Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş YapGültekin Avcı, görev süresi boyunca "bazı asker şahıslar"dan tehditler aldığını söylüyor. Bölücü terör örgütlerinin ölüm listesinde olduğunu belirten Avcı, mesleğinin son 5 yılını yakın korumalarla geçirdi.
Karanlık İlişkiler kitabından sonra tehditler aldı, İzmir'de silahlı saldırıya uğradı.
Başörtüsü yasağı uydurma
Başörtü yasağının hukuken mevcut olmadığının altını çizen Avcı, “Hukuku idrak etmek istemeyen ideoloji tetikçileri var” diyor.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin içtihatlarına dayandırılan yasağın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ayrımcılık yasağını ifade eden 14. maddesine de aykırı olduğunu da kaydediyor. Avcı ayrıca, başörtüsü serbestisi için Anayasa değişikliğine gerek olmadığını da düşünüyor.
ÇÖLAŞAN GÖREVDEN ALINMALI
Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan’ın darbecileri öven açıklamalarını “Stalin Rusyası ve Duçe İtalyası için uygun” şeklinde nitelendiren Avcı, Çölaşan’ın Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınması gerektiğini vurguluyor.
Kendisini “Mavera hakikatlerinin yolcusu” olarak nitelendiren eski savcı Gültekin Avcı, yazdığı kitaplar ve açıklamaları sebebiyle büyük sıkıntılar yaşadı. Hayatı hâlâ zorluk içerisinde geçen, silahlı saldırıya uğrayan, Genelkurmay tarafından hakkında dava açılan Gültekin Avcı, Ergenekon operasyonunu Emniyet İstihbarat Dairesi’nin başarısı olarak görüyor. AK Parti hakkında açılan kapatma davasını “İstiklal Mahkemesi iddianamesi” ve “28 Şubat istilası şeklinde tanzim edilmiş” ifadeleriyle kabul edilemez olarak değerlendiren Avcı, iddianamenin Ergenekon operasyonuyla doğrudan ilgisi olduğunu düşünüyor.
Başörtü yasağının hukuken mevcut olmadığının altını çizen Avcı, “Hukuku idrak etmek istemeyen ideoloji tetikçileri var” diyor.
YALINKILIÇ BİR DEMOKRAT
Kendisi için yapılan “Yel değirmenlerine savaş açan bir Don Kişot” benzetmesine bir itirazı olmamasına rağmen Gültekin Avcı kendisini “Mavera hakikatlerinin yolcusu, yalınkılıç bir demokrat, ülkesinin kısır çekişmelerle bir türlü ileri adım atamadığını, dünya stratejik dengelerinde bölgesel bir aktör bile olamayışının acısını çeken bir bedbaht” olarak tanımlıyor.
“Heyecanlarıyla, gözyaşlarıyla, ideal, tecessüs ve vizyonuyla Osmanlı rüzgarlarını hep hissederim. Mezar ötesi ufukların yolcusuyum. Benim ideallerim ve ülkülerim Misak-ı Milli sınırlarını aşar. Benim düşüncelerimden Tuna türküleri, Şamil’in rüzgarı, Dudayev’in bayrağı, eski vilayetimiz Filistin’in döktüğü kanlar, Bosna’nın acıları ve Orta Asya’daki evlatlarımızın yalnızlığı eksik olmaz.”
İlk olarak “İstihbarat Teknikleri” kitabını yazdıktan sonra başlayan süreçte kısa sürede sürgünler yedi. Bu yıldırma politikasına mağlup düşmedi mücadelesini kitaplar yazarak sürdürdü. Sonunda savcılıktan istifa etti. Şu an avukatlık yapıyor. Evli ve iki çocuk babası.
15 SENE SONRASININ SAVCISI
Kendisini “15 sene sonrasının savcısı” olarak nitelendiren Avcı, “Adli Kolluğu” Türkiye’de ilk kez Bayındır ilçesinde hayata geçirdi.
Meslek hayatının Askeri bürokrasi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu baskısı altında sürdüğünü ifade ediyor:
“Hâlâ en yakın arkadaşlarım bile beni telefonla aramaya dahi çekiniyorlar. Allah’tan çok askeri bürokrasinin takip ve tarassutundan korkan dostlarım içinde cep telefonumdan sildiğim o kadar isim oldu ki. Çok yalnızlık çektim. Herkes tarafından vebalı gibi görülüyorsunuz. Ama doğruluk ve adalet için hepsine değer. Ufkumu bu dünyayla sınırlı tutmayacak kadar ilericiyim.”
Görev süresi boyunca “bazı asker şahıslar”dan tehditler aldığını söyleyen Avcı, bölücü ve yıkıcı terör örgütlerinin ölüm listesinde olduğunu belirtiyor. Avcı, mesleğinin son 5 yılını yakın korumalarla geçirdi. Karanlık İlişkiler kitabından sonra aldığı tehditler had safhaya ulaşmıştı ve İzmir’de silahlı saldırıya uğradı.
