TürkDiliveEdebiyatı.Com - Bana Kelimeni Söyle "Ali Çolak"

Adsense kodları


Bana Kelimeni Söyle "Ali Çolak"

Smf Seo Versiyon TürkDiliveEdebiyatı.Com, -- Seo entegre sistem.

Array
gul_su
Wed 25 October 2006, 10:29 am GMT -0400
Bana kelimeni söyle!
 
Ali Çolak
 
Bizi birbirimize tanıtan, kelimelerden başka nedir? Konuşurken yaptığımız, kelimelerimizi değiş tokuş etmektir. Aramızda gidip gelen her söz, zarfı kapalı bir mektuptur aslında. Açılıp okunacak, okunup yorumlanacak bir mektup.
İçinde nabzımızın atıp durduğu canlı bir mahluktur her kelime; sırlı bir yumaktır ki çözülmeyi bekler. Kelimelerin bir büyüsü olduğuna inananlardanım ben. O bıraksan rüzgârda savrulup gidiverecek harfler yan yana gelip nasıl bir anlam denizine dönüşür, nasıl bir doluluğa ulaşır da sırrımızın ulağı olurlar? Büyüdür, büyü!.. Hem herkesin hem yalnız bizim... Kendine yâr ettiğin, ruhunun kimyasını kattığın kadar senindir bir kelime.

Bizi bizden iyi tanıtan kelimelerimiz vardır. Ruhumuzun, girip içine yuva yaptığı, rengimizle boyanan, kokumuzla kokulanan kelimeler... Adımız, parmak izimiz, alâmeti fârikamız olmuştur artık. Uzun yıllar var ki içimizde ikinci bir ben gibi konuşmaktadır. Ve fakat sorsalar, hemencecik söyleyemeyiz hangisidir o. Belki tanınmaktan korkarız, belki de eksik kalacağından bir yanımızın. Zordur, bütün benliğini bir kelimeye sığdırıp bağışlayıvermek birine.

‘En sevdiğin kelime hangisi?’ diye sorulsa ne cevap veririz? Bana sordular, susup kaldım. Bu kadar zor olduğunu bilmezdim. Hangisi benim kelimem? Nasıl seçeceğim? Düşünmeye başlayınca kaçışıverdiler; tenhada kalakaldım. Aklımdan geçenler yok değildi; ama hangisini diğerlerinden üstün tutabilirim ki! Birini seçince diğerlerini küstürmekten korktum. Ama neticede birini söylemem gerekiyordu, söyledim. Belki bir tek kelime sorulmamalı insana; ‘senin kelimelerin hangileri?’ denmeli. O zaman daha kolay olurdu cevaplamak. Öyle olsa hangilerini sıralardım bir çırpıda? Anne ile başlardım. Sonra gökyüzü, deniz, su, rüya, hülya, hüzün, bahar, nisan, eylül, mavi, sabah, gün, çocuk... Bunları sayardım. Ama bir tek kelime istediklerinde bunların hiçbirini değil, ‘hayal’i seçtim ben. Niçin mi? Doğrusu bu ya, kesinkes bir cevabı yok. Seçmenin zor olduğu zamanlarda içinin sesini dinler insan, o nereye götürürse, neyi işaret ederse ona tutunur.

Kararımı verince anladım ki ben aslında bir ‘hayal’ adamıyım. Şu bildiğimiz gerçek hayatın yanıbaşında paralel bir ırmak gibi ‘hayal’ âlemi akıp gidiyor. Ve ben, aslında burada, yeryüzünde yaşıyor gibi dursam da zamanımın büyük kısmını o hayal ırmağında yüzerek geçiriyorum. İki kapılı bir odaysa yaşadığımız mekânlar, sıkıldıkça hayal âleminin kapısını açıp seyrana çıkıyorum. Orada sonsuz mavilikte yaz gökleri, o göklerde uçuşan kuşlar var. Avlularında ortancalar köpüren kireç badanalı küçücük evler arasından geçen dar sokaklar, sınırsız denizlere doğru uzanıyor. Ahmet Haşim’in ‘O Belde’sini andırır bir ülkede çocukluk anıları, anne kokusu, güneşli sabah uykuları, dostların kuşattığı çaylı akşam sohbetleri... Sonu gelmez hülyalar... İçine ne çok dünya sığar ‘hayal’in!

Her yazı adamının, her şairin vazgeçilmez kelimeleri vardır ve illaki biri en çok yakışandır ona. Yahya Kemal deyince neler gelir akla? Vuslat, rüya, ufuk, canan, mevsim, ruh, keder, hatıra, rüya, hayal, sükûn.. seçmek zor. Yazdıklarının tamamına bakılırsa Tanpınar’ın kelimesi herhalde ‘rüya’ olurdu: “Bir güzel masalda yaşar gibisin/ karşında İstanbul beyaz ve tülden/ Mahzun rüyasını dinle mevsimin/ Dağılan yapraktan, son açan gülden.” Dağlarca’nın da çoktur dilinden düşürmediği; ama en çok ‘nasib’ geçer şiirlerinde: “Nasibim kadar büyük memleketler/ Çağırır beni uzaktan” Hilmi Yavuz’a bir tek kelime yeter mi? Hüzün, yol, akşam, yaz... Hangisidir onun kelimesi? “ben hep yollar düşledim/ derin yollarda yürürken” ya da kitabına seçtiği o güzel ismin geçtiği dize: “Ve ne uzun bir büyü’sün, yaz!” Herhalde bunlardan biridir onu en iyi anlatan.

Seçmek ne kadar zor olsa da güzel bir oyun bu. Kelimelerin rüzgârına kapılıp onlarla savrulmak. Ve ben, o hayal âleminde yaşamaktan memnunum. Yahya Kemal’in dediği gibi, ‘Hülyâsı kalmayınca hayâtın ne zevki var?’