TürkDiliveEdebiyatı.Com
Aralık 02, 2008, 06:39:20 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : Azerbaycan’ın Nasrettin Hocası: Karagan Usup Cevap Sayısı : 0 cevap var
Okunma Sayısı : 152 defa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Azerbaycan’ın Nasrettin Hocası: Karagan Usup  (Okunma Sayısı 152 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
isim
Üye
**

Toplam Puan: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 14


« : Mayıs 11, 2008, 03:28:49 ÖS »

Karağan Usup, Daşkesen İlçesi’nin Kabaktepe kasabasına bağlı Tapan Köyü’nde 1886 yılında doğar. Asıl adı Yusuf olup, halk arasında Usup denmektedir.

Hem fiziki yönden iri yarı, hem de yeri geldiğinde her pahasına olursa olsun lafını esirgemediği için, Karağan lakabı ona yöre halkı tarafından verilmiş ve bu adla tanınmıştır.

Kelimenin patavatsız anlamı da vardır. Fazla tahsili yoktur. İri yarı, güçlü kuvvetli olduğu için, orman idaresinde bekçi sıfatıyla çalıştırılır. On beş çocuk babasıdır. Doğduğu köyde 1958’de vefat eder.

Saza, söze meraklı olduğundan çağdaşı Âşık Esed, Âşık İslam, Âşık Beski gibi âşıkların meclislerine zaman zaman iştirak edermiş. Saz çalmasını bilir ve en çok Dilgamı, Ruhanî, Başsarıtel gibi makamları/havaları çok severmiş.

Tabiat âşığı bu latife ustası görevi gereği hem bölgeyi hem de bölge insanını çok iyi tanırmış. Tabiatıyla bölge halkı da onu çok yi tanır ve meclislerinde baş köşeyi bu hazırcevap “el ağsakkalına” ayırırmış.

Karağan Usup, bu gibi dem meclislerinde halka sadece kendi latifelerini değil, başta Nasrettin Hoca olmak üzere, Bameze Musa ve Unnu Ağca gibi fıkra ustalarının latifelerini de anlatırmış.

Onun özellikle rejimi cesaretle tenkit ettiği latifelerinde kolhoz müdürü olan kardeşi Hamid’in de payı vardır. Ancak, yine de özellikle çizmeyi aşarken zaman zaman dikkatinin çekildiği de bir gerçek. Elimizde Karağan Usub’a ait seksen civarında latife bulunmaktadır. Ancak, araştırmalarımız devam etmektedir.

Bunlardan “Seni Yandıran Baldır”, “Tekce Seni Yandırmasın”, “Kazanınız Varsa”, “Erik Bülbülü”, “Sen Ondan (eşek) Ola Ola”, adıyla bilinen latifelerin benzerlerine Anadolu’da rastlanmaktadır. Onun, bizzat damgasını vurduğu mesleği ve sistemi, yöneticileri nezih bir üslûpla yerdiği latifelerdir...”

(Zeynelâbidîn Makas, Azerbaycan’ın Nasrettin Hocası: Karağan Usup, İpek Yolu Uluslar arası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri)



Karagan Usup fıkraları

Yerden Çoh Ne Var!

Azerbaycan’ın dağ köylerinde eskiden kalan şöyle bir âdet vardır: Hastalanan kimse sabahın erken saatlerinde nuranî bir ihtiyarı mezarlığa gönderir, sonra da yorgana bürünerek kendisi gider ve ihtiyara; “Burada bir ben-i insan var mı?” diye sorar. İhtiyar da “var” der. Hasta “Kabristan’da yer yoktur öyle mi, Azrail gitsin mi” diye sorar. Nuranî ihtiyarın hastaya cevabı genellikle şöyle olur: “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, Azrail’e söyle gitsin. Sana da Allah şifa versin, git, yaşa.”

Fakat Karağan Usub, bu kaideyi bozar. İhtiyar sıfatıyla onu kabristana gönderirler. Karağan yorganına bürünüp gelen hastanın yaramaz, ispiyoncu birisi olduğunu görür. Hasta “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, öyle mi” diye sorunca Usub şu cevabı verir: “E, yerden çoh ne var! Odu bah, Ağ dağların dibinecen kabristanlık boşdur




Evimizin Kulağı Yoktur

Orman İşletme Müdürü atla Karağan’ın evine gider ve seslenmeye başlar. Ancak kimse ses vermez. Adam sinirlenir; tam döneceği sırada Karağan evden çıkar. Müdür, “Sabahtan beri bağırıp duruyorum, Niye kimse ses vermiyor?” Karağan soğukkanlılıkla “Bağışla bey, evimizin kulağı yoktur” der. Bu cevap karşısında daha da sinirlenen müdür, “Anlaşılan sen benimle dalga geçiyorsun. Hiç evin kulağı olur mu?” der.

Karağan “Olur bey, Evimizin kulağı –yani itimiz- olmadığı için seni duyamadık. Şayet itimiz olsaydı, havlardı, biz de seni duyardık”, der.




Biraz Gün Gör

Karağan Usub, evlendirdiği yeğeninin durumunu öğrenmek için bir süre sonra onların evine gider. Yeğeni ve gelini onu gayet iyi karşılar. Bir ara yeğenini bir kenara çekip, gelininin durumu hakkında bazı şeyler sorar. Delikanlı; “Emi, her şeyi iyi, güzel de gelinin, evlendiğimiz günden itibaren, “Bu eve geleliden beri bir gün görmedim” deyip durmaktadır. Karağan, biraz düşündükten sonra, “Onu getir şu direğe bağla” der. Delikanlı amcasının dediğini yapar. Gelin “Bak emi, görüyor musun, bu yeğenin ne yapıyor, beni güneşin bu kavurucu sıcağına bıraktı” deyince Karağan “Ne yapsın evladım, bu eve geldiğinden beri bir gün görmemişsin, bari biraz gün gör” der.

kaynak: millikultur.net
« Son Düzenleme: Mayıs 11, 2008, 04:41:03 ÖS Gönderen: intibah » Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmen Tv Bilge Öğretmen Dilciler Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Resim Galerisi Eksiksiz Estetik

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri oyun komedi sohbet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!