gulom
Üye

Toplam Puan: 2
Offline
Mesaj Sayısı: 33
|
 |
« : Eylül 30, 2007, 12:50:29 ÖÖ » |
|
1917 senesinde Topraklarında doğmuşum. Anamdan emdiğim süt Çesmenden tarlandan gelmiş. Emmilerim hudutlarında Senin için döğüşürken ölmüşler. Kalelerin burcunda Uçurtma uçurmuşum, Çimmişim derelerinde. Bir andız fidanı gibi büyümüşüm. Topraklarının üstünde.
Koca koca kamyonlara binmişim. Daha büyük şehirlerine Okumaya gitmişim. Eşkiyalar yolumu kesmiş, Alacak şey bulamamışlar. Topraklarının üstünde Top oynamış, aşık olmuş, düşünmüş, Ahbap edinmişim.
Kederlendiğim günler olmuş Naçar dolaşmışım sokaklarında, Sevinçli günlerim olmuş Başım havalarda gezmişim. Bağrımı açıp ılgın ılgın Esen serin rüzgarlarına, İlk defa kıyılarından Denizi seyretmişim. Issız çorak ovalarında Günlerce yolculuk etmişim.
Ağladığım senin içindir Güldüğüm senin için Öpüp başıma koyduğum Ekmek gibisin.
Türkiyem Uyanıyor - İlhan Geçer
Silkindi karanlığından Pırıl pınl sabahlara. Tarla motor sesiyle uyandı Bereket yüklü bahara.
Keyfince akmıyacak gayrı Seyhan, Sakarya, Tunca. Alabildiğine yeşermiş tohum Rahat topraklar boyunca.
Kemirmiyor yeşil kurt, pembe kurt, Gönlümce büyümede pamuk; Mesut günlere doğru Türkiyem Aydınlık ufuk.
Yollar büyüdükçe ferah, Bozkır yollara aşık; Dost bir el gibi uzanmada Her yana ışık.
Cümle dertler tükenir bir gün, Türkiyem gök maviliğince rahat; Rüzgar gibi savruluyor harmanlar Çalmak üzere özlenen saat.
Türkiyem - Turgut Uyar
Seni boydan boya sevmişim, Ta Kars'a kadar Edirne'den. Toprağını, taşını, dağlarını Fırsat buldukça övmüşüm.
Sen vatanımsın, ekmeğimsin Duyduğum, bildiğim zafersin yıllarca.. Zonguldak'ta 63 numara Nazlı sahiller Akdeniz'de. Sevdasın ciğerlerimde parça parça Yarı kalmış dileğimsin...
Sen Koçhisar'da tuzum, Sille'de kızım... Çift kulaklı Sürmene bıçağı belimde. Varