TürkDiliveEdebiyatı.Com
Temmuz 30, 2010, 05:45:14 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : OSMANLILARDA DEVLET YÖNETiMi Cevap Sayısı : 0 cevap var
Okunma Sayısı : 330 defa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: OSMANLILARDA DEVLET YÖNETiMi  (Okunma Sayısı 330 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hakankadir
Bronz Üye
***

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 117


« : Mayıs 06, 2009, 08:55:04 ÖS »

OSMANLILARDA DEVLET YÖNETiMi

Osmanlılarda devlet teşkilâtı, merkez ve taşra bölümlerinden oluşurdu. Bu teşkilatın başı padişahtı. Ülkenin her yanında yalnız padişahın gücü geçerliydi. Tartışılamaz ve devredilemez haklara sahipli. Padişahlar, devletin kurucusu Osman Gazi'nin soyundan gelirdi. Ailenin ancak erkek çocukları padişahı olabilirdi. Padişah çocuklarına "şehzade" denirdi. fiehzadeler, sancaklara sancakbeyi olarak gönderilirdi.

Devletin Merkez Teşkilâtı:

Devletin yönetim merkezi istanbul'du. Merkez teşkilâtı burada bulunurdu. Merkezin çekirdeğini ise padişah ve saray teşkilâtı oluştururdu. Ülkenin her yanındaki bütün birimler bu merkezden yönetilirdi. Saray, hem padişahın özel hayatının geçtiği, hem de devletin yönetildiği yerdi. Osanlı padişahları başkent kabul ettikleri Bursa ve Edirne'de saraylar yaptırmışlardı. Bunların içinde en büyük ve tanınmış olanı, Fatih
Sultan Mehmet döneminde yaptırılan istanbul'daki Topkapı Sarayı'dır. XIX.yüzyılda Dolmabahçe Sarayı gibi yeni saraylar da yaptırılmıştır.Osmanlı sarayı başlıca iki bölümden oluşurdu. Bunlardan "Enderun", padişahın özel hayatının geçtiği yerdi. Bu bölümde padişahın yatıp kalktığı "harem" kısmı ile hizmetlilerin bulunduğu
çeşitli odalar vardı. Enderun aynı zamanda devlet adamı yetiştiren bir okul gibiydi.

Divan-ı Hümâyûn ve Üyeleri

Sarayın diğer kısmında ise yine çeşilli saray görevlilerine ait odalarla, önemli devlet işlerinin görüşüldüğü "Divan-ı Hümâyûn" vardı. Divanda başkanlık görevini ilk zamanlarda padişahlar yaptı. Fakat sonradan bu görev, padişahtan sonra gelen en yetkili kişi olan "vezir-i azam" veya "sadrazam” denilen kişilere bırakıldı. Divanda, padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilmiş başka kişiler de vardı. Bu görevlileri yaptıkları iş bakımından üç gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan biri yönetim ve askerlik işleriyle ilgilenen sadrazam, kubbealtı vezirleri, kaplan paşa ve zaman zaman yeniçeri ağası ile Rumeli beylerbeyi idi.
Rumeli beylerbeyi terfi ettiği zaman kubbealtı veziri olurdu. Divandaki vezir sayısı, devletin büyümesine paralel olarak artmıştır.Vezirler kıdemlerine göre derecelendirilmiştir. Eğer divanda beş vezir varsa en kıdemsiz olanına "beşinci vezir" denmiştir. ikinci vezir terfi ettiği zaman ise "birinci vezir" yani vezir-i azam veya sadrazam olmuştur. Sadrazam padişahtan sonra en yetkili kişi ve divan-ı Hümayun'un başıdır. Divanın ikinci grup üyeleri ise, eğitim-öğretim ve hukukla ilgili konularla ilgilenirlerdi. Bunlar. Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri ile sonraları divan üyesi olan şeyhülislamdı. fieyhülislama aynı zamanda "müfti" de denirdi. Yapılan işlerin islâm Hukuku'nauygun olup olmadığı hakkında görüş bildirirdi. Kadıaskerler ise taşrada görev yapan kadılarla, medreselerde eğitim-öğretim görevi yapan ve "müderris" denilen kişilerin
işlerine bakarlardı.Bunlardan Rumeli kadıaskeri rütbe bakımından, Anadolu kadı askerinden üstte idi. Yani Anadolu kadıaskeri terfi ettiği zaman Rumeli kadıaskeri olurdu.Bazı önemli davalar divanda görülür ve özellikle kadıaskerler bu işe de bakarlardı.
Divanın üçüncü grup üyeleri, Osmanlı Devleti'nin bürokrasi ve maliye işlerinden sorumlu olan defterdarlar ve nişancı idiler. Divandaki iki defterdardan rütbe bakımından yüksek olanına Rumeli defterdarı veya "başdefterdar" denirdi. Diğeri ise Anadolu defterdarıydı. Defterdarlar, mali işleri yürüten en üst görevlilerdi. Divan-ı Hümayun'un diğer üyelerinin olduğu gibi, defterdarın da hem merkezde, hem de taşrada çalışmalarına yardımcı olan görevliler vardı. Devletin bütün gelir-gider hesapları defterdardan sorulurdu.
Divandaki bütün yazışmalar ve devletin bütün yazım ve kayıt işleri nişancı ve reisülküttap tarafından organize edilirdi. Nişane, ayrıca Osmanlı Devletinin en önemli kurumlarından biri olan umar ve bununla ilgili işlere de bakardı. Reisülküttap adından da anlaşılacağı gibi, divanda yazım ve kayıt işlerine bakan memurların başıydı. Dîvanın bütün bu işleri "kalem" adı verilen bir çok büro ve buralarda çalışan pek çok
görevli tarafından yapılırdı.

