mfe
Üye

Toplam Puan: 0
Offline
Mesaj Sayısı: 6
|
 |
« : Eylül 15, 2007, 12:18:56 ÖÖ » |
|
OKUMAK GÜZELEŞTİRİR Ömürlerinin baharında kızlı erkekli otuz kadar genç, tahta sıralarda oturuyorlar. Dışarıda aldatıcı bir mart güneşi. Beyaza boyanmış tahta çerçeveli pencerelerden, köpük köpük bir Marmara görünüyor. Havanın arkası lodos, çünkü martılar karaya doğru uçuyor ve karşıdaki Büyük Ada ile Heybeli’nin sahil şeritlerinde, sarıya çalan pembelikler dolaşıyor. Edebiyat öğretmeni Necdet Bey sınıftan içeri girince, gençler ayağa kalkıyor. Önlerinde eskimiş, bir kaç kuşak tarafından kullanıldığı için adamakıllı yıpranmış ders kitapları. 1960’ların Pendik Lisesi’nde, 1’inci sınıf öğrencileri "sömestr tatili"nden sonra ilk Edebiyat dersine giriyorlar. Necdet Hoca’nın 15 günlük yarıyıl tatilinde okuyup özetlemelerini istediği kitapları tartışacaklar. Öğrenciler sırayla şubat tatilinde okudukları kitapları anlatmaya başlıyorlar. İlk öğrenci Jean Paul Sartre’ın "Bulantı"sını okumuş, onu anlatıyor. Bir kız öğrenci Karamazov Kardeşler’i okumuş. Bir diğerine Necdet Hoca ödev olarak Halide Edip Adıvar’ın "Sinekli Bakkal"ını vermiş ama o bu kitabı daha önce okumuş olduğundan, yine Adıvar’ın "Vurun Kahpeye" kitabını okuyup özetlemiş. 1966 yılının şimdi adını hatırlayamadığımız o gününün arka arkaya iki edebiyat dersinde 1’inci sınıf öğrencilerinin arkadaşlarıyla paylaştıkları "tatilde okunan kitaplar" listesinde neler yok ki? Hemingway, London ve Steinbeck’in bütün çevirileri, Alman, Fransız ve Rus klasikleri. Türkiye’den Aziz Nesin, Reşat Nuri, Ömer Seyfettin, Sait Faik, Kerime Nadir… Bir öğrenci, o zamanlarda da pek tanınmayan Reşat Enis’in "Gece Konuştu" kitabını okuduğunu söyleyince, gözleri gurur ve sevgiyle yaşaran Necdet Hoca artık dayanamıyor. "Sizlere kitap okumayı bu kadar sevdirmekle iyilik mi yoksa kötülük mü yaptım, bilemiyorum"diye mırıldanıyor. Dile kolay, mütevazi bir devlet okulunun, çoğu orta gelirin bile altındaki gruplardan gelen kızlı erkekli öğrencilerinin okudukları kitap ve tanıdıkları yazar sayısı ile çeşitliliği, günümüzün en tepedeki siyasi ya da siyaset dışı liderlerinin, yöneticilerinin tanıdığı ve okuduğu kitapların kat be kat üstünde. Efendim, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğretim üyesi sayın Suat Ungan’ın araştırmasını konu edinen gazete haberini okurken, lise yıllarımıza dönüyor ve işte bunlar geliyor aklımıza. Sayın Ungan’ın araştırmasına göre, "Bir Japon yılda 25 kitap okurken, Türkiye’de ise altı kişiye bir kitap düşüyor"muş. Bizim yukarıda anlatmaya çalıştığımız lise manzarası, inanın bir böbürlenme değil. Daha bundan 30-40 yıl önce Türkiye’deki çoğu lisede karşılaşılan bir manzara. O yıllar kitap okumanın ayıp sayılmadığı, tersine insanı güzelleştireceğine inanıldığı için aileler tarafından da okumanın teşvik edildiği yıllar. Sonrası malum. "Red Kit’ten başka kitap okumamakla" övünen yöneticiler, kitapların televizyon kameraları önünde "suç aleti" olarak teşhir edildiği karanlık yıllar ve işte "ancak altı kişiye bir kitap" gibi üzücü sonuçlar. Niye kitap okuruz? Bilgiye ulaşmak içinse eğer, internet gibi çok daha hızlı ve ucuz yolları var bunun. Eğlence için mi kitap okuruz? Amaç buysa televizyon çok daha eğlenceli değil mi? Her türlü belgesel, magazin hem de bedava günün 24 saati hizmetimizde bulunmuyor mu?Öyleyse niye kitap okuruz ya da kitap okumanın bize faydası ne? Okuruz çünkü kitap okumak insanı güzelleştirir. Televizyondan da bilgi alabiliriz ama onun karşısında edilgin durumdayız. Onun verdikleri ile yetinmek zorunda kalırız. Oysa kitap, düşünme ve hayal gücümüzü kullanmayı zenginleştirir. Binbir yürek çarpıntısı içinde okuduğumuz bir kitabın sinema ya da televizyona uyarlanmış halini seyrettiğimizde çoğu kez hayal kırıklığı yaşamamızın sebebi de budur. Çünkü okurken bizim hayal gücümüz çok daha başka şeyler kurgulamıştır, o konuyu hayal olarak çok daha güzel yerlere taşımıştır. İşte bunun için kitap okuruz, çünkü okumak insanı güzelleştirir.
|