TürkDiliveEdebiyatı.Com
Kasım 21, 2008, 06:20:59 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : Hoca Ahmet Yesevi Cevap Sayısı : 2 cevap var
Okunma Sayısı : 1488 defa 0 Üye ve 15 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hoca Ahmet Yesevi  (Okunma Sayısı 1488 defa)
0 Üye ve 15 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
cihanhoca
Üye
**

Toplam Puan: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5


« : Şubat 28, 2008, 11:59:52 ÖS »

Hoca Ahmet Yesevi
Pir-i Türkistan” diye anılan Ahmet Yesevi’nin tarihi şahsiyetine dair belge-ler azdır. Çoğu menkıbelere karışmış eldeki vesikalardan sağlam neticeler çıkarmak güç olmakla birlikte, Onun “Hikmet”lerinden, onunla ilgili menkıbelerden ve tarihi kaynaklardan çıkarılacak sonuçlar Yesevi’nin hayatı, şahsiyeti ve tesirleri hakkında bir fikir vermektedir.
Ahmet Yesevi hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma olarak, Fuad Köprülü’nün, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” (1919) adlı eseri gösterilebilir. Ayrıca Kemal Eraslan tarafından yapılan “Divan-ı Hikmetten Seçmeler” (1983) adlı çalışma Yesevi’nin eseri hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Ahmet Yesevi’nin hayatı
Mutasavvıf-şair olarak niteleyebileceğimiz Ahmet Yesevi, Orta Asya Türklerinin dini-tasavvufi hayatında geniş tesirler icra etmiştir. Yesevi’nin şöhreti sadece Türkistan’a münhasır kalmamış, Türklerin yaşadığı çok geniş sahalara yayılmıştır.
Ahmet Yesevi “hacegan” silsilesine (Sayram’da İmam Muhammed b. Ali neslinden gelenlere “hace” denildiği gibi, onlara bağlı olanlara da aynı isim veriliyordu) mensup olduğu için ona Hace (Hoca) Ahmet Yesevi de denilir.
Ahmet, XI. asrın ikinci yarısında, Batı Türkistan’da Sayram kasabasında doğdu. İspicab (İsficab) veya Akşehir olarak da bilinen, o sıralarda İslam kültürünün önemli bir merkezi olan bu kasabada Türkler ve İranlılar yaşamaktaydılar. Bazı kaynaklar da ise onun Yesi’de, bugünkü adıyla Türkistan’da doğduğu yazılıdır.
Ahmet’in babası, Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olan Şeyh İbrahim adlı bir zattır ve Hz. Ali soyundan geldiği kabul edilir. Şeyh İbrahim’in Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmet Yesevi, anne ve babasını küçük yaşlarda kaybedince ablasıyla birlikte Yesi’ye (Türkistan) gelir.
Ahmet Yesevi tahsiline Yesi’de başlar. Yesi’de o sıralar Arslan Baba adlı meşhur bir Türk şeyhinin bir tasavvuf ananesi mevcuttu. Küçük yaşlarda bir takım tecellilere mazhar olan Ahmet Yesevi, çevresindekilerin dikkatini çeker ve Arslan Baba’ya intisap ederek ondan feyiz almaya başlar. Menkıbelere göre daha küçük yaştan itibaren Hz. Hızır’ın delaletine mazhar olan Ahmet, yedi yaşında babasından yetim kalınca diğer manevi bir babasından—Şeyh Baba Arslan’dan—terbiye gördü. Hz. Peygam-berin (a.s.m.) işaretiyle ashabdan Şeyh Baba Arslan Sayram’a gelerek onu irşad etti. (Arslan Baba—menkıbeye göre—ashabın ileri gelenlerindendi. Meşhur bir rivayete göre dört yüz sene, diğer bir rivayete göre de yedi yüz sene yaşamıştı. Esasen Divan-ı Hikmet’te “sahabeler ulusu, hass-ı bende-i kird-gâr” olduğu bildirilen Arslan Baba’yı bir gün Hz. Peygamber (a.s.m.) yanına çağırarak ona bir hurma verir ve bu hurmayı “ümmetimin zübdesi” dediği Ahmet Yesevi’ye ulaştırmasını emrettikten sonra, Ahmet Yesevi’yi nasıl bulacağını söyleyerek onun terbiyesi ile meşgul olmasını ister. Bunun üzerine Arslan Baba Yesi’ye gelir ve üzerine aldığı vazifeyi yerine getirir.)