Osmanlı Devleti'nin Askeri Teşkilâtı:

Osmanlı Devletinde askerî teşkilât da çok önernliydi. Bunların esasını genellikle merkezde kapıkulu askerleri, taşrada ise tımarlı - sipahiler, oluştururdu. Kapıkulu sistemi askerlik ve yönetim görevlerinin özü sayılırdı. Bu teşkilâtın elemanları Devşirme denilen yöntemle toplanır ve belli bir eğitimden geçirildikten sonra çeşitli
görevler verilirdi. Devşirme, sadece Osmanlı devleti sınırları içinde yaşayan Hristiyan çocuklardan toplanırdı. Bunlardan bir kısmı seçilerek, bir tür okul olan Edirne Sarayı, Galata Sarayı ve ibrahim Paşa Sarayı'na gönderilirdi. Diğerleri ise çeşitli Acemi Ocakları'na dağıtılırdı. Saraylara gönderilenlere içoğlan denirdi. Bunlar buralardaki eğitimlerini tamamladıktan sonra yeniden bir seçime tabi tutulur ve seçilenler Topkapı Sarayı'na alınırdı. Burada da bir eğitimden geçtikten sonra sarayda bir süre hizmet ederlerdi. Bunlardan bir kısmı kapıkulu süvarileri denilen bölüklere dağıtılır, diğerleri ise saray dışında sancakbeyliği gibi önemli görevlere gönderilirlerdi. Ordunun çoğunluğunu oluşturan sipahiler ise tımar sisteminin uygulandığı yerlerde bulunurdu. Bir sefer sırasında sipahiler bulundukları eyalet veya sancaklardan istenilen
bölgelere düzenli birlikler halinde gelir ve orduya katılırdı. Osmanlı ordusunun çok az bir kısmını kapıkulu askerleri, kalanını ise tımarlı sipahiler ve diğer birlikler oluştururdu. Osmanlı Kara Ordusu gibi güçlü bir Osmanlı Donanması da vardı. Osmanlılar daha Orhan Bey döneminden itibaren denizlerde kendilerini göstermeye başladılar. Osmanlı deniz gücü asıl, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman dönemlerinde en yüksek noktaya ulaştı. Karadeniz zaten bir Türk gölü olmuştu. Bu dönemde Akdeniz
de âdeta bir Türk gölü oldu..Barbaros Hayrettin Paşa, Kemal Reis, Piri Reis, Turgut Reis ve daha birçok büyük Türk denizcisi Karadeniz. Akdeniz. Kızıldeniz, Basra Körfezi. Hint Okyanusu ve daha uzak denizlerde Türk bayrağını dalgalandırdılar

Osmanlı Devleti'nin Taşra Yönetimi:

Taşra yönetimi çeşitli bölümlere ayrılıyordu. Bunlar içinde en önemlisi sancak teşkilâtı idi. Osmanlı topraklarının önemli bir kısmı sancak denilen yönetim birimlerine ayrılmıştı. Birçok sancak biraraya getirilmiş buna da eyalet veya beylerbeylik denmişti. Eyaletlerin başında beylerbeyi, sancakların başında ise sancakbeyi bulunurdu. Aynca özel yönetime sahip vilâyetler vardı. Mısır bunlardan biriydi. Mekke Emirliği
ve Kırım Hanlığı gibi Müslüman hanedanlar tahtlarında bırakılmış, fakat toprakları Osmanlı yönetimi altına alınmıştı. Hristiyan hanedanlardan Eşak ve Boğdan voyvodalıkları ile Erdel Krallığı da bu durumdaydı. Bunların dışında Lehistan (Polonya) Krallığı ve Fas Sultanlığı gibi ülkeler, zaman zaman Osmanlı Devleti'niin himayesi altına girmiştir.

Devlet Yönetiminde Değişmeler:

XVIII. yüzyıldan itibaren devlet yönetiminde yavaş yavaş değişmeler başladı. Bu yüzyılda Divan-ı Hümâyûn'un önemi azaldı. Bunun yerine devlet işleri "Bâb-ı Ali" denilen sadrazam sarayından yürütülmeye başlandı. Fakat asıl önemli değişiklikler XIX. yüzyılda görüldü. Bu kez Bâb-ı Ali yerini, Heyet-i Vükelâ'ya (Vekiller Heyeti) bıraktı. Heyet-i Vükelâ hemen hemen bugünkü Bakanlar Kurulu gibi idi. XVIII.yüzyıl sonlarında önce askerî teşkilâtta görülen değişiklikler, Tanzimat'tan itibaren diğer kurumlarda da görülmeye başladı. Eyaletlerin yerine vilâyetler oluşturuldu. Yerel meclisler kuruldu. En önemlisi ilk kez, 1876'da bir Anayasa (Kanun-ı Esâsî) yapıldı ve parlamenter hayata geçildi


-------------------------------------------------------------------------------




Osmanlı Devlet Yönetimi

Osmanlı Padihşahları

Osmanli hânedani, Oguzlarin Kayi boyuna mensuptu. Bu boy, Avsar, Beydili ve Yiva gibi hükümdar çikaran boylardandi. Bir uç beyligi olarak tarih sahnesine çikisindan itibaren bünyesinin gerektirdigi dini, sosyal ve ekonomik degisIklikleri yapmaktan çekinmeyen Osmanli Beyligi, kisa bir müddet içerisinde köklü bir devlet haline geldi. Döneminin sartlarina göre çok kisa denilebilecek zamanda, tarihin akisini degistirecek kadar büyüyen bu devletin gelismesini, basit ve bazi tesadüflerle izah etmeye çalismak mümkün degildir.

Gerçekten, çok genis topraklar üzerinde hakimiyetini tesis eden Osmanli Devleti, çesitli din, dil, irk, örf ve âdetlere sahip topluluklari asirlarca âdil bir sekilde idare etmisti. Ulasim teknolojisi bakimindan günümüzle mukayese edilemeyecek derecede imkansizliklar içinde bulunan o asirlarin dünyasinda, bunca farkli yapidaki topluluklari cebir ve tazyik kullanmadan idare etmek basit bir hakimiyet anlayisinin sonucu olmasa gerekir. M. Fuad Köprülü'nün n bir madde halinde siraladigi ve Rasonyi'ye göre batili tarihçilerce de kabul edilen basarinin bu sebepleri de pek tatmin edici görünmemektedir. Zira onun isaret ettigi bu on bir maddenin birçogunda diger Anadolu beylikleri de ortakti.

Osmanlilarin din, irk ve cografi ortam bakimindan Anadolu beyliklerinden pek farki yoktu. Hal böyle olunca Osmanli basarisinin sebeplerini baska sahalarda da aramak gerekir. Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar, diger beyliklerin sahip olmadiklari veya yapamadiklari bazi seyleri basarmislardi. Bu konuyu arastiran pek çok tarihçi gibi Mustafa Nuri Pasa da baslangiçta küçük bir uç beyligi olan bu devletin basarisini, maddî ve manevî sebeplere baglar. Ona göre bu sebepler sunlardir:

1-Kurulus dönemindeki hükümdarlarin tamami, Islâm dinine ve bu dinin prensiplerine bagli olan kimselerdi. Onlar, hukukî ve ser'î meseleleri bütünüyle kadilara havale etmislerdi. Bu mevzuda kendilerini halktan ayri görmezlerdi. Dolayisiyla halktan herhangi birine yapilan muamele, kendileri için de geçerli idi. Keza onlar, hukuk adamlarina baski yapmadiklari gibi, tamamen Islâm hukukunun ruhuna uygun olarak verilen kararlarina da müdahalede bulunmazlardi. Bu da ülke içinde saglam bir adlî mekanizmanin çalismasina ve adaletin gerçeklesmesine sebep oluyordu. Iste bu adalet anlayisi sayesindedir ki, devletleri büyüyüp gelisti.

2-Osmanlilar, kuruluslarindan itibaren Anadolu Selçuklu Devleti'ne bagli kaldilar. Bu baglilik, adi geçen devletin varligina son verildigi ana kadar devam etti. Onlarin bu baglilik ve vefalarindan dolayi Allah, kendilerini mükâfatlandirdi. Zaman zaman ortaya çikan isyan ve bas kaldirmalarda hep onlara yardimci oldu.

3-Selçuklu Devleti'nin ortadan kalkmasi ve Bizans'in içinde bulundugu sIkIntili durumlar yüzünden çevresinde kuvvetli bir devletin bulunmamasi.

4-Osmanlilar, Islâm dünyasinin hudud boylarinda kurulmuslardi. Cihad ve ilay-i kelimetullah için devamli harp edip ganimet elde ettiklerinden san ve söhretleri de artiyordu. Onlarin bu durumunu ögrenen ve baska ülkeler ile topraklarda yasayan Müslümanlar, gelip kendilerine iltihak ediyorlardi. Bu da onlarin kuvvetlenmesine sebep oluyordu.

5-Osmanli hükümdarlari, ilim adami ile fazilet ehli kimselere karsi son derece hürmetkâr davranip onlari gözetiyorlardi. Devlet için hizmet edip yardimci olanlara timar arazisi vermek suretiyle onlari devlete ortak ediyorlardi. Ayrica topraklarini genisletip Müslüman nüfusunu artirmak için büyük bir gayret sarf ediyorlardi. Çikardiklari kanunlara da sIkI sIkIya bagli kaliyorlardi. Mustafa Nuri Pasa'ya göre, Osmanli Devleti'nin kisa bir zamanda büyüyerek müesseselerinin kemal mertebesine ulasmasina ve emsâllerine göre daha uzun ömürlü olmasina sebep olan âmiller, onlarin bu anlayis ve davranislaridir.

Selçuklu-Bizans hududlarinda tesekkül eden bir uç beyliginin, yeni bir din ve kültürün tasiyicisi olarak eski Bizans Imparatorlugu'nun enkazi üzerinde kurulan bu yeni devlete bir Türk ve Islâm damgasi vurmasi hadisesi, çagdas tarihçiler arasinda henüz tam anlamiyla izah edilemeyen bir mesele olarak münakasa edilmektedir. Öyle anlasiliyor ki bu münakasa daha uzun süre devam edecege benzemektedir. Nitekim Leopold Von Ranke gibi bazi kimseler de bu gelismeyi padisah sahsiyetlerine, askerî sisteme ve toprak uygulamasi gibi maddî manevî bazi unsurlara baglarlar.

Tarihin uzak dönemlerinden itibaren kurulmus bulunan bütün Türk devletlerindeki töreye göre, Osmanlilarda da ülke, ailenin müsterek mali olarak kabul ediliyordu. Osmanlilarda saltanatin intikalinde yerlesmis bazi merasimler önemli yer tutmaktadir. Bunlarin basinda bey'at, cülûs ve kiliç kusanma merasimleri gelmektedir. Saltanatin intikali, baslangiçtan 1617 tarihine kadar ilk on dört padisahta "amûd-i nesebî" denilen babadan ogula geçmek suretiyle olmustur. Eski Türklerdeki devletin, hânedanin ortak mülkü olma telakkisi Osmanlilarda özellikle Fâtih döneminde degisIk bir anlayisa bürünmüstür. Kanunnâmenin meshur olan maddesi ile saltanatin babadan ogula intikalinde kolaylik saglanmistir.

1617'de I. Ahmed'in ölümü üzerine "ekberiyet" usûlü benimsenmis. Daha sonraki dönemde bir iki istisna disinda "ekberiyet ve ersediyet" usûlüne göre hânedanin en yasli erkek üyesi padisah olmustur. Hükümdarlik ailesinin reisi olan ve "Ulu Bey" adini tasiyan kisi, ayni zamanda devletin de reisi olurdu. Osmanli Beyligi'nin ilk zamanlarinda da görülen bu âdet, I. Murad zamanindan itibaren sadece hükümdarin çocuklari için geçerli hale gelmisti. Buna göre belirtilen dönemden itibaren saltanat, hükümdar olan kimsenin çocuklarinin hakki olarak telakki edilmeye baslandi. Bununla beraber bir veliahd tayini söz konusu degildir. Devlet adamlari ve askerlerce sevilip takdir edilen sehzade, ölen babasinin yerine hükümdar ilan olunurdu.

Osmanli padisahlari cülûslan münasebetiyle çikardiklari fermanda Allah'in lütfu ile "bi'l-irs ve'l-istihkak" saltanatin kendilerine müyesser oldugunu ifade ederler. Öyle anlasiliyor ki ilk dönemlerde devletin kurulus hamurunda mayasi bulunan ahi teskilatinin da bu seçimde büyük bir payi bulunmaktadir. Çok nadir de olsa, zaman zaman padisahlarin, yerlerine geçecek sehzadeyi devlet ileri gelenlerine vasiyet ettikleri görülmektedir. Mesela Çelebi Mehmed, Bizanslilarin yaninda bulunan kardesi Mustafa Çelebi'nin tekrar hükümdarlik iddiasiyle ortaya çikma ihtimalini göz önüne alarak hayatindan ümidini kestigi sirada yanindaki vezir ve beylerine oglu Murad'in hükümdar yapilmasini ve o yetisinceye kadar ölümünün gizli tutulmasini vasiyet etmisti. Böylece Çelebi Mehmed, kardes kavgasinin sebep olacagi politik ve ekonomik huzursuzluklar için tedbir almis oluyordu.

Biraz önce temas edildigi gibi, Osmanlilarda hükümdarin çocuklarindan kimin padisah olacagina dair kesin bir saltanat kanunu yoktu. Hükümdarlar, bir isyan hareketinin önüne geçmek için kardeslerini öldürürlerdi. Kardes katli, Yildirim Bâyezid zamanindan beri tatbik edilmekle beraber Fâtih kanunnâmesiyle yazili hale getirilmistir. Bu kanunnâmede "Ve her kim esneye evladimdan saltanat müyesser ola, karindaslarini nizâm-i âlem içün katl etmek münasibtir. Ekser ulemâ dahi tecviz etmistir. Aninla âmil olalar" denilerek memleketin selameti için kardeslerin katline bir nevi izin verilmistir.

Töreye göre Osmanli padisahi, memleketin sahibi sayilirdi. Bu sebeple tebeasinin mali ve cani üzerinde tasarruf hakki vardi. Vasitali vasitasiz bunu kullanirdi. Her türlü kuvvet padisahin elindeydi. Fakat o bunu keyfî olarak degil, kanun, nizam ve ananenelere dayanarak muamelatin icaplarina göre yürütürdü. Fâtih Kanunnâmesi (s. 16)'nde, padisahin yetkilerini nasil kullandigina isaretle söyle denilmektedir: "Ve tugrayi serifim ile ahkam buyrulmak üç canibe mufazzdir.

Umur-i âleme müteallik ahkâm vezir-i azam buyruldusu ile yazila ve malima müteallik olan ahkâmi defterdarlarim buyruldusu ile yazalar. Ve ser'-i serîf üzre deavi hükmünü kadiaskerlerim buyruldusu ile yazalar." Bu ifadelerden anlasildigina göre bütün dünyevî ve dinî idare padisah adina yapilmaktadir. Buna dayanilarak padisahin, dünyevî yetkilerinin idaresinde sadrazamlari, dinî yetkilerinin idaresinde ise önceleri kadiaskerleri, daha sonra da seyhülislâmlari vekil tayin ettigi söylenebilir. Nitekim bu iki makama yapilacak tayin ve azillerde padisahin mutlak selâhiyet sahibi oldugu bilinmektedir. Bundan baska divan toplantilarinda alinan her türlü kararin "arz" yolu ile onun tasdikine sunulmasi da padisahin nihaî karar mercii oldugunu teyid etmektedir.

Islâm hukukuna göre devletin basinda bulunan hükümdarin, hakkinda nass bulunmayan mevzularda tebeasinin maslahatini gözeterek çikardigi kanunlarina uymak dinin emridir. Islâm hukukuna göre hükümdar her istedigini yapan ve her türlü arzusuna uyulmasi gereken bir kisi degildir. O da ser'î hukukun gerektirdigi emirlere uymak zorundadir. Aksi takdirde Hz. Peygamber'in "Allah'in emirlerine uymayana itaat yoktur" Hadis-i Serifi ile Hz. Ebu Bekir'in halife seçildigi zaman yaptigi ilk konusmasinda dedigi gibi emirlerine itaat mecburiyeti kalkar.

Müslüman bir topluma istinad eden bünyesi ile Osmanli devlet adamlari, bundan baska türlü hareket de edemezlerdi. Zira bu devletin geleneginde hâkim bulunan anlayisa göre "devlette din asil, devlet ise onun bir fer'idir" Kanun, hüküm, ferman ve uygulamada dinî anlayisin disina çikmamak için Osmanlilar, kuruluslarindan itibaren Islâm fikhina (hukuk) yakindan âsina olan ulemâya devlet idaresinde yer veriyorlardi. Nitekim Orhan Gazi'nin vezirlerinden Sinan Pasa ile Çandarli Halil ulemâdandi. Esasen, XIV. asir Türk dünyasini gezip onlar hakkinda canli levhalar gibi saglam bilgiler veren Ibn Batuta'nin müsahede ettigi gibi, Anadolu Türkmen beyliklerinin hemen hepsinde fakihler, beylerin yaninda en serefli mevkide yer almakta idiler.

Bernard Lewis'in dedigi gibi; "Kurulusundan düsüsüne kadar Osmanli Devleti, Islâm gücünün ve inananin ilerlemesine veya savunmasina adanmis bir devlet idi. Osmanlilar, alti yüzyil, ilk önce esas itibariyla basarili olarak, Avrupa'nin genis bir kisminda Islâm egemenligi kurma çabasiyla, daha sonra da Bati'nin amansiz karsi saldirisini durdurmak ya da geciktirmek için uzun süreli hareketleriyle hemen hemen devamli olarak Hiristiyan Bati ile savas halinde idiler.

Yüzyillar boyu süren bu mücadele, Türk Islâmliginin tâ köklerindeki kaynaklari ile Türk toplumunun ve kurumlarinin bütün yapisini etkilememezlik edemezdi. Osmanli hükümdarinin halki, her seyden önce kendini Müslüman sayardi. Daha önce gördügümüz gibi Osmanli ve Türk, nisbeten yeni kullanilan deyimlerdir. Osmanli Türkleri, kendilerini Islâm ile özdes görmüslerdir. Diger herhangi bir Islâm ulusundan çok daha büyük ölçüde hüviyetlerini Islâmiyet içinde eritmislerdi. Türk kelimesi, Türkiye'de hemen hemen kullanilmaz iken, Bati'da Müslümanin es anlami haline gelmesi ve Müslüman olmus bir Batiliya, olay Isfahan veya Fas'ta olsa bile "Türk olmus" denmesi ilginçtir."



-----------------------------------------------------------------------------------


OSMANLILARDA DEVLET YÖNETİMİ
A- Osmanlılarda Devlet Anlayışı
Osmanlılarda devlet anlayışının temelinde, Orta Asya Türk geleneği ile Türk-İslâm Devletlerinin etkileri görülür. Devletin yönetilmesinde İslâm Hukuk kurallarının etkisi büyüktü. Padişahlar bulundukları görevi,kendilerine Tanrı tarafından verilmiş bir emanet olarak gördüklerinden dolayı adaletten ayrılmamaya,ülkenin her yanında güvenliğin sağlanmasına büyük önem verirlerdi.
Devleti genişletmek ve geliştirmek,halkın refah ve mutluluğunu sağlamak,ülkede adaleti sağlamak padişahların başlıca görevleriydi.
Devletin kuruluş zamanlarında “Bey” ya da “Gazi” unvanlarını taşıyan hükümdarlara sonraları padişah denilmiştir. Osmanlı’da ilk defa “Sultan” unvanını kullanan I.Murat’tır. “Halife” unvanını ilk defa kullanan ise Yavuz Sultan Selim’dir.
Padişahlık,babadan oğula geçtiği için ülkede taht kavgaları yaşanmaktaydı.Bu durumu önlemek için Fatih S.M. düzenlediği kanunname ile padişaha,gerektiğinde kardeşlerini öldürme yetkisini getirdi. I.Ahmet zamanında,Osmanlı ailesinden en yaşlı kişinin padişah olması ve şehzadelerin sancaklara gönderilmemesi kanun oldu. Bu durum da padişah olacak şehzadelerin iyi yetişmemelerine yol açtı.
Padişahların erkek çocuklarına “Şehzade” denirdi. Yanlarına “Lala” denilen tecrübeli bir devlet adamı verilirdi.
B- Merkez Teşkilatı
Divan-ı Hümayun: Merkez Teşkilatının temeli olan “Divan-ı Hümayun” Orhan Bey zamanında kuruldu. İlk kurulduğunda divan üyeleri Padişah , Vezir ve Bursa Kadısıydı. Zamanla devletin genişlemesine paralel olarak işler artınca divandaki üyelerin sayıları da artmıştır.
Divan da bulunan başlıca görevliler şunlardı: Vezir-i Azam , Vezirler , Kazasker , Defterdar , Nişancı , Reis’ül Küttab , Kaptan-ı Derya , Yeniçeri Ağası , Şeyhülislam.
Osmanlı Devleti’nde yönetici sınıf, “askerî” olarak isimlendirilirdi. Askerî sınıfı kendi içinde Seyfiye , İlmiye ve Kalemiye olarak üç’e ayrılıyordu.
1. Seyfiye : Seyfiye’nin iki temel görevi vardı. Bunlar yönetim ve askerlik görevleriydi. Osmanlı devletinde ordu, kara ve deniz kuvvetleri olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
a-) Kara Ordusu : Orhan Bey zamanında ilk düzenli yaya ve atlı birlikler kuruldu. I.Murat zamanında da “Kapıkulu Ocakları” denilen askerî teşkilat kuruldu.
Kara Ordusu, 15. yüzyıla girildiğinde, Kapıkulu askerleri , Eyalet askerleri ve yardımcı kuvvetler olarak üç kısma ayrıldı.
Kapıkulu Askerleri : Devşirme yoluyla alınan çocukların Acemi Ocağında özel bir eğitimden geçirilmeleri sonucu meydana gelen askerlerdi.
Eyalet Askerleri : Tımarlı Sipahilerden oluşuyordu.
b-) Deniz Kuvvetleri : Osmanlı Devletinin deniz kuvvetlerinin temelini Karesioğulları Beyliği oluşturmuştur. Donanma Kaptanına Kaptan-ı Derya denirdi.

