardır.
   Anadolu’yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir; ancak pek başarılı olamamışlardır.
   Bunlar: Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray.

GARİPÇİLER ( I. YENİCİLER )

   Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır.
   1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa “Garip” dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır.
   Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir.
   Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı.
   Şiirde anlam düz verilmeli.
   Her konu şiire girebilmeli
   Her insan şiirin konusu olabilmeli.
   Şiirde söz ustalığı, laf cambazlığına gerek yoktur.
   Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir.

MAVİCİLER

   Atilla İlhan’ın 1955–1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “MAVİ” nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur.
   Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
   Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır









İKİNCİ YENİCİLER

   1950’lerde “Garip” akımına tepki olarak çıkmıştır.
   Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.
   Cemal Süreyya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai KARAKOÇ bu akımın öncüleridir.
   Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
   Her şey insanla başlar insanla biter.
   Şiirin kendine göre bir dili olmalı.
   Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
   Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.




B.ŞİİRDE AHENK(SES VE RİTİM)
Şiirde ahenk sağlayan öğeler şunlardır: Ölçü, uyak, aliterasyon, vurgu ve tonlamadır.
Ölçü tüm ulusların şiirinde önemli bir yer tutar. Ölçüyü şöyle tanımlayabiliriz: Nazımda dizelerin uyduğu kalıba ölçü denir. Nazımda dizeler ya hece sayılarına göre ya da dizedeki hecelerin açıklık- kapalılık değerlerine göre alt alta sıralanır.
Türk şiirinde üç tür ölçü kullanılmıştır. Bunlar; hece, aruz ve serbest ölçüleridir.
1. Hece ölçüsü: Hece ölçüsü dizelerdeki hecelerin sayıca eşitliğine dayanır. Bir dizede kaç hece varsa, öteki dizelerde de o kadar hece vardır. Hece ölçüsü Türk şiirinin ulusal ölçüsüdür. İslâmiyet Öncesi Dönem ile halk ve tasavvuf şiirlerinde bu ölçü kul¬lanılmıştır.
Halk şairleri hece ölçüsüne parmak hesabı derlerdi. Çünkü dizedeki heceleri parmak sayarak hesap ederlerdi.
 
Gü-zel- ne- gü-zel -ol-muş-sun Gö-rül-me-yi-gö-rül-me-yi Si-yah-zül-fün hal-ka-lan-mış Ö-rül-me-yi ö-rül-me-yi
 
(8 hece) (8 hece) (8 hece) (8 hece)
 
Durak: Halk şiirinde ahengi sağlamak amacıyla sözcüklerin gruplandığı yerlere durak denir. Örneğin yukarıda okuduğunuz şiirin birinci dizesi 5 + 3; ikinci, üçüncü ve dördüncü dizeleri 4 + 4 duraklıdır.




Bir şiir boyunca aynı duraklar kullanılmayabilir. Durak halk şiirine doğal bir ahenk katar.

Akça kızlar göç eyledi yurdundan   (11 hece)   4 + 4 + 4 duraklı
Koç yiğitler deli oldu derdinden   (11 hece)   4 + 4 + 3 duraklı
Gün öğle sonu da belin ardından   (11 hece)   6 + 5 duraklı
Saydım altı güzel indi pınara   (11 hece)   6 + 5 duraklı
Karacaoğlan      
 