Arslan Baba’nın terbiyesiyle yüksek bir olgunluk seviyesine erişen Ahmet, yavaş yavaş etrafta şöhret kazanmaya başlar.
Arslan Baba’nın vefatından sonra Ahmet Yesevi önemli İslam merkezlerinden bir olan Buhara’ya gider. Burada devrin önde gelen alim ve mutasavvıflarından Şeyh Yusuf-el Hemedani’ye intisap ederek, onun irşad ve terbiyesi altına girer. Ahmet Yesevi, Yusuf Hemedani’nin vefatının ardından bir müddet Buhara’da kaldıktan sonra, Yesi’ye döner. Menkıbeler onun manevi bir işaretle yesi’ye geldiğinden ittifakla bahsederler. Ahmet Yesevi, vefatına kadar burada irşad faaliyetine devam eder.
Ahmet Yesevi’nin tasavvufi hüviyeti ve etkileri
Ahmet Yesevi’nin Türk tarihindeki ehemmiyeti yalnız birkaç cilt tasavvufi manzumeler yazmış eski bir şair olmasından değil, İslamiyet’in Türkler arasında yayılmaya başladığı asırlarda, onlar arasında ilk defa bir tasavvuf mesleği vücuda getirmesindendir.
Türkistan’da, Türklerin Müslümanlığı kabullerinin hemen ardından kitleleri İslam’a, özellikle tasavvufa ısındıran Yesevilik tevazu, sadelik ve fedakârlığın bir ocağı olarak karşımıza çıkmaktadır.
“Bir vakit namaz kılmayanın domuzdan farkı olmayacağı”nı söyleyecek kadar Kur’an ve Sünnete bağlı olan Ahmet Yesevi, halka hitaben basit bir Türkçe ile dile getirdiği hikmetleri ile güçlü bir saltanat kurmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk’ün “Tasavvufun Ruhu ve Tarikatler” adlı eserinde bildirdiğine göre; Ahmet Yesevi, büyük mutasavvıf Yusuf Hemedani’nin ilim ve irfanından feyizlenerek yetişti. Hemeda-ni’nin mürşidi ve feyiz kaynağı ise, aynı zamanda Gazali’nin mürşidi olan Ebu Ali Farmadi’dir. Farmadi ise ünlü Risale yazarı Kuşayri’nin şakirdidir. Bütün bunlar Yeseviliğin temel fikir ve ruh kaynaklarının Gazali’nin eserinde kristalleşen Sünni tefekkür olduğunu bize göstermektedir.
Ahmet Yesevi, daha çocukluğundan beri Hz. Peygamber’in (s.a.v) hiçbir sünnetine bağlılıktan geri kalmamıştır. Ahmet Yesevi’nin, şiirlerinin toplandığı “Divan-ı Hikmet”inde bir çilehaneden bahsedilir. Ahmet Yesevi, Hz. Peygamber’in sünnetine öylesine bağlıdır ki, altmış üç yaşına gelir gelmez—Hz. Peygamber (s.a.v.) altmış üç yaşında vefat ettikleri için—tekkenin bir tarafında mezara benzeyen bir çilehane yaptırır ve altmış üç yaşında buraya girerek ölümü burada karşılar. Divan-ı Hikmette: “Bir yaşında ruhlar bana hisse verdi/İki yaşta peygamberler gelip gördü/Üç yaşımda kırklar gelip halimi sordu/O sebepten altmış üçte girdim yere” gibi dörtlüklerle anlatılan bu hadise, Ahmet Yesevi’nin sünnete bağlılık derecesini gösteren örneklerden biridir.
Ahmet Yesevi’nin tasavvufi dünyasını, menkıbelerin yanında onun “Divan-ı Hikmet” adıyla bir araya getirilen şiirlerinden öğrenmek mümkündür. Divandaki manzumelerin her biri “Hikmet” adıyla anılmıştır. Anadolu’daki ilahilere tekabül eden bu manzumeler gerek vezin gerekse dil bakımından İrani etki taşımamaktadır. Yaşar Nuri Öztürk, “Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar” adlı eserinde bunun, Köprü-lü’nün Ahmet Yesevi’nin İran etkisinde gelişip yetiştiği iddiasını geçersiz kılan unsurlardan biri olduğunu söyler. Ayrıca Yesevi’nin düşünce ve duyuşlarında da İranilik yoktur. Yaşar Nuri Öztürk aynı eserinde, Yesevilikte İran tesiri, Şiilik, değil açık bir biçimde, kırıntı halinde bile mevcut olmadığını söyler. Yeseviliğin ve kurucusunun fikir ve duygu kaynakları İran değil Arap kaynaklıdır. Ne Ahmet Yesevi’de ne de onun takipçilerinde hatta Hacı Bektaş Veli’de Şiilik yoktur.
Ahmet Yesevi mutasavvıf bir şairdir. Yesevi’nin Divanı’nda tasavvufi düşünce temaları rahatlıkla görülmektedir. Mevlana ve Yunusta hakim olan ilahi aşk, Yesevi’de aynen mevcuttur. Ahmet Yesevi’nin Divanı’nın taşıdığı başlıca özellikler ise şunlardır:
1. Yesevi Divan’ı ahlaki öğretiler içerir.
2. Sünni-Hanefi olan Ahmet Yesevi’nin eserinde Hz. Muhammed’in sünnetine bağlılık, düşüncesinin temelini oluşturur. Onun tasavvufi anlayışı Kur’an ve sünnete tamamıyla uygundur.
3. Divan-ı Hikmet’te ilahi aşkın her şeyin esası olduğu görüşü dikkat çeker.
Yaşar Nuri Öztürk aynı eserinde, ünlü bir Yesevi dervişi olan Hazini’nin, eseri “Cevahirü’l-Ebrar”da tarikatın esaslarını şöyle anlattığını zikreder: “Tevhid, şeriat ve sünnete bağlılık, riyazet ve mücahede, halvet ve zikir.” Ayrıca cemaatle namaz kılmak, seher vakitleri uyanık olmak, sürekli abdestli olmak, kendini her an Allah’ın huzurunda bilmek Yesevilerin devamlı uymak zorunda oldukları prensipler arasındadır.
Sülük silsilesi bakımından Hoca Ahmet Yesevi’ye mensup bulunan tarikatlar başlıca ikidir: Nakşilik ve Bektaşilik.
Nakşibendiliğin Ahmet Yesevi ile alakalı sayılması, tarikatın piri Hoca Bahaüddin Nakşibend lakabıyla tanınan Muhammed b. Muhammedü’l-Buhari’nin, Yesevi şeyhlerinden Kasam Şeyh ve Halil Ata ile bir müddet beraber bulunarak onlardan feyiz almasından dolayıdır.
Ahmet Yesevi’den gelen ikinci büyük tarikat ise Bektaşiliktir. Hacı Bektaş’ın Ahmet Yesevi’nin müridi olduğu şeklindeki rivayetlere ancak X. ve daha sonraki asırlarda yazılan Künhü’l-Ahbar ve Evliya Çelebi Seyahatnameleri gibi kitaplarda rastlanır. Bektaşi ananesi Hoca Ahmet Yesevi’ye dair menkabevi bir çok bilgi vermektedir. Bu da Hoca Ahmed’in Batı Türkleri üzerinde eskiden beri büyük nüfuz icra ettiğini göstermektedir.
Eserleri
Divan-ı Hikmet: İslami ilimlere vakıf olan, Arapça ve Farsça bilen Ahmet Yesevi, çevresinde toplananlara İslam’ın esaslarını, şeriat hükümlerini, tarikat adap ve gayesini öğretmek amacıyla, sade bir dille ve halk edebiyatından alınma şekillerle hece vezninde manzumeler söylüyor ve bunlara “Hikmet” adını veriyordu. “Divan-ı Hikmet”, Ahmet Yesevi’nin “Hikmet”lerini içine alan mecmuanın adıdır. Ahmet Yesevi’nin dervişleri vasıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılan “Hikmet”ler, Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesi bakımından önemlidir.
Fakrname: Bu eserin Ahmet Yesevi’ye ait olup olmadığı tartışmalı bir husustur. Eser müstakil bir risaleden çok, Divan-ı Hikmet’in mensur bir mukaddimesi durumundadır.
Kaynaklar
1. Kemal Eraslan, Divan-ı Hikmet’ten Seçmeler, Ankara 1983.
2. M. Fuad Köprülü, İslam Ansiklopedisi, “Ahmet Yesevi” Mad., I. Cilt, MEB Basımevi, İst. 1978.
3. Kemal Eraslan, İslam Ansiklopedisi, “Ahmet Yesevi” Mad., II. Cilt, TDV Yay., İst. 1989.
4. M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, TTK Basımevi, Ank. 1976.
5. Yaşar Nuri Öztürk, Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar, Sidre Yay., İst. 1988.