2- İlmiye : Adalet ve eğitim sınıfına mensup olanlar “ilmiye” sınıfını meydana getirirlerdi. İlmiye sınıfı mensupları kaza (yargı) , tedris (eğitim) , fetva verme görevleri yerine getirirlerdi.
3- Kalemiye : Devletin her türlü yazışmalarını yerine getiren memurlar kalemiye sınıfını oluştururlardı. Kalemiye sınıfının görevi devletin malî ve mülkî işlerini yerine getirmekti.

B- Vakıf Sistemi
İslâmi bir kurum olan vakıf, bir müslümanın mal varlığının bir bölümünü herhangi bir hayır işi için bağışlaması demektir.
Vakıflar sayesinde medreseler, eğitim-öğretim görevlerini yerine getirmiş , darüşşifalar sağlık sorununu çözmede yararlı olmuş , imarethaneler yoksullara beslenme olanakları hazırlamış , kütüphanelerde binlerce cilt kitaplar korunabilmiştir.
1836’da Evkaf Nezareti kurularak vakıf işleri bu bakanlığa bağlanmıştır.

Ç- Taşra Teşkilatı
1- Tımar ve İltizam Sistemi
a- Tımar Sistemi : Osmanlı toprakları gelirlerine göre bölümlere ayrılırdı. Dirlik adı verilen bu bölümler, devlet memurlarına ve askerlere görev karşılığı olarak verilirdi. Dirlikler gelirlerine göre üçe ayrılırdı.
Has : Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan topraklardı. Her 5.000 akçesi için bir tane atlı asker yetiştirilirdi.
Zeamet : Yıllık geliri 20.000 ile 100.000 akçe arasındaki topraklardı.
Tımar : Yıllık geliri 1.000 ile 20.000 akçe arasındaki topraklardı. Bu topraklar Tımarlı Sipahilere verilirdi.
Osmanlı Devleti , Tımar sistemi sayesinde her an savaşa hazır büyük bir askerî güce sahip olduğu gibi, köylere kadar yayılan bir güvenlik kuvveti de sağlamış oluyordu.

------------------------------------------------------------------------------------

OSMANLILARDA
DEVLET ANLAYIŞI

Osmanlılar,bir uç beyliği olarak tarih sahnesine çıktılar.Bu nedenle yöne-
tim, ilk zamanlar, uç beyliğinin geleneklerine göre düzenlenmişti.Yönetim, Os-
manlı ailesine aitti ve ailenin başkanı, beyliğin de yöneticisiydi.Ancak, bey seçi-
minde, diğer beylerin de düşünceleri alınırdı.

Osmanlıların, kısa zamanda güçlü bir devlet kurmaları tesadüf olmayıp, tutarlı bir devlet anlayışının sonucudur.Osmanlı Devleti, daha önceki Türk-İslâm
devletlerinin kültürel mirasları üzerine kurulmuştu.Osmanlılar, XIV. yüzyıla ka-
dar, devlet yönetimi konusunda tecrübe birikiminden en iyi şekilde yararlandılar.
Osmanlı devlet anlayışında, Türk-İslâm devletlerinin ve Orta Asya geleneğinin etkisi bulunmaktadır. Bununla beraber Osmanlılar, gelişen zamana uygun olarak, merkez ve taşra yönetiminde, kendilerine özgü bir yönetim geliştirdiler.

Osmanlı Devlet’inde, devlet başkanı “ padişah ” idi.Padişahlar, devletin mutlak hâkimiydiler.İdarî, askerî, malî ve hukukî konularda geniş yetkilere sahip-
tiler.Ancak, bu yetkilerini kullanırken kanunlara, törelere, gelenek ve göreneklere
uymak zorundaydılar.Padişahların sorumlulukları, daha önceki Türk devletlerinin
hükümdarlarından farklı değildi.Ülkenin topraklarını genişletmek ve ülkeyi geliş-
tirmek, halkın refah ve mutluluğunu sağlamak, padişahın başlıca göreviydi.En önemli görevi ise, ülkede adaleti sağlamaktı.Osmanlı Devlet’inin, güçlü ve 600 yılı aşan bir süre varlığını devam ettirmesinde, ülkede sağlanan adaletin büyük rolü olmuştur.