“AYSBERG”İN GÖRÜNEN YÜZÜ
Avcı, bugün ortaya çıkan ‘özel harp’ figürlü çetelerin, aysbergin sadece görünen yüzü olduğunu vurguluyor ve istihbari parçalanmışlığa dikkat çekiyor:
“Özel Harp faaliyetinden Cumhurbaşkanı ve Başbakanların bilgisi olmaz. Ancak Genelkurmay Başkanı ‘bilgilendirmek isterse’ arzu ettiği seviyede Cumhurbaşkanı ve Başbakanı bilgilendirebilir. Keza Cumhurbaşkanı ve Başbakan devasa askeri istihbarat yelpazesinin çalışmalarından haberdar olmazlar. Genelkurmay Başkanı ‘dilerse’ arzu ettiği seviyede bilgilendirme yapabilir. Yani Türkiye’de Başbakan'ın hâkim olduğu tek istihbarat birimi Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığıdır. MİT asker etkisi altında ve askeri istihbarat ise tamamen asker etkili ve eksenlidir.”
YARGI KURUMLARININ İŞLEVİ
“Yargı, çözüm için vardır, soruna sorun katmak için değil” diyen Avcı, yargı kurumlarının son dönemde oynadığı rolü yorumlarken çarpıklıkları da göz önüne seriyor:
“21. asır dünyasında modern hukuk eksenli ülkelerde hiçbir anayasal kurum demokrasinin önünde ‘gölge kurum’ olmamalı. Ama bizdeki Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, hukuki görev ve fonksiyonlarını aşmış durumda. Danıştay, Anayasal düzenlemelerle ilgili durdurma karar veremez. Yetkisini aşmış durumda. Anayasa Mahkemesi ise siyasetin tam ortasında konuşlandı. İngiltere, Belçika, İsrail, Yeni Zelanda, Finlandiya, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre, Danimarka, Fransa, İzlanda, İrlanda, İsveç, Avustralya, Kanada, Japonya, Norveç ve ABD'de, Anayasa Mahkemesi yoktur. İsviçre, Hollanda, Lüksemburg, Finlandiya, İngiltere, Belçika, Yeni Zelanda ve İsrail'de yargı denetimi hiç yoktur. Başta ABD olmak üzere 22 demokrasinin geri kalanında genel mahkemelerin Anayasaya uygunluk denetimi yapma yetkisi mevcuttur. Fakat, öncelikle İsveç ve diğer İskandinav ülkeleri olmak üzere, ekseriyetinde mahkemeler bu yetkilerini, yasama alanına müdahale etmeme gerekçesiyle hiç kullanmamışlardır. Genel mahkemeler arasında en geniş yetkili olan ABD Yüksek Mahkemesi'dir. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi hakimleri, ülkenin parlamentolarında hakim olan görüşlerin dışına çıkmamaktadır.”
“İSTİKLAL MAHKEMESİ” İDDİANAMESİ
AK Parti hakkında açılan kapatma davasını tam bir “İstiklal Mahkemesi iddianamesi” ve “28 Şubat istilası şeklinde tanzim edilmiş” ifadeleriyle iddianamenin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Avcı, iddianamenin Ergenekon operasyonuyla doğrudan ilgisi olduğunu düşünüyor:
“- Kapatma davasının bilhassa Ergenekon yapılanmasının silsile halinde gelen olaylar ve kişiler deşifrasyonu sırasında açılması önemlidir.
- Laiklik, imtiyazlı ve dokunulmaz bir Tanrı yapılmış Başsavcı tarafından. Hiçbir surette eleştiri ve yorum kabul etmez bir Tanrı. Hâlbuki demokrasilerde tabulara-totemlere yer yoktur.
- İddianame tamamen siyasi ve ideolojik bir metindir, hukuki düşünceyle tevili mümkün değildir. Tamamen izafi kavramlar yumağı halindeki mefhumlardan fevkalade subjektif suçlar oluşturmuş.
- AKP’nin kapatılması mümkün değildir. Kapatma kararı, yargının, zaten yıpranmış olan güvenilirliğini ve prestijini hem ülkede ve hem de dünyada dibe vurdurur.”
NORMALLEŞME İÇİN...
“Normalleşme” için sivil yönetimin güçlendirilmesinin önemine vurgu yapan Gültekin Avcı, Türkiye’de cumhuriyetten beri laiklik olmadığını “Demokratikleşme” ve “normalizasyon” önündeki engeller arasında “Skolastik Kemalist bakış açısı”nı da gösteriyor.