DİVAN-I HİKMET
*12.yy’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
*Hikmet: Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir.
*Eserin dili sadedir.
*Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet'i hikmetli bir şekilde öğretmektir.
*Dörtlüklerle ve hece vezniyle yazılmıştır.
*Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
 

Ahmed Yesevî
Orta Asya Türkleri arasında İslamiyeti yayan büyük alim ve veli. İsmi Ahmed bin Muhammed bin İbrahim bin İlyas olup, �Pir-i Türkistan, Hazret-i Türkistan, Hazret-i Sultan, Hace Ahmed, Kul Ahmed Hace� lakablarıyla da bilinir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Türkistan�ın Yesi şehrinde doğduğu için Yesevi diye meşhur olmuştur. 1194 (H. 590) senesinde Yesi�de vefat etti. Vefat tarihi hakkında başka rivayetler de vardır.
Küçük yaştan itibaren babasından feyz alan Ahmed Yesevi büyük alim Baba Arslan�ın talebesi oldu. Onun kalblere hayat ve huzur veren sohbetlerinde bulundu. Teveccühlerine kavuşarak kısa zamanda tasavvufdaki yüksek derecelere ulaştı. Küçük yaşta meşhur oldu. Baba Arslan hazretlerinin vefatından sonra onun manevi işaretiyle Buhara�ya giderek Ehl-i sünnet alimlerinin en büyüklerinden olan Yusuf-ı Hemedani�den manevi ilimleri tahsil etti. İcazet alıp talebe yetiştirmekle vazifelendirildi. Hocasının vefatından sonra bir müddet Buhara�da kalıp, talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Bir müddet sonra talebelerin terbiye ve yetiştirilmesini Yusuf-i Hemedani�nin en büyük talebesi olan Abdülhalık Gondüvani�ye havale edip, Yesi�ye döndü. Türklere İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmaya ve talebe yetiştirmeye burada devam etti. Talebeleri günden güne çoğaldı, büyüklüğü ve kıymeti kısa zamanda Türkistan, Maveraünnehr, Horasan ve Harezm�e yayıldı. Zamanında bulunan alimlerin ve evliyanın en büyüklerinden, en üstünlerinden oldu. Dine olan bağlılığı sebebiyle, şaşırıp yoldan çıkmışlara sözleri kısa zamanda te�sirli oldu. Yetiştirdiği talebelerin her biri bir memlekete giderek, İslamiyeti doğru olarak öğretip yaydılar. Dergahı fakir, yetim ve çaresizler için sığınak yeri idi. Şöhretinin yayılması, pekçok kerametlerinin görülmesi, kendisini çekemeyenlerin dedikodularına sebep oldu.
Ahmed Yesevi hazretlerinin zamanında Türkistan�a ilk Türk-İslam devletlerinden Karahanlılar hakimdi. Bu devlet zamanında İslam dininin Seyhun Nehri boyları ile ahalisi göçebe olan Kazak-Kırgız, memleketlerinde kolayca yayılmasını sağladı. Sade bir Türkçe ile söyleyip yazdığı derin manalı �hikmet� denen sözleriyle tekke edebiyatının ilk temsilcilerinden oldu ve nasihatlerde bulundu.
