TürkDiliveEdebiyatı.Com
Ağustos 29, 2008, 10:16:19 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : KİRLİ OLAN YALNIZ DİLİMİZ Mİ? Cevap Sayısı : 1 cevap var
Okunma Sayısı : 280 defa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: KİRLİ OLAN YALNIZ DİLİMİZ Mİ?  (Okunma Sayısı 280 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
efsunkâr_77
Üye
**

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9


« : Mart 07, 2008, 07:01:18 ÖS »

KİRLİ OLAN YALNIZ DİLİMİZ Mİ?
Sevgi Özel

DTCF’nin Türk Dili Bölümü nü bitirip de Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda çalışmaya başladığımda şaşırıp kalmıştım. Cebimde, Türk diliyle ilgili bir fakülte bitirdiğimi gösteren belge vardı, ama ben de aynı belgeyi taşıyanların birçoğu gibi, ne Türkçenin müziğini duyuyor, ne de ses/biçim/anlam özellikleri arasındaki ilişkiyi yorumlayabiliyordum. Öğretmenliği yeğleyen arkadaşlarımın da benim gibi sınıfların ortasında kalakaldıklarını yıllar sonra kendilerinden duydum.
Birtakım kurallar vardı belleğimizde, tarihsel bilgilerle dilci ya da yazıncıların adları bir de... Türk Dil Kurumu’nda, dil devrimi doğrultusunda Türkçe’nin bilim ve sanat dili olarak gelişmesine emek veren ustaların arasında olmak, her insanın karşısına çıkmayacak büyük bir şanstı. Fakültelerin dilbilim bölümleri açılıyor, buralarda çağdaş dilbilimi izleyenler TDK’ye emek veriyordu, onlarla birlikte olmak da şanstı. Kısa bir süre sonra bu şansı, ancak çok çalışarak kullanabileceğimi kavradım ve ustalarıma dört elle sarıldım. Prof. Dr. Doğan Aksan’ın yönetimindeki Türkiye Türkçesinin ses/biçim/anlam özelliklerini inceleyen bir ekip içinde, akademik disiplin le, bilimsel araştırma nın sağladığı özgüveni tadarak Türkiye Türkçesi Temel Dilbilgisi izlencesini yaşama geçirmeye başladık. Adımı, ilk kez 1976’da bilimsel bir çalışmanın kapağında gördüm, yazılarım daha önce çıkmaya başlamıştı. 1983’te, Türk Dil Kurumu kapatıldı. Prof. Aksan’ın yönetiminde hazırladığımız Türkiye Türkçesinin sözcük türleri, sözdizimi, gelişmeli ses bilimi ve biçim bilimini irdeleyen yapıtlar, bugün de araştırmacılarla öğretmenlerin başvuru kaynağı olmayı sürdürüyor.
1983’e değin TDK’deki dilbilim/dilbilgisi kolu nun en önemli çalışma konularından biri de ölçünlü (standart) dilin yazım kurallarını izlemekti. Yerleşmiş temel kurallara dokunulmadan dile yeni katılan öğeler, ya da dilbilimsel verilerle çelişerek yaygınlaşan kurallar ele alınır, en az on yılda bir yazar çizerlerden, öğretmenlere yayıncı ve dizgicilere değin, uygulamacılar toplanarak konular ya da sorunlar tartışılırdı. TDK’nin yazım kılavuzu bu nedenle yazan çizen herkes için güvenilir bir kaynaktı. Bir başka güvenilir kaynak, TDK’nin Türkçe Sözlük’ü idi.
Bunları övünmek için değil, dil tartışmalarının her zaman bilimsel verilere dayanılarak yapılması gerektiğine inandığım için yapıyorum. Son yıllarda dil konusuna duyarlıkla yaklaşılması, elbette sevindirici, ancak tartışmalar bana göre, benim bildiğim kadarıyla... çerçevesine sıkıştırılıyor. Öyleki uzmanlar, bilimciler değil, genellikle kitle iletişim araçlarına çıkan uygulayıcı lar, kural koyucu gibi davranıyor, konuşuyor.
Çoğumuz doktora gidiyor, verdiği hapı yutuyoruz; yargıçla kararını tartışmıyoruz, mühendise, mimara güvenmiyoruz; enflasyon düştü, düşüyor diyen ekonomistlere nereden belli diye sormuyoruz. Herkesin doktor, yargıç, avukat, mimar, mühendis, ekonomist olması olanaksız, öyleyse bilimsel bilgiye güvenmek zorundayız (yaşadıklarımıza bakınca, ne kadar güvenmek zorundayız, bu ayrı bir tartışma konusu), ama konu dil olunca, dilin de biliminin olacağını, ne yazık ki Türkiye’nin önce aydınları göz ardı ediyor. Uygulayıcılar, birçok bilim dalıyla iç içe olduğu dahası birçok bilim dalını kapsadığı bilinen dilbilim i, bilimsel gelişmeyi yok sayarak ve bana göre yaklaşımıyla ahkam keserek, dille ilgili sorunları çözmek yerine daha derinleştiriyorlar.