2. Aruz ölçüsü: Şiirde dizelerdeki hecelerin açıklık- kapalılık (uzunluk-kısalık) bakımından değerlerinin eşitliğine dayanır. Yani dizedeki hecelerin sayılarına göre değil seslerine göre düzenlenmesidir. Aruz ölçüsü Araplardan, İranlılara ve oradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Türk şairleri aruzu kendi dil ve zevklerine göre işleyerek yepyeni bir Türk aruzu oluşturmuşlardır.
Açık-kapah hece: Türkçede uzun ya da kısa hece yoktur. Ses bakımından Türkçe sözcükler aynı değerdedir. Ancak onun yerine açık ve kapalı heceler vardır. Türkçede ünlüyle biten heceye açık, ünsüzle biten heceye de kapalı hece denir. Açık heceler ( . ), kapalı heceler ( - ) işareti ile gösterilir.
Be nî can dan u san dır di ce fâ dan yar u san maz mı
Fe lek 1er yan di â hım dan mu râ dım sem’i yan maz mı
Birleşik hece: Arapça ve Farsçadan dilimize giren bazı sözcükler bir uzun bir kısa hece değerindedir. Bunlara birleşik hece denir ve (- .) ile gösterilir.
“Dost, çeşm, âb, aşk, yâr” bu tür hecelerdir.
Aruz ölçüsünde göz önünde bulundurulması gereken bazı kurallar vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:
*   Dize sonlarındaki bütün heceler açık da olsa kapalı sayılır.
*   Kısa bir heceyi ölçü gereği uzun okumaya imâle (uzatma) denir.
*   Uzun bir heceyi ölçü gereği kısa okumaya zihaf (kısma - kısaltma) denir.
*   Kapalı bir heceden sonra ünlüyle başlayan açık bir hece geliyorsa, ölçü gereği kapalı hece açık hece durumuna getirilebilir. Buna ulama denir.
*   Bir şiiri aruz ölçüsüne göre okumaya takti denir.

 Serbest ölçü: Duygu, düşünce ve hayallerin dizelerin ölçü ve uyak kuralına bağlı olmadan şairin isteğine göre kullanılmasıyla oluşan ölçüye serbest ölçü denir.
Bu tür şiirlerde ahenk; dil müziğinden, kompozisyon düzeninden, ustaca seçilmiş sözcüklerden, vurgudan ve tondan alır.

ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,?
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz?
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derdi düşmeden önce   
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epice yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan Veli Kanık
Yukarıdaki şiirde belirli bir ölçü ve uyak düzeni yoktur. Dizelerden bazısı uzun, bazısı kısadır. Ancak sözcükler arasında bir ahenk ve anlamsal bağlamda bir bütünlük vardır. Bu tür şiirlerdeki ölçüye serbest ölçü denir.






Uyak (kafiye) ve redif: Nazımda dize sonlarındaki ses benzerliğine uyak denir.
Gurbet o kadar acı
Ki, ne varsa içimde,
Hepsi bana yabancı,
Hepsi başka biçimde.
                  Kemalettin Kamu
Yukarıdaki dörtlükte dize sonlarında geçen “acı, yabancı" sözcükleri arasında ses benzerliği bulunmaktadır. Aynı şekilde “içim, biçim” sözcükleri de ses bakımından bir¬birine benzemektedir. Burada olduğu gibi, ses bakımından benzeyen sözcüklere uyak
 (kafiye) denir. “İçimde”, biçimde sözcüklerinde “-de” ekleri dize sonunda aynen tekrar edilmekte ve aynı görevi görmektedir.

Dize sonlarında aynen tekrar edilen ve aynı görevi gören ek, takı ve sözcüklere de redif adı verilir.
Aramızı kesti dumanlı dağlar
Tepesinden aşan yollar yücedir
Artıyor efkârım yine bu çağlar
Bilmiyorum nazlı yârım nicedir
Aşık Veysel

Yukarıdaki dörtlükte “dağlar, çağlar” sözcüklerinde dağ, çağ sözcükleri kendi aralarında uyaklıdır. Bu sözcüklerdeki -1ar çokluk eki aynı görevi üstlendikleri için rediftir.
“Yücedir, nicedir” sözcüklerinde de yüce, nice uyaklı; -dır ekleri ise rediftir.
   

Türk şiirinde uyak, seslerine ve düzenlerine göre ikiye ayrılarak incelenir.
1.    Seslerine göre uyak
Yarım uyak: Dize sonlarındaki ses benzerliği tek sese dayanıyorsa bu uyağa yarım uyak denir.

Yürü bre Dadaloğlu’m yürü git
Dertli dertli Çukurova yolun tut
Bunda suçun varsa Hak’a tövbe et
Dadaloğlu
Yukarıdaki parçada “git, tut, et” sözcüklerinde ses benzerliği, t sesine dayanmaktadır. Bu tür uyağa yarım uyak adı verilir.

