GEZLEVİ ALİMLERİNDEN HACI AHMET EFENDİ(D1789–Ö 1849)
Bu topraklar birer ilim ve irfan yuvasıdır. Bozkır –Hadim bölgesi sürekli alim ve ulema yetiştirmiştir. Ancak bu yöremizin kaderinde yazı hayatı yok. Yazı olmayınca baki kalmayan bilgiler uçup gidiyor. Sadece Gezlevi onlarca âlim ve şair yetişmiştir.Diğer yerleri de hesaba katarsak saymakla bitmez yetişen alimler..Ama yazılmayan hayatlar unutulmuş.İşte bizlere düşen bunları hatırlayıp yâd etmektir.Belki bir cadde isminde belki bir çeşme adında yaşatmaktır bize düşen.Âşık Ömer den Molla Mehmet Efendiye oradan, günümüzde yaşayanlar hariç tabiki .Günümüzde yaşayan Prof,Dr,öğretmen,amir,onları da yeri geldikçe gündeme getirmek lazım.
Hacı Ahmet Efendi Konya’nın Hadim ilçesinin Gezlevi(Korualan Kasabası)de 1789yılın da doğar. Çolaklar sülalesindendir. H.Hüseyin Yılmaz’ın (emekli din görevlisi)anlattıklarına göre Ahmet Efendi küçükken okumak için medreseye gönderilir, Hadim’e. Annesini babasını özleyen Ahmet köye birkaç günlüğüne izine gelir. Sabah davarları mahalleye getiren halk, keşik kimde bugün derken içlerinden biri; Çolaklarda da keşik der. Diğeri; Çolaklardan bu gün kimse yok, hepsi Guyucak da, yaylada der. Bir başka komşuda yav! Akşam Çolakların Ahmat geldi, ona söyleyelim de gütsün diyor. Küçük Ahmet: Ulan! Hâla Ahmet Efendi olamamışım diyerek köyden kaçıp Hadim’e Medreseye geri döner. Hadim o dönemlerde Hz Hadimi’nin kurduğu üniversitelerle meşhur, öğrencilerde tüm yurttan geliyordu. Burası pek çok ünlü alim yetiştirmiştir. Âşık Ömer de medreseye gider ancak tamamlamıyor. Bazı şiirlerinde medrese öğrencisini olduğunu da belirtir.
Hadimle Gezlevi’nin arasındaki bağ öncelikle evlilikler üzerine kurulmuş. Kız alıp vermeler sayesinde aradaki akrabalıklar sürüp gitmiştir. İşte Ahmet Efendi’nin Annesi de Hadimden geldiği bilinmektedir. Daha yakın zaman Âlimi Molla Mehmet Efendinin eşi de Oradan gelir. Gezlevi’nin eski Belediye Başkanı İsmail Güven şöyle bir bilgi verir. Köyün camisi ve akrabalıkla ilgili olarak. İşte bu bayan Hadimi’nin kızlarından olduğu bilinmektedir.
Caminin şu anki hali benim bildiği 3.Cami. Önceden Osmanlılar zamanında Hadimli bir bayan tarafından cami yaptırılır. Bu Cami 400 sene falan ayakta kalıyor. Çok güzel bir cami idi. Kubbesi, Nakışı tam bir tarihi eserdi. Fakat küçük diye 1943 yılında yıkıldı. Şimdi olsa O camiyi tarihi eser diye yıktırmazlardı. Aynı sene çamurdan bir cami yapılıyor. Bu cami de 1964–1965 yılında yıkıldı.1965 yılında yıkım kararı alınınca vazgeçmesinler diye köşelerini ben yıktım. Şimdiki Cami 1965 yılında yapıldı.
Medresede okuyup kendini geliştirir. Sonra Kayseri’ye eğitimini geliştirmek için gider, oradaki ünlü hocalardan ders alır. Konya’ya yerleşir. İki kızı olur. Kızlarının birini Denizlili Ali Efendiye, diğerini Şerife Hanımı Çankırılı Ali Efendiye verir. Çankırılı Ali Efendinin oğlu Ünlü âlim A.Atıf TÜZÜNER, Ahmet Efendinin torunu olur. Damatları aynı zamanda icazetlerini Hacı Ahmet Efendi den alırlar. Sanatkâr bir ruha sahip olan Ahmet Efendi sülüs yazı yazmayı sever, Nakkaşlıkla da ilgilenir. Yusuf ağa kütüphanesinde elyazması olduğu belirtilir. Torunu A.Tüzüner’ i de bu yönde yetiştirmiştir. Sanata ve süslemeye de ilgi duyan A.TÜZÜNER dedesinin izinden gittiğini görebiliyoruz.
Hacı Ahmet Efendi, Konya müftülerinden Abdullah Vahdi Efendi ile Kilis teki Abdullah Efendi den ders almıştır. Konya’ya dönüşünden sonra Gilistralı Hocanın Küçük daire adındaki Medreseye Müderris olarak atanır. Abdul Ahad Efendi ölünce bir süre Konya Müftülüğüne getirilir.