Seslerin fotoğraflarının çekildiği bir çağda; düzeltme , yaygın deyişle şapka imi nin, nasıl kullanılacağı konusunda her kafadan bir ses çıkıyor. Ne yazık ki aydınların çoğu, ne Türkiye Türkçesinin serüvenini, ne de kurallarını biliyor. Kimseyi suçlamıyorum. Çünkü;
– Ülkemizde özellikle1950’lerden bu yana yazı ve dil devrimlerine yönelik örgütlü düşmanlık, devletin eğitim/kültür politikası olmuş, eğitimde Türkçenin kuralları hâlâ Osmanlıcanın önüne geçememiştir.
– Bu politikanın kısa adı olan Türk İslam sentezi, bunun dil politikasını özetleyen yaşayan Türkçe masalı, önce öğretmen yetiştiren kurumlara, sonra tüm eğitim kurumlarına çöreklenmiştir. Bugün Türkçe ve yazın öğretmeni yetiştiren fakülte ve yüksekokulların çoğu, dinsel ve ırksal öğelerle yoğrulan milliyetçi muhafazakar anlayışın egemenliği altındadır.
– Öğretmen okullarının kapatılması rastlantı değil, köy enstitülerini ve birçok çağdaş kurum ve anlayışı yiyen politikanın uzantısıdır.
– Karşıdevrimcilerin yazı ve dil devrimlerine öfkesi, Atatürk’ün 1932’de siyasal iktidarın güdümüne girmemesi için tüzel kişiliği olan birer dernek yapısıyla kurduğu ve başlarına bir iş gelmemesi için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Dil Kurumları’nın 1983’te kapatılması da Türk İslam sentezi doğrultusunda uygulanan bilinçli bir politikadır. Bu politikayı, çok uzun zamandır devrimcilerle savaşan resmi TDK yürütmektedir.
– Bu politikanın gereği yapılmış, dil devrimi, Türkçe, dilbilgisi ve yazın öğretmenlerinin dünyasından ve tüm eğitim kurumlarının özünden çıkarılmıştır. Dahası kazınmıştır.
– Türkiye 1930’larda, yazı ve dilinde devrim yaparak, yalnız sömürgelere değil, çağdaş ülkelere örnek olmuş, devrimin ürünlerini kısa sürede almışken, karşıdevrim süreci, düşünce özgürlüğünü yok ederek, düşünce suçları yaratarak, özellikle bilim ve sanat insanlarının ensesinde boza pişirmiştir. Bugün çağdaş Türk ve dünya yazınının rahatça giremediği tek alan ulusal eğitim kurumlarıdır.
– Yabancı dille öğretimin anaokullarına değin inmesi de rastlantı değildir. Kendi iç ve dış politikasında, teknolojide, bilimde, sanatta üretken olması istenmeyen Türkiye’nin özellikle gençleri yabancı dille öğretim yarışına sokularak anadiliyle düşünmekten uzaklaştırılmıştır.
– Dağı taşı yabancı adlandırmaların sarması ise gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanların özellikle göz yumduğu bir politikanın sonucudur; büyüklerimiz in gelir düzeyimizi dolar la açıklaması, başka ülke büyükleri nin İngilizce’yle karşılanması, Yeni Dünya Düzeni denilen ve sömürgeciliğin yeni adı olan küreselleşme nin gereğidir. Türkiye, bilim, sanat ve teknolojide küresel olan, yani insanlığın ortak kullanımına açılan yenilikleri değil, boyun eğmesine yol açan politikaları seçmeye zorlanmıştır.
Şimdi bu savlarımızı, çok uzaklara gitmeden şimdiki koalisyon hükümetinin uygulamalarına bakarak güncelleştirelim: DSP-MHP-ANAP hükümetinin ilk uygulamalarından biri tahkim yasasıdır, ne yazık ki Türkiye’nin aydınları, bilimcileri bunu tartışmamıştır bile. Çünkü tahkim i istenen neler idiyse, bu Türkiye politikacılarının düşünüp yarattığı değil, dışarıdan dayatılan bir şey di.