Tam uyak: Ses benzerliği bir ünlü ve bir ünsüz harfe dayanıyorsa buna tam uyak denir.
Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor bak.
Süleyman Nazif



Zengin uyak: Dizelerin sonundaki ses benzerliği iki sesten daha fazla ise buna zengin uyak denir.
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı
Mehmet Âkif Ersoy
Tunç uyak: Uyaklı olan sözcüklerden biri diğerinin içerisinde aynen tekrar ediliyorsa buna tunç uyak denir. Tunç uyak, zengin uyağın bir çeşididir ve bize Fransız edebiyatından geçmiştir.
Gel ey mahbube Çin’den
O şirin köşk içinden
Yahya Kemal Beyatlı
Cinaslı uyak: Dize sonlarında yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ayrı (farklı) olan sözcüklere cinaslı uyak denir. Cinaslı uyak, özellikle cinaslı mânilerde kullanılır.
Asmaya
Niçin kordun a bülbül
Kapımdaki asmaya
 Ben yarimden ayrılmam
Götürseler asmaya
Mâni
 

 2.    Düzenlerine göre uyak (uyak örgüsü, uyak düzeni)
a. Düz uyak ( a a a a):    Nazım birimindeki dizeler kendi aralarında uyaklanmışlarsa buna düz uyak denir.
Çün bildi kim olduğunu Leyli       a
Ruhsarına aktı eşk seyli      a
Fuzûlî
 
b.Sarma uyak (a b b a) : Birinci ile dördüncü, ikinci ile üçüncü dizeler kendi
aralarında uyaklanmışsa buna sarma uyak denir.
Her şey yerli yerinde havuz başında servi   a
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan   b
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan   b
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi   a
Ahmet Hamdi Tanpınar

c.Çapraz uyak (a b a b) : Birinci ile üçüncü dize, ikinci ile dördüncü dizenin kendi
aralarında uyaklanmasına çapraz uyak denir.

Hafız’in kabri olan bahçede bir gül varmış            a
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle           b
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış          a
Eski Şiraz’ı hayâl ettiren ahengiyle             b
Yahya Kemal Beyatlı
.
Aliterasyon: Bir dizede, beyitte aynı ses ya da ses grubunun tekrarlanmasından doğan ahenge aliterasyon denir.
Karşı yatan karlı dağlar karıyıptır
Dede Korkut
“ka” hecesi ile “a” ünlüsü birkaç kez yinelenmektedir.

Yukarıdaki dizelerde k, ka sesleri birkaç kez yinelenmektedir. Bu seslerin tekrarlanmasından doğan ahenge aliterasyon denir.
Vurgu ve tonlama: Bir şiirde bazı sözcükler diğerlerine oranla daha baskın okunur. Buna vurgu denir. Tonlama ise sesin alçalıp yükselmesidir. Böylece sesin rengi değişir. Ses tonu ile sesimiz sertleşir, yumuşar veya incelir.

Vurgu ve tonlama, şiire ahenk yanında anlam gücü katar, duygu değeri kazandırır.
 
C. ŞİİR DİLİ
 

İşidin ey yarenler
Aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül
 Misali taşa benzer
Yunus Emre
Yukarıdaki dizelerde bir ahenk var mı? Bu dörtlüğü nesir hâlinde okuyunuz. “Ey yarenler (dostlar) işitin! Aşk bir güneşe benzer.” şeklinde söylediğinizde anlamda bir kaybolma olmaktadır.
Şairler, yazarlar duygu ve düşüncelerini doğrudan doğruya söylemezler. Sözlerinin gücünü artırmak için bir takım imgelerden, edebî sanatlardan yararlanırlar. Bu nedenle günlük hayatta kullandığımız sözcüklere daha farklı anlamlar yüklerler. Bazen somut olan sözcükleri soyutlaştırırlar; bazen de soyut olanları somutlaştırırlar. Böylece bizim duygu ve hayal dünyamızı zenginleştirirler.


Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne hâldeyim
 Gidiyorum gündüz gece.
Aşık Veysel
Benim doğduğum köylerde Buğday tarlaları yoktu
Dağıt saçlarını bebek Savun biraz!
Cahit Külebi   

Yukarıdaki metinleri inceleyiniz.
Aşık Veysel’den alınan dörtlükte  şair “uzun ince bir yol” ile insan hayatını kastediyor.
Cahit Külebi ise sevgilinin sarı saçları ile doğup büyüdüğü köylerdeki buğday tarlalarını hatırlıyor. İkisi arasında görüntüsel bir ilişki kuruyor.

Şiirin malzemesinin dile dayanan bir sanat dalı olduğunu biliyorsunuz.
Şair duygu düşünce ve hayallerini sözcüklerle anlatır. Günlük konuşma dili ile şiir dili birbirinden farklıdır. Şair günlük dildeki sözcükleri özenle seçer, onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Olayları, nesneleri bizden farklı biçimde algılar. Onları anlatırken hayallerden, imgelerden ve izlenimlerden yararlanır. Sözcükleri kullanırken şiirin biçim, uyak, ölçü, ahenk, vurgu ve tonlama gibi özellikleri yanında birtakım benzetmelerden, mecazlardan yararlanır. Somut varlıkları soyutlaştırır, soyutları da somutlaştırarak, duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği katar.
Şiirde sözün gücünü arttırmak amacıyla bir takım söz sanatlarına başvurulur. Söz sanatları şiirde anlama bir derinlik ve duygulara incelik katar.
 

Türk edebiyatında kullanılan edebî sanatlardan bazıları şunlardır:
Cinas: Yazılışları aynı anlamları farklı olan sözcüklerin dize sonlarında kullanılmasına cinas denir. Cinaslar Türkçedeki sesteş sözcüklerle yapılır. Cinas sanatına özellikle cinaslı mânilerde rastlanır.


Kuleden
Ses geliyor kuleden
O kaş o göz değil mi?
Beni sana kul eden
Mani
Yukarıdaki dizelerde “kuleden” sözcüğü önce “kule” sonra da “kul etmek” anlamında kullanılmıştır.
Benzetme (teşbih) : Aralarında ortak nitelik bulunan iki varlıktan zayıf olanı güçlü gibi gösterme sanatına benzetme denir.
“Ahmet aslan gibi güçlüdür.” cümlesinde güçlülük bakımından Ahmet aslana benzetilmektedir. Benzetme sanatında ikisi temel, ikisi de yardımcı öge olmak üzere dört öge bulunur.
Yukarıdaki cümlede;
Ahmet   :    Benzeyen
Temel öğeler
aslan   :    Kendisine benzetilen
gibi   :   Benzetme edatı (ilgeci)
Yardımcı öğeler güçlüdür     :    Benzetme yönü
Benzetmenin dört ögesiyle yapılan benzetmeye tam benzetme (teşbih-i mufassal) denir. Benzetmenin temel ögeleriyle kurulan benzetmeye ise güzel benzetme (teşbih-i beliğ) adı verilir. Yukarıdaki cümle “Aslan Ahmet” biçiminde söylenirse güzel benzetme yapılmış olur.

“Gider oldum kömür gözlüm elveda”
Karacaoğlan

Dizede “kömür gözlüm” sözü güzel benzetmedir. Şair sevgilinin gözlerini renk yönüyle kömüre benzetmektedir.
Benzetmenin temel öğelerinden biriyle yapılan benzetmeye istiare (iğretileme)
denir. İstiarede sözcük benzetme amacı güdülerek kendi anlamı dışında başka bir anlamda kullanılır.
İstiare, açık ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır.
a.   Açık istiare: Benzetmenin öğelerinden sadece kendisine benzetilen ile yapılan
istiareye açık istiare denir.

Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Rıza Tevfik Bölükbaşı
 Yukarıdaki dizede bulutlar siyah tüle benzetilmiştir. Benzeyen “kara bulut” kullanılmamış ve kendisine benzeyen” siyah tül” bulut anlamında kullanılmıştır. Bu tür sanata açık istiare adı verilir.





b.   Kapalı istiare: Benzetmenin öğelerinden sadece benzeyen ile yapılan istiareye
kapalı istiare adı verilir. Kapalı istiarede benzetme yönü kullanılır.
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor.
Faruk Nafiz Çamlıbel
Yukarıdaki dizede benzeyen “tekerlek” ile benzetme yönü “anlatmak” kullanılmış ve kendisine benzetilen “insan” kullanılmamıştır. Bu tür sanatlara da kapalı istiare denir.
Tenasüp: Aralarında anlam bakımından ilgi ve uygunluk bulunan sözcükleri dizede ya da beyitte bir arada kullanma sanatına tenasüp denir.

Bahar mevsimidir hem dem-i saba olalım
Gül ile dost kokusuyla âşinâ olalım.
Şeyhî
Yukarıdaki beyitte şair, “Bahar mevsimidir, sabah rüzgârıyla arkadaş olalım; gül ile dost ve kokusuyla da tanıdık olalım.” diyor. Bu beyitte “bahar, saba, gül” sözcükleri ilkbahar mevsimiyle ilgili oldukları için tenasüp sanatı vardır.
Öte yandan hem dem, dost ve aşina sözcükleri arasında da bir uygunluk bulunduğu için tenasüp sanatı vardır.

Tevriye : İki anlama gelebilen bir sözü, yakın anlamını göstererek, uzak anlamını da düşündürecek biçimde kullanma sanatına tevriye denir.

Sordum nigarı; dediler ahbap
Semt-i Vefa’da, Doğru Yol’dadır.
Cahit Sıtkı Tarancı

Dostlara sevgiliyi sordum; Vefa semtinde Doğru Yol caddesinde (oturduğunu) söylediler.
Yukarıdaki beyitte “Semt-i Vefa” ve “Doğru Yol” sözcükleri tevriyeli kullanılmıştır. Sözcüklerin yakın anlamı “sevgilinin Vefa semti”nde Doğru Yol cad¬desinde oturduğudur. Uzak anlamı ise vefalı, doğru tutum ve davranış içinde olduğudur.
 
Kinaye: Bir sözü aynı anda hem gerçek hem de mecaz anlamıyla birlikte kullanma sanatına kinaye denir.
Ey benim sarı tanburam
Sen ne için inilersin
İçim oyuk derdim büyük
Ben anınçün inilerim.
Pir Sultan Abdal

Yukarıdaki dörtlükte “içim oyuk” sözü hem gerçek hem de mecaz (değişmece) anlamda kullanılmıştır. Tanburanın içi gerçekten oyuktur. Öte yandan mecaz anlamda tanburanın çok dertli olduğu, ızdırabının büyük olduğu belirtilmektedir.

Hüsn-i ta’lil (güzel nedene bağlama) : Bu şeyin oluşunu gerçek oluş nedeni dışında daha güzel bir nedene bağlama sanatına hüsn-i ta’lil adı verilir.
Güzel şeyler düşünelim diye
Yemyeşil oluvermiş ağaçlar.
Cahit Sıtkı Tarancı
Yukarıdaki beyitte ağaçların yeşil olmasını şair, doğanın düzenine değil de güzel şeyler düşünebilme nedenine bağlamaktadır.
Teşhis ve intak (kişileştirme ve konuşturma sanatı) : İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insan benliği verme sanatına teşhis (kişileştirme) denir. Teşhis sanatında benzetme, istiare ve değişmece gibi diğer sanatlardan yararlanılır. Teşhis (kişileştirme) sanatındaki varlıkların konuşmasına da intak (konuşturma) adı verilir.
Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için
Yaşın yaşın ağlar mısın?
Yunus Emre

Yukarıdaki dörtlükte buluta insan benliği verilerek teşhis (kişileştirme) sanatı yapılmıştır.
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
Dedi ki: Kardeşçiğim, artık dostuz;
Müjde getirdim sana, in de bir öpüşelim;
Barış oldu hayvanlar arasında.
La Fontaine (La Fonten)
Yukarıdaki dizelerde tilkinini konuşturulmasına intak (konuşturma) denir.
Fabl öykülerinde teşhis ve intak sanatı vardır.

Abartma (mübalâğa) : Duygu ve düşünceleri daha güçlü göstermek için, bir şeyi gerçek oluşundan ya çok fazla ya da çok küçük gösterme sanatına abartma (mübalâğa) denir.
Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı
Fuzûlî
“Beni sevgili canımdan usandırdı; cefa etmekten o usanmaz mı? Ahımdan bütün gökyüzü yandı, acaba benim murat mumum yanmaz mı (dileğim yerine gelmez mi)?”
Şair ah edişinden bütün gökyüzünü yandığı hâlde, murat mumunun hâlâ yanmadığını söylüyor. Burada “Ah” in şiddeti abartılmaktadır.

Tezat (karşıtlık) : Birbirine karşıt (zıt) anlamlı kavramları bir arada kullanma sanatına tezat denir. Tezat aralarında ortaklık ya da bir ilgi bulunan kavramlar veya sözler arasında yapılır. Yoksa karşıt anlamlı her sözcük tezat sanatını oluşturmaz.
“Ak akçe kara gün içindir.” atasözünde ak ve kara sözcükleri arasında tezat sanatı yoktur; burada “Ak akçe” para ile “kara gün” sıkıntılı gün arasında tezat sanatı vardır.

Tariz: Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetme sanatıdır. Tarizde sözün gerçek anlamı doğru gibi görünse de asıl amaç sözün ters anlamının anlaşılmasıdır. Tariz sanatı bir kişiyi ya da durumu alaya almak amacıyla yapılır.
Huzurî’nin “Ters Öğüt Destanı" bu sanata güzel bir örnektir.

Bir nasihatim var zamana uygun
Tut sözümü yattıkça yat uyanma
Meşhur bir kelâmdır sen kazan sen ye
El için yok yere ateşe yanma.
Huzurî




Telmih: Bir dizede ya da beyitte kullanılan bir sözle geçmişteki bir olayı anımsatma sanatına telmih denir.
Ey dost senin yoluna
Canım vereyim
Mevlâ Aşkını komayayım
Oda gireyim Mevlâ
Yunus Emre
 
Yukarıdaki dörtlükte “oda gireyim” sözüyle Tanrı aşkını bırakmayan Hz İbrahim Peygamberin ateşe atılması olayına telmih yapılmaktadır. Telmih sanatında aynı zamanda benzetme de yapılır.

Tekrir: Sözün etkisini güçlendirmek amacıyla sözcük ya da sözcük öbeklerini yinelemeye tekrir denir. Tekrir aşırı bir duygulanmanın sonunda yapılır.
Yazık, sana ağlamayan şiire,
Yazık, sana titremeyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere,
Yazık, seni kurtarmayan insana!
Mehmet Emin Yurdakul
Yukarıdaki dörtlükte şair, “yazık” sözcüğünü yineleyerek anlatıma bir coşku ve güç katmaktadır.

 

D. ŞİİRDE YAPI
 
Edebiyatta duygu, düşünce ve izlenimlerin ya cümleler hâlinde ya da ölçülü uyaklı dizeler hâlinde anlatıldığını biliyorsunuz.
Genel anlamda duygu, düşünce ve hayallerin ölçülü, uyaklı dizeler hâlinde örülmüş biçimine nazım denir. Nazım, anlam ve ses kaynaşmasından oluşan birimlerin birleşmesiyle meydana gelmiştir.
a.Nazım birimi :Nazımda (şiirde) kendi arasında anlam bütünlüğü taşıyan en küçük bölüme nazım birimi denir. Duygu ve düşüncelerin anlamı nazım birimi içerisinde tamamlanır. Halk şiirinde nazım birimi dörtlük, divan şiirinde beyittir. Çağdaş Türk şiirinde ise dize, nazım birimi olarak kullanılmaktadır.
Türk edebiyatında kullanılan nazım birimleri şunlardır:
Dize (mısra): Şiirin her bir satırına dize (mısra) denir. Duygu ve düşünceler en yalın biçimde dizede dile getirilir.

“Ben gidersem sazım sen kal dünyada”, “Uzun ince bir yoldayım”, “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” satırları birer dizedir.
Bir şiirin en güzel dizesine masra-ı berceste (güzel mısra) adı verilir; Mısra-ı bercesteler kolay ezberlenen dizelerdir.
 
