efsunkâr_77
Üye

Toplam Puan: 0
Offline
Mesaj Sayısı: 9
|
 |
« : Mart 07, 2008, 06:57:35 ÖS » |
|
DİL KİRLENMESİ Cengiz Bektaş TYS Genel Başkanı
Önce kültür kirlenir. Kültür kirlendi mi toprak kirlenir... Su, hava kirlenir... Kültür kirlenmesinin gözle görülür, kulakla duyulur belli başlı ölçütü dilin kirlenmesidir. İnanmıyorsnız TV izleyin, radyo dinleyin, geçtiğiniz sokaklardaki tabelalara bakın... İlköğretim bir yana yüksek okullardan birine girip bir ders dinleyin... Dil kirlenmesi bilmezlerin işi değildir... Eğitim görmemişlerin, okumamışların işi değildir... Acı olan da budur. Aymazların işidir... İlle ayrık olmak isteyenlerin, örneğin bir yabancı dili bildiğini (?) göstermek isteyenlerin işidir. Ortaokul, lise yıllarında kimi yaşlı öğretmenlerimizin Arapça, Farsça sözcükleriyle savaşırdık. Yüksek öğrenimimizde bu kez asistanlar dil derdimiz oldular. Onların Fransızca, Almanca, İngilizce bilmeleri, bizden daha da üstün olmalarıydı sözümona... Konuşmalarına, anlatımlarına, bildikleri dillerden sözcükler kattılar mı bir başka olurlardı kendilerine göre... Son yıllarda iyice ilerledi bu iş... Kurumsallaştı neredeyse... Yabancı dil öğrenimini yabancı dille öğrenime çevirdiler... Yalnızca tecim için, ortaöğrenimi, yüksek öğrenimi bir başka dille yapmaya, yaptırmaya kalkışanlar kanser gibi sardılar dilimize... Gençlerimiz noktasız, virgülsüz konuşur oldular... Konuşur olmadılar, kekeler oldular. Başladıkları tümcenin sonunu getiremez oldular. Çocuklar bir başka dille eğitim yapmadan o dili öğrenemezler mi? Neden öğrenmesinler ki? Giderek, bir dili gerçekten iyi bilenler ikinci bir dili daha kolay öğrenebilirler. Hele hele, yabancı dille yüksek öğrenim neyin nesi ki. Sömürge mi burası? Çocuklarımıza gelecek umudu veremiyor muyuz yoksa başka türlü? Dil ile düşünce elbette birlikte gelişirler... Birlikte durur, birlikte gerilerler... Dile getiremezseniz düşüncenizi ne işe yarar? Düşünce geliştikçe yeni sözcükler bulup dili de geliştirmek zorundasınız... Bir adım gelişen düşüncenizi, yabancı dilden bir sözcükle bir kez karşılayabilirsiniz diyelim. Sonra o yabancı sözcük bir kanalınızı tıkayıverir. O kanal gelişmez artık sizin dilinizde... Bağımlılık başlamıştır bile... Düşünce de dil de canlı tutulmak, çiçek gibi iyi bakılmak isterler... Yaşadıkları için her gün değişirler, yenilenirler... Bundan yirmi otuz yıl önce öğrendiğimiz dil, bugünün dili değildir. Kimi sözcüklerin anlamları kaymıştır, ya da yaşam onlara yeni anlamlar yüklemiştir. Kimi yeni sözcükler yaratmıştır toplumsal yaşam... Kimi eski sözcükler çoktan atılmıştır. Böyle olursa yaşarlar ancak dille düşünce... Kişinin içinde var olduğu, onunla düşündüğü, yaşadığı dil anadilidir. Bir başka dille bir başka ülkede yaşamak ancak yabancı lıktır. Kendi ülkesinde yabancı olmak acınası bir durumdur. Düşman başına derler ya, varsa düşmanım bile düşmesin bu duruma... Ana diline yabancı sözcükler karıştırarak konuşanlar, koltuk değneğiyle yürümeye çalışıyorlar demektir... Bu durumlara düşmek kimileri için de tembellikten olur... Gelecek kuşaklara, kendi çocuklarına, torunlarına sorumsuzluktan olur... Toplum olarak da, geleceği tasarlayamamaktan... Geleceği önceden tasarlayamadınız mı bu boşluğu başkaları doldurur usul usul kendinizi bir başkasının yönetimine, kararlarına, kurallarına bırakıyorsunuz demektir bu... Bilim bir başka ülkede ilerliyorsa bile, üretilen bilginin kendi dilimizde karşılığını bulmak, önermek zorunluluğu vardır. Örneğin bilgisayar böyle bir sözcüktür. Sizi düşündürür kendi dilimizin sözcüğü, yenilerini bulmanın yolunu açar. Örneğin eskiden Türk Dil Kurumu bunu kesintisiz yapıyoru. (Yalnızca öneriyordu yeni sözcüğü.... Doğrusu da buydu... Dil kurumu bir akademi ya da devlet kurumu olarak bu yüzden kurulmamıştı...) 1980’den sonra, anlaşmada aydınlık birliği sağlayan Türk Dil Kurumu’na neden hemen saldırıldığını anlamak zor olmasa gerek... Dilin kirlenmesi birbirimizi anlamayı zorlaştırır... Zorlaştırıyor... Böyle sürerse iyiden iyiye zorlanacağız... Şimdiden bakın, satış yerlerinin adlarına, günlük konuşmalara giren sözcüklere, hele hele reklam diline... Bunca aşağılık duygusu nerden geliyor? Sonra da yakınırlar: Halk bizi anlamıyor! Doğru, halk sizi anlamıyor! Halka dahleylemek neniz, bil cümle vebal sizdedir.
|