Yaşamsal bütün konu, olay, olgu ve durumun en çok birkaç gün gündemde kalmasına, sonra yerini bir başkasına bırakmasına alıştık artık. Apo’nun yargılanması, depremin neden olduğu acılar, ülke dışında toplanan çete çıta başları, umut ve paraşüt operasyonları, gerici kalkışma hazırlıkları... Gazete başlıklarında birkaç gün hükmü olan daha nice konu... Çabuk unutulan şeyler, ne unutturanların (yönetenlerin) ne unutanların (yönetilenlerin) düş ve düşünce dünyasının ürünüdür.
Böyle bir ülkede yaşıyoruz... Gündemi değil, gündemsi’si bile olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Meclisi yolsuzluk dosyalarıyla boğuşan, IMF kurmayları elini kolunu sallayarak dolaşan; anneanneleri giysilerin large ını bırakıp small unu soran; parmak kadar çocukları köftecide hesabını dolar la ödeyen, cumhurbaşkanları, Çankaya Köşkü’ne radio mydonose yazılı billbord önünden geçerek giren, dürümland lerden jet servis yapılan, süper star ların diva laştığı böyle bir ülkede yaşıyoruz işte. The Marmara lardan yarı uyur yarı uyanık, Mcdonalds lardan yarı aç yarı tok çıkıyoruz. Pastaneleri silip patisserie açıyoruz, patatesin karnını çağdaş mönü yle doldurup bayıla bayıla kumpir yiyor, steak lerin iyi kızarmasını söylüyoruz. Karma bir dille konuşuyor, patlamaya hazır çöplüklere uzaktan bakıyor, ormanları yakanları unutuyor, denizleri öldürenleri görmüyoruz. Dilden kaynaklanan iletişim kopukluğunun ayrımında bile olmuyoruz. Başkanları azgelişmiş dese de gelişmekte olan böyle bir ülkede yaşıyor ve...
Haykırıyoruz: Dilimiz kirleniyor... Dilimiz bozuluyor... Dilimiz yozlaşıyor... Günaydın! Neremiz temiz, parlamentomuz mu, sokaklarımız mı? Kentlerimiz, köylerimiz, evlerimiz mi? Neremiz temiz?
Ankara’da yabancı dille öğretim yapan bir okula çağrılmıştım, dil kirlenmesi ni anlatacaktım. Daha önce de birçok kentte, birçok okulda aynı konuyu irdeleyen konuşmalar yapmış, gazete ve dergilere yazılar yazmıştım. Gittiğim bu özel okulda da dil yanlışlarını sergilerken dinleyenler, kahkahalar atıyor, zaman zaman alkışla sözümü kesiyorlardı. Ancak okuldan ayrılırken, liselilerin birbirine benim verdiğim gülünç örneklerle seslendiklerini duyunca başkalarının yanlışını yineleyerek, daha büyük bir yanlışa çanak tuttuğumu anladım. O günden sonra, özellikle çocuk ve gençlere seslenirken, ustalardan seçtiğim doğru ve albenili örnekleri çoğaltarak, ötekilere şöyle bir değindim. Gülünç örnekler azalınca söz ve yazılarım rengini yitirdi sanki. Dinleyenlerin kahkahası da alkışı da azalmıştı, ama içim rahattı. Doğruyu daha etkileyici bir dille aktarmanın yolu vardı, bu Türkçe’nin gücünden geçiyordu.
Dilimiz, önce bir karmaşanın, sonra bir kargaşanın içine çekilmişti. Ben de herkesin dil kullanımında özenli olmasını isteyen, özensizliği saygısızlığa vardıranlara tepki gösteren, bu yolda çalışan iyi niyetli dostlarım gibi, gazete, dergi ve kitaplardan, televizyonlardan dil yanlışlarını topluyor, laik, inkılap, demokrasi... diyemeyen politikacıların Halit, Ayla, Haluk... ları doğru çağıramayan okumuşların diline takılıyordum. Şimdi de takılıyorum...
Ancak dili, sistem in öteki kurumlarından soyutlayarak, neden, niçin, nasıl diye sorgulamadan salt dile takanlara daha çok takılıyorum. Çünkü dilimiz her şey ne kadar temizse o kadar temiz, her şey ne kadar kirli ise o kadar kirli...
Dil, düşüncenin yansıması olduğuna göre, düşüncesi kirli olanların su başını tuttuğu bir coğrafyada, düşüncesi, dolayısıyla dili kirli olanların, elinin temiz olması olanaksız... Dil kiri el kiridir aynı zamanda...
Türkçe, 2000’li yıllarda yeniden yabancı dillerin, özellikle İngilizce’nin boyunduruğu altına girme tehlikesiyle karşı karşıya... Pusuda bekleyen Osmanlıca’yı, Arapça’yı Farsça’yı da unutmamak gerek... Kaldı ki 80 yıldır Arapça’nın Farsça’nın kurallarıyla boğuşuyoruz...