Beyit: Aynı ölçüyle söylenmiş aralarında anlam bütünlüğü bulunan iki dizeye beyit (ikilik) denir. Klasik Türk şiirinde nazım birimi olarak beyit kullanılmıştır.
Örnekler
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası
Dostunun yüz karası düşmanının maskarası
Mehmet Akif Ersoy
Üçlük: Üç dizeden oluşan nazını birimine üçlük denir. Üçlük nazını birimi edebiyatımıza batı edebiyatının etkisiyle girmiştir. Klasik şiirimizde üçlük nazım birimi çok az kullanılmıştır.

Yarın dudağından getirilmiş
 Bir katre alevdir bu karanfil
Ruhum acısından bunu bildi.
Ahmet Haşim

 
Dörtlük: Dört dizeden oluşan nazım birimine dörtlük denir. Duygu ve düşüncelerdeki anlam dört dize içerisinde tamamlanır. Ulusal edebiyatımızın nazım birimidir. Bu nedenle İslâmiyet Öncesi Dönemden başlayarak halk ve tasavvuf edebiyatlarında nazım birimi olarak çokça kullanılmıştır.

İncecikten bir kar yağar
Tozar elif elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer elif elif diye
Karacaoğlan

Bend veya kıt’a:Şiiri oluşturan dörder, beşer, altışar ve daha fazla dizelik kümelere bend veya kıt’a denir. Bentler dize sayılarına göre beşlik, altılık gibi adlar alır.
 
 
b. Nazım biçimi: Nazım biçimi bir şiirin dış yapısıdır. Nazımda dizelerin kümelenişi, ölçüsü ve uyak düzenine göre aldığı biçimdir. Türk şiirinde kullanılan nazım biçimleri şöyle kümelenebilir:
1.Halk şiiri nazım biçimleri: koşma, semaî, mâni, ilâhî, türkü vb.
2.Klasik Türk şiiri nazım biçimleri: gazel, kaside mesnevî, müstezat, terkib-i bend, terci-i bend, rubaî, murabba, şarkı, tuyug.
3.   Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı nazım biçimleri: serbest nazım, sone, terzarima vb.


















E. ŞİİRDE TEMA
EVİM
Dedemden yadigar olan bu evi
Kışın fırtınası, yazın alevi
Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış...
Fikrim bir hülyaya bazı dalar da
Düşünür derim ki: bu odalarda
Kim bilir kaç kişi oturmuş, yatmış...
Yusuf Ziya Ortaç
 


EVLERLE SAVAŞ
 
Körükler cılız olmak
Evlerin hiddetini
Evlerle savaş
Savaşların çetini

Nedir anlamıyorum
Evlerdeki hırsı:
Cansızlarla birlikte
Canlılara karşı.
 
Evler her gün yollar bizi dışarı
- Git getir!
Emredilen ekmeği akşamları
Alın terlerimiz getirecektir.

 Tencerenin azgınlığı başta,
Sofralarla beraber:
-Getir!
Dünya durdukça
Tencere pişirecek, sofra eritecektir.
 
Behçet Necatigil
 
HACİVATIN EVİ
HACİVAT’in evi
Köşede ufaraktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten

Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten
 
Salah Birsel
Yukarıdaki metinleri inceleyiniz. Ele alınan konu nedir? Söyleyiniz.
 
Şiirde üzerinde durulan, ele alınan her şey konudur. Yeryüzünde ne kadar varlık, olay, olgu varsa hepsi şiire konu olabilir. Aşk, ayrılık, özlem, kahramanlık vb. Bunların yanında insanların karşılaşabileceği olaylar ile insanların birbirleri arasındaki ilişkiler de konu olabilir.
Yukarıdaki metinlerde de ele alınan konu evdir. Ancak ev konusu şairlerce farklı yönlerden ele alınmıştır. Bu farklı ele alış tarzına tema (ana duygu) denir.
İlk metinde şair dedelerinden kalan evde onların anılarını bulmaya çalışıyor. Zamanla kışın fırtınası, yazın alevi bu evde yaşayanları ihtiyarlatmıştır. Şair derin düşüncelere daldığında bu evde yaşayan geçmişlerini anımsamaktadır.
İkinci metinde günlük yaşam da evi geçindirme mücadelesi anlatılmaktadır. Bu mücadelenin savaşlar kadar zor olduğu belirtilmektedir.
Hacivatın Evi adlı şiirde ise Karagöz ile Hacivat oyunundaki Hacivat’ın dekordan olan evi tanıtılmaktadır.
Örneklerde olduğu gibi konu ev olduğu hâlde şairler bu konuyu farklı yönleriyle ele almışlardır.
 