KIYAMET KADINLARI
“Kıyamet Kadınları” kitabında “kadın”ı ilginç bir şekilde ele alan Avcı şunları savunuyor: “Kıyamet kadınları, ahir zaman operasyonları ve Kur’ani tabirle ‘fitneleri’ne boyun eğmiş olarak, taşıdığı ekstrem statükonun doğruluğuna ve haklılığına inanmış ve çevresini de bu değer ve pozisyona inanmaya sevkeden kadınlar demektir. İslâmcı kadın bu asırda mağlup oldu diyorum, zira ‘modern kadın yorumu ve statüsü’ uğruna dinini ve öz irfanını kaybetti. Feminizmin haricen bal tadı veren cazibesi uğruna kadınlığını ve irfanını kaybetti. Seküler kadın ise kadınlık orijininin gerçeklerini bir kenara iterek kendi öz kimliğini ve kadınlık efsununu kaybetti.”
Avcı’nın yerinde öngörüleri
Karanlık İlişkiler kitabını yazıp özel harp perdesini aralayınca, eski yüzbaşı Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz ve Fuat Turgut hakkında suç duyurusunda bulundular. Bu üç şahsın aynı sebeplerden dolayı uğradıkları akıbet Gültekin Avcı’nın ne kadar doğru tespitler yaptığını ortaya koyuyor.
“Genelkurmay Cumhuriyeti” isimli kitabı hakkında Genelkurmay, 301. maddeden suç duyurusunda bulununca, İstanbul Başsavcılığı hakkında soruşturma başlattı:
“Benim mağduriyetimin asli sebebi, her türlü adli soruşturmada karşıma askeri makamlar çıktığında geri adım atmayıp, adaletin gerektirdiği usul ve işlemlere tevessül etmemden kaynaklandı. Şükür ki bugün ölsem, Allah bu 15 yıllık Savcılık hayatım için beni sorguya çektiğinde her anın hesabını verebilirim.”
ERGENEKON “EMNİYET İSTİHBARAT”IN BAŞARISIDIR
Demokratik gelişimini tamamlayamamış Türkiye’de hakim güç askeri bürokrasi iken, ideal bir adalet düşüncesinden ve tatbikatından söz edilmesini mümkün görmüyor Avcı:
“1989 yılında Venedikli Savcı Felice Casson, dünya çapında NATO’nun yer altı örgütlenmesini ortaya çıkardı ve adını altın harflerle hem İtalyan hem de dünya tarihine yazdırdı. Bizde ise bırakın dünya çapında bir operasyonun tetikçisi olabilmeyi, ülke içi lokal hadiselerde bile Savcıların belirleyici etkileri maalesef söz konusu değildir. Son Ergenekon operasyonu ise Savcıların değil Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığının başarısıdır. Bu gerçek medya tarafından gözardı ediliyor.”
TÜRK ADALETİ ŞEMDİNLİ’DE KURBAN EDİLDİ
“Bir Şemdinli soruşturması yapılıyor. Savcıyı meslekten atıyorsunuz, sadece ve sadece görevini yaptı diye… Bu anlayışla savcının iddianamesini kabul edip ‘iyi çocuklara’ 39 küsur yıl hapis cezası veren hakimleri de atmaları gerekirdi. Benim durumumu da göz önüne alınca kimden adalet bekleyeceksiniz? Türk demokrasisi ve Türk adaleti Şemdinli’de kurban edilmiştir. Siyasi iktidar sonuna kadar gidilsin diyor ama soruşturma kırmızı çizgili yerlere dayanınca çark edip Savcının harcanmasına ve diğerlerinin kıyımına göz yumuyor.”
HSYK KARARLARI...
Yüksek Askeri Şûra’nın eşdeğer bir modeli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasından her hukuk adamı gibi şikâyetçi.
“Bugün yargı iktidarı, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay'dan brifing alıp alkış tutan zümrenin elindedir. Bu zümre ise milli iradenin karşısında saf tutmuştur. Demokrasiye inanmaz. Seküler bir laiklik mantalitesinin aymaz bendesidirler.”
MİLİTARİST YAPI VE KEMALİST NİHİLİZM
Kimsenin "irtica" kelimesini tanımlayamadığına dikkat çeken Avcı, derin yapılanmaların hâkim ve oligarşik zümre olan askeri yelpaze etrafında vücut bulduğunu düşünüyor: “Türkiye'deki derin devlet yapısı içinde öncelikle askeri yapılanma ve ardından, medya-mafya-sermaye-bürokrasi-akademisyenler ilişkisi bu oligarşik yapının temellerini oluşturmaktadır. Kullandıkları paradigmalar ise, tenkit kabul etmez bir Kemalist nihilizm, seküler esvaplı lâiklik, militarist bir cumhuriyetçiliktir. Bu paradigmalar toplumun önemli bir bölümünü dışlayıcı ve reddedici bir üslupla kullanılır ve dayatılır. Bu psikolojik savaş yöntemi, 1994 ve 95'te brifinglerle yapıldı.”
YARIN: Tek suçu oruç tutmaktı
Vakit