Türkçe, kimi diller gibi, birtakım imlere gereksinim duymadan, büyük ölçüde yazıldığı gibi okunan, büyük ölçüde konuşulduğu gibi yazılan, kural dışı örneği pek az bir dilken, kimi derin alim ler, ya da ilkokuldaki bilgileriyle ortalıkta gezenler yüzünden yapay sorunlarla uğraşıyoruz. Devletin ayakları yerde bir eğitim politikası olmadığı için de birileri boş atıp dolu tutmaya çalışıyor. Çünkü çokları anadilinin olanaklarını bilmiyor, anadiliyle düşünemiyor. Düşünebilse, fasulye soyar, çay alır, çorba yer mi?
Bu nedenle artık o üzülür, şu kırılır diye düşünmeden, yuvarlak sözlere sığınmadan, bilimcilerin çözebileceğini kabul ederek sorunları ele almak gerekiyor. Dil Kiri El Kiri adlı kitabımda bunu yaptım. Dil yanlışları yapanın da, sorunlara yüzeysel yaklaşanların da adını verdim. Amacım kimseyi teşhir etmek değil, yığınla sorun varken sığ tartışmalara da girmek istemiyorum. Televizyonlarda birileri Türkçenin canına okuyor, gazeteler dergiler başka bir dille konuşup yazıyor... Tartışma söz konusu olduğunda kimse ad ve adres vermiyor...
İnsan, Ataç’lı günleri özlüyor bir bakıma... Özgün ya da çeviri kitaplar yayımlanıyor, övgüler ödüller alıyor, yazık ki dil i bozuk... Gencecik yazarları, çevirmenleri suçlamanın anlamı yok, çünkü onlara Türkçe öğretilmedi, üstelik orda burda pineklemek yerine yazıyor olmaları sevindirici, ama yapıtlarında birkaç dil yanlışı bile varsa, ödüllendirilmeleri de aynı ölçüde düşündürücü... Yaptıkları yanlışlar, Tükçe’ye emek veren ustaları, Ataç’ı ve başkalarını tanımadıklarının göstergesi...
Sonuç olarak, bütün dil severleri eylem e çağırıyorum, sokakta bağırıp çağırmaya değil... Kalemlerini kullanmaya çağırıyorum...
– Öğretmen yetiştiren okulların yeniden açılması, anadili öğretimini yönlendiren dizgelerin çağdaşlaştırılması,
– Yabancı dille öğretime son verilip herkes için önce sağlıklı bir anadili, yanı sıra yabancı dil öğretimi yapılması,
– Atatürk’ün Türk Dil Kurumunun eski tüzel kişiliğine kavuşturulması için kitle örgütlerini, aydınları Dil Derneği ile birlikte savaşıma çağırıyorum. Sağduyulu politikacıları (varsa), 1983’te Atatürk’ün kalıtına sürülen hukuk lekesini silmek, TBMM’yi bu ayıptan kurtarmak için eyleme çağırıyorum.
– Herkesi, radyo ve televizyonlardaki, kitap, dergi ve gazetelerdeki dil yanlışlarına gülüp geçmek yerine, telefon, faks, e-posta, mektup gibi olanakları kullanarak yazmaya, konuşmaya, tepki göstermeye çağırıyorum.
– Öğretmenleri, müfredat denilen saçmalığı aşabilmemiz için daha duyarlı olmaya, Milli Eğitim Bakanlarını Talim ve Terbiye Kurulu’nu adından başlayarak yenileştirmeye çağırıyorum.
– Bugünkü varlıklarını dil devrimine borçlu olan yazar çizerleri, dil devriminin kazanımları ile düşünmeye, Ataçlar, Melih Cevdetler, Tahsin Yüceller, Oktay Akballar, Şükran Kurdakullar gibi devrim bayrağını açmaya çağırıyorum.
– Yazar, yayıncı, reklam örgütlerini dilimize sahip çıkmaya çağırıyorum.
– Yayıncı ve yazarları/çevirmenleri, dil kullanımında daha özenli olmaya çağırıyorum.
Gerisi boş söz, yakınmak, boş çaba... Boynumuzu, yaşayan Türkçecilere, sentezciler ya da yabancı hayranlığıyla ülkeyi satanlara uzatmaktan başka bir işe yaramadı, elli yıldır bunu yapıyoruz zaten.

Logged
melce
Üye
**

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5


« Yanıtla #1 : Mart 12, 2008, 05:43:45 ÖS »

yazı için teşekkürler.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Resim Galerisi Eksiksiz Estetik

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri oyun komedi sohbet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!