 
F. ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM
 

SÜVARİ
Şu bakır zirvelerin ardından
 Bir süvari geliyor kan rengi.
 Başlıyor şimdi mel ül akşamda
 Son ışıklarla bulutlar cengi...
         Ahmet Haşim
OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
 Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
 Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Cahit Sıtkı Tarancı

Yukarıdaki metinleri inceleyiniz. Şairlerin ele aldığı konu gerçek hayattakilere benziyor mu? Şairler ele aldığı konuları nasıl işlemişlerdir?
Sanatçıların, şairlerin, yazarların doğayı ve doğadaki olayları bizden farklı bir şekilde algıladıklarını biliyorsunuz. Onlar doğayı izlerken bizim göremediğimiz güzellikleri görürler, duyamadığımız sesleri duyarlar. Doğayı ve doğadaki olayları anlatırken izlenimlerinden ve deneyimlerinden yararlanırlar. Gerçekleri duygu, düşünce ve hayal dünyalarında geçirerek bize anlatırlar. Sözcüklere günlük anlamın dışında başka anlamlar yüklerler, mecazlar, imge, hayaller, duygu ve düşüncelerini süslerler.

İlk metindeki “süvari” sözcüğünün anlamını bulunuz.
Şair, güneşin batışı esnasındaki gurubun oluşturduğu kızıl ortamı tasvir etmektedir. Güneşin batışı atlı bir süvariye benzetilmekte, süvari sanki bulutlarla savaşmaktadır. Ahmet Haşim dış dünyadan edindiği izlenimleri duygu, düşünce ve hayallerle birleştirmektedir.



G. ŞİİR VE GELENEK

Sername-i mahabbeti canane yazmışsem
Haset risalesin verak-ı cane yazmışem
Ahmet Paşa 15.yy
 
 İşidin ey yarenler
 Aşk bir güneşe benzer
 Aşkı olmayan gönül
 Misali taşa benzer
Yunus Emre 13. yy

Erlik midir eri yormak
 Irak yoldan haber sormak
Cennetteki şol dört ırmak
Coşkun akan sel bizdedir
Hasan Dede 15. yy.

Yaz selleri gibi akar çağlarım
 Hançer aldım ciğerimi dağlarım
Garip kaldım şu arada ağlarım
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Pir Sultan Abdal 16. yy.

Dolanı dolanı gelir
Ölüm yavaşça yavaşça
Kalem alıp yaz derdimi
 Gülüm yavaşça yavaş
Meslekî 19.yy

Şu yalan dünyaya geldim geleli
 Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşine kendim bileli
 Severim kır atı bir de güzeli
Dadaloğlu 19. yy.
KARADUT
 Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
    
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir t
Logged
temmuz24
Üye
**

Toplam Puan: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 22


« Yanıtla #1 : Ekim 27, 2007, 12:41:20 ÖÖ »

Emeğinize sağlık hocam.
Logged
sidelya
sidelya
Üye
**

Toplam Puan: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 37


hayat fani ölüm ani öğrenciyiz diye sevmeyelim mi?


« Yanıtla #2 : Mart 30, 2008, 10:19:20 ÖS »

çok teşekkürler çok gzl olmuş emeğinize sağlık Gülümseme
Logged

BAŞARININ EFENDİSİ OLMAK İÇİN ÇALIŞMANIN KÖLESİ OLMAK GEREKİR
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Resim Galerisi Eksiksiz Estetik

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri oyun komedi sohbet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!