O dönemle ilgili olarak şu teze bakarsak demek istediğimiz daha kolay anlaşılır.
Konya, 13. yüzyılın başlarında Küçük Asya’nın çok önemli bir eğitim ve kültür merkezi idi.
Bu dönemde Anadolu’da, güçlü sultanlar ve zaferlere alışık ordular vardı. Sayısız sanat eseri yapılar yapıldı, ihtişamlı medreseler kuruldu. Anadolu Selçukluları, 12. yüzyılın sonlarına doğru,Bizans’a karşı kazandıkları zaferlerden sonra Konya’da siyasî ve askerî açıdan
İstikrarlı bir yönetim tesis ettiler. Ulemâ’nın temsil ettiği zâhirî(sunnî)İslam anlayışı ile mutasavvıfların temsil ettiği tasavvufu, yani, şeriat ile tarikati uzlaştıran bir sunnî islam anlayışına destek verdiler. Sunnîliğin Anadolu’da kök salmasını sağladılar. Bir eğitim kurumu
olarak medresenin, Konya ve civarında kurumsallaşması bu dönemde oldu. 10. yüzyılda
Horasan’da özel insiyatiflerle ortaya çıkan ve daha sonra diğer islam bölgelerine yayılan, derslik yanında, mescid ve talebehücrelerini içinde barındıran medrese, Selçuklular
Tarafından benimsendi ve geliştirildi.
Konya medreselerinin, 18. ve 19. yüzyılda, çevre şehir ve köylerlerden de rağbet gördüğünü, öğrenci göçlerinden anlıyoruz. Özellikle İçel, Antalya, Karaman ve Hadim’den, daha sonra ünleri Anadolu’nun her tarafına yayılan ve saygınlık kazanan öğrenciler geldi.Bunların
Birçoğu ilmiye teşkilatında yüksek mevkilere yükseldiler. Bazıları da bulundukları yerlerde müderris, müftü, vaiz, sufi v.s. olarak din eğitimine katkı sağladılar. Bunlardan biri İçel’li Şeyh Mehmed SadıkEfendi (öl. 1287/1870)’dir. Uzun bir ilim yolculuğu çerçevesinde
Karaman,Niğde ve Kayseri gibi şehirleri gezdikten sonra Konya’ya gelmiş ve burada
dönemin müftüsü Abdülahad Mehmed Efendi (öl.1264/1848)’den icâzetini aldıktan sonra, onlarca talebe yeti_tiren bir müderris olarak ün yapmıştır.48 Bir diğer göçmen öğrenci
Abdülbasır Efendi (öl. 1314/1896)’dir. İçel’e bağlı Silifke’de doğan AbdülbasırEfendi, eğitim için Bursa ve Denizli üzerinden Konya’ya geldi. Burada kısa zamanda meşhur oldu. 19. yüzyılın büyük âlimlerden birisi olarak ünü her tarafa yayıldı.
Konya’da medrese kurma bakımından etkin olan ulemâ ailelerinden birisi, bir çok ünlü sufi ve din bilginini yetiştiren Hâdimî ailesidir. Bunlardan en meşhuru, başta Kelâm, Fıkıh, Ahlak ve Tasavvuf olmak üzere çeşitli islam bilimlerinde önemli eserler kaleme alan ve 18.
yüzyılda Hadim gibi küçük bir kazada, Anadolu’nun en büyük eğitim
Merkezlerinden birini kuran Muhammed el-Hadimi’dir (öl. 1176/1762). Hâdimî,
Yaşadıkları şehirlerde müftü, vâiz ve müderris olarak görev yapan ve halk arasında saygınlık kazanan çok sayıda talebe yetiştirmiştir.
Torunu Ahmed Efendi (öl. 1248/1832), sadece bir öğretmen olarak değil, fakat aynı zamanda bir müftü ve hayırsever bir medrese kurucusu olarak Konya eğitim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Abdullah Efendi’nin oğlu ve Hâdimî’nin torunu olarak doğan Ahmed Efendi, ilk tahsilini babasından aldıktan sonra İstanbul’a gitmiş ve dedesinin yetiştirdiği, Ayaklı Kütüphâne olarak tanınan ünlü Mehmed el-Antakî’de çeşitli İslam bilimlerini okumuştur.Medresetahsilini tamamladıktan sonra Konya’ya gelen Ahmed Efendi, burada,
Müftü Bağlıcalı İbrahim Efendi’nin (öl. 1242/1827) kızını alarak, daha sonraki kariyeri açısından önemli bir evlilik yapmıştır. ilk meslekî tecrübelerini, Hâdimî’nin di_er torunu Eşenlerlioğlu Seyyid Abdurrahman Efendi’nin 1813’de kurduğu Ziyâiye Medresesi’nde
yapmıştır. Medresedeki başarıları ve şehrin ileri gelen âlimleriyle kurduğu yakın ilişkiler, onu, kısa sürede Konya Müftülüğü’ne yükseltmiştir. Ahmed Efendi’nin geriye bıraktı_ı önemli eserlerden birisi, müftülüğü sırasında yaptırdığı irfaniye Medresesi’dir. 30 talebe hücresi ile Konya’nın büyük medreselerinden biri olan irfaniye, içinde yaklaşık bir asır eğitim-öğretim yapılan bir okul olarak Konya eğitim tarihine geçmiştir. 19. yüzyıl Konya tarihinde önemli yerleri olan bir çok hayırsever, müftü, eğitimci, hattat ve şair bu medreseden yetişmiştir.