Padişahın, bütün egemenlik gücüne sahip olması, Osmanlı Devlet’inin yönetim şeklini de belirlemişti.Devlet tam bir merkeziyetçilikle yönetilirdi.Ülke-
nin bütün bölgeleri, başkentten verilen emirlerle yönetilmekteydi.Yöneticiler, merkezden atanır ve denetlenirdi.Aile içindeki bütün erkek çocuklar, taht üzerinde
eşit haklara sahiptiler.Bu nedenle, kimin padişah olacağı hakkında XVII. yüzyıl başına kadar kesin bir kural yoktu.Erkek çocuklar arasında kimin tahta çıkacağı konusunda, devlet adamlarının, ulemanın ve askerlerin tercihleri önemli rol oyna-
maktaydı.

Osmanlılardan önceki Türk devletlerinde hükümdarlar, ülkeyi, kardeşleri ve kendi çocukları arasında paylaştırırdı. Çünkü, onlar da hükümdar kadar ege-
menlik hakkına sahiptiler. Bu paylaştırma sistemi, güçlü Türk devletlerinin bir süre sonra parçalanmalarına ve yıkılmalarına sebep oluyordu. Bu nedenle Osman-
lılar, şehzadelere, geniş yetkilerle büyük eyaletlerinin valiliğini vermediler.
Osmanlı şehzadeleri, ancak sancakbeyi olabildiler.Yetkileri de son derece sınır-
lıydı. Ayrıca ülke içinde herhangi bir aileye ve aşirete imtiyaz tanınmadı.Osman-
lılar, Selçuklularda olduğu gibi, bir bölgeyi fetheden komutanlara, o bölgenin yönetimini vermediler.Fetheden kim olursa olsun, alınan topraklar mutlaka padi-
şaha ait oluyordu.Bu çeşit merkeziyetçi uygulamalar sayesinde devlet, gelişti ve güçlendi.

XIX. yüzyılda ilân edilen Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyet, padişahların yetkilerini yeniden düzenleme amacı güdüyordu.Bununla beraber, gerek Tan- zimat ve gerekse Meşrutiyet döneminde padişahlar, mutlak yönetim hakkını kullanmaya devam ettiler.

PADİŞAHLAR

Osmanlı Devleti, kurulduğu zaman küçük bir beylikti.Devletin başında ilk zamanlar “ bey ” ya da “ gazi ” unvanı ile anılan bir hükümdar bulunuyordu. Os-
manlı hükümdarları içinde ilk defa “ sultan ” unvanını I. Murat kullanmıştır.Bun-
ların yanı sıra hükümdarlara, “ han ”, “ hakan ” ve “ hünkar ” da denilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in 1517 Mısır seferinden sonra, Osmanlı hükümdarları “ ha-
life ” unvanı da aldılar.Ancak, devletin güçlü olduğu dönemlerde halifelik unva-
nını siyasî amaçlarla kullanmak gereğini duymadılar.Osmanlı hükümdarları, halifelik unvanını ilk olarak, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması sonrasında kul-
lanmaya başladılar.Osmanlı hükümdarlarının en yaygın kullandıkları unvan, “pa-
dişah ” olmuştur.

Padişahlar, devletin kurucusu Osman Bey’in soyundan gelirlerdi.Padişah-
lık, babadan oğla geçmekle beraber, ilk zamanlar bu konuda belli bir veraset sis-
temi yoktu.Bu durum, eski Türk geleneğinden kaynaklanıyordu.Buna göre, aile-
nin bütün erkekleri, taht üzerinde hak sahibiydiler.Bu nedenle, her hükümdar de-
ğişikliğinde taht kavgaları çıkar ve devlet sarsıntı geçirirdi.Tahta çıkan şehzade, egemenlikte hak ileri sürmemeleri için, erkek kardeşlerini öldürtmek zorunda ka-
lıyordu.Bu yöntem, bir saltanat yasası olarak, XVII. yüzyıl başlarına kadar de-
vam etti.

XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet zamanında yapılan bir düzenlemeyle, Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun ( ekber ve erşed ) olanının tahta geçmesi usu-
lü getirildi.

Padişahlar, her konuda çok geniş yetkilere sahip bulunuyorlardı.Önemli konularda, büyük devlet adamlarının düşüncelerini almakla beraber, son kararı yine kendileri verirdi.Divan’a başkanlık etmek ( Fatih’le birlikte, bu görev sad-
razamlara bırakılmıştır ), orduları komuta etmek, büyük devlet adamlarını ata-
mak, savaşa ve barışa karar vermek padişahın başlıca görevleriydi.Bu görevleri-
ni yerine getirirken, Kuran’a ve şeriat hükümlerine göre hareket etmek için za-
manın şeyhülislâmından “ fetva ” alırlardı.



Burada 4 ayrı ''Osmanlıda Devlet Yönetimi'' anlatımı bulunmaktadır içinden size uygun olanı seçersiniz.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Eksiksiz

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri Domain
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!