Çocukluğundan itibaren Resulullah efendimizin sünnetine uymakta hiç gevşeklik göstermeyen Ahmed Yesevi, 63 yaşına geldiği zaman, yer altında bir çilehane yaptırıp girdi ve burada vefatına kadar devamlı ibadet ve Allahü tealayı düşünmekle meşgul oldu. Kendisini vefat etmiş, kabre konmuş şekilde hissederek Allah korkusu ile ibadetlerini yaptı. Burada evliyalık yolundaki makam ve dereceleri kat kat arttı. Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi hazretleri, 1194 (H. 590) senesinde vefat etti. Türkistan�ın Yesi şehrinde, Seyhun Nehrinin sağ sahilinde defnedildi. Kabri üzerindeki muazzam türbeyi ve külliyesini Timur Han (1370-1405) inşa ettirmiştir.
Ahmed Yesevi hazretleri vakitlerinin çoğunu Allahü tealaya ibadet ve taat etmekle, talebelerine zahiri ve batıni ilimleri öğretmekle geçirirdi. Kendisini ve talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için sanatla uğraşır ve elinin emeği ile geçinirdi. Herkese iyilik eder, kimseye sıkıntı vermezdi. İnsanların saadet ve kurtuluşu için çalışırdı.
Ahmed Yesevi�nin sade bir Türkçe ile söyleyip, derin manalı veciz sözleri ve Hikmet adlı şiirleri Divan-ı Hikmet adlı eserinde toplandı. Sohbet tarzında ve sade Türkçe ile söylenen hikmetleri kısa zamanda doğuda Çin hudutlarından, batıda Akdeniz ve Marmara sahillerine kadar yayıldı. Divan-ı Hikmet aslında İslamiyeti ve İslam ahlakını öğreten bir ahlak ve din kitabıdır.
Ahmed Yesevi ayrıca Anadolu�daki Türk edebiyatının yeşerip, gelişmesine zemin hazırlamış ve Yunus Emre gibi şairlerin yetişmesine sebeb olmuştur.
Buyurdu ki: �Ey dostlar! Sakın ha cahil olanlarla dostluk kurmayınız.�
�Gönlünde Allahü tealanın aşkını taşıyanlar dünya ile tamamen alakalarını kesmişlerdir. Bunlar halk içinde Hak ile olurlar. Bir an Allahü tealayı unutmazlar.�
�Kafir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü tealayı incitmek demektir.�
�Gönlü kırık zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol.�
Gönül verme dünyaya
Sakın girme harama
Hakkı seven aşıklar
Hep helalden yemişler
Dünya benim diyenler
Cihan malın alanlar
Akbaba kuşu gibi
Haramlara dalmışlar
Hoca Ahmed bilmişsin
Hak yoluna girmişsin
Hak yoluna girenler
Cemalullah görmüşler
 


Logged
detli
Üye
**

Toplam Puan: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5


« Yanıtla #1 : Mart 04, 2008, 10:34:20 ÖÖ »

saol kardeş quseL ..
Logged
Hilal_*
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Nisan 03, 2008, 11:17:07 ÖÖ »

Yw hiç makaleden anlamıyorum nedemek oluyor yaw Sırıtan
Yazını paylaştığın için sağol
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Resim Galerisi Eksiksiz Estetik

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri oyun komedi sohbet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!