Hâdimî ailesinin, 18. ve 19. yüzyılda, Konya’da medresenin yükselmesinde ve din eğitim ve öğretiminin gelişmesinde önemli bir payı ve katkısının olduğu görülmektedir. Ulemâ insiyatifi, elbette Hâdimî ailesiyle sınırlı kalmamıştır. Medrese kuran, din eğitimi için geliri
yüksek mal ve mülk vakfeden başka aileler de vardır.
Ölümü hakkında iki farklı rivayet vardır,Ahmet Efendi’nin.Birinci rivayet: Bir yıl Konya Müftülüğünden sonra Hacca gider. Orada dua eder orada kalayım diye.Duası kabul olur.Orada hastalanarak ölür.Diğeri ise :
İ.H.Konyalı’ya göre “Ahmed Efendi, hakkında fetva verdiği bir şahıs tarafından katledilmiştir, Şehid denilmesi bu yüzdendir.Şehid edilmeden önce birisi, Ahmed Efendi’ye ‘Hakkında fetva verdiğin filanca adam seni öldürecek’ diyor. ‘Bırakın öldürsün, onunla altı ay sonra Allah huzurunda hesaplaşırız’ karşılığını veren Ahmed Efendi, öldürüldüğü gün uzun uzun şehidliğin Allah nazarındaki derecesinden bahseder ve konuşmayı yaptıktan sonra dışarıya çıkınca 1832 senesinde şehid edilerek, büyük babası Hadim’i merhumun yanına defnedilmiştir. Gerçekten Ahmed Efendi’yi öldüren katil de altı ay sonra kanserden ölmüştür.”
İşte halkın değer verdiği ilmi ve takvasıyla tanınan Hacı Ahmet Efendi, Gezlevililerin Gezlevili Hoca, Hadim ve çevresinde Müderris Ahmet Efendi diye anılan Bu değerli şahsiyete Allahtan rahmet diler,Bu örnek insanı hayırla yâd ederiz.Umarım bizleri bilgileriyle aydınlatan değerli şahsiyetlerin kıymetini bilenlerden oluruz.Belki onların hatırasını sonraya aktaracak anıt,çeşme cadde isimleriyle kalıcı olmalarını sağlarız.
H.Hüseyin Yılmaz(Emekli din görevlisi) ‘a ve Mustafa Şeker(Emekli din Görevlisi) ‘e verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederim.
Yararlanılan kaynaklar:
Osmanlı Dönemi Konya’sında Medrese Kurucusu ve Patronu Olarak Sufiler ve Âlimler (18.-19. Yüzyıllar)•Dr. Yaşar SARIKAYA Tez
Medrese, kurucusuna nisbetle Konevî Hafız _smâil adını da ta_ımaktadır.
BOA, Cevdet/Maaarif, Nr. 9147; ÖNDER, Maarif, S. 43; UYAR, “Bilginler”, a.g.e., 139-140, S. 2; a.mlf.,
“Hattatlar”, a.g.e., 116-117, S. 60; ARABACI, a.g.e., S. 225. _smâil el-Konevî’nin hayatı ve eserleri için bkz.
MURÂDÎ, Silk ad-durar fî a_yân el-qarn es-sânî a_ar, Ba_dad, Musannâ, tarihsiz, I, 258.
BOA, Cevdet/Maarif, Nr. 8876; KVS, 1332, S. 549; ÖNDER, Maarif, S. 42.
Bkz. Sarıkaya, Ya_ar: Ab_ Sa _d Muhammad al-H_dim_: Karriere und Einfluß eines osmanischen Provinz-
Gelehrten im 18. Jahrhundert, 27. Deutscher Orientalistentag 1998 /Bonn (28. September - 2. Oktober 1998);
a.mlf., Ab_ Sa _d Muhammad al-Hadimi (1701-1762): Netzwerke, Karriere und Einfluss eines osmanischen
Provinzgelehrten. Hamburg, 2005 YS
UZ, a.g.e., I, S. 124.
Hadimliler com
UZ, a.g.e., I, S. 124; HADiMiOğLU, Hadim, S. 122.
Bu medrese için bkz.: ÖNDER, Maarif, S. 44; ARABACI, a.g.e., S. 437.
SMU 1319, S. 839; VGMA, Nr. 2181, S. 265; SURAL, a.g.e., 5. A_ustos 1975, S. 3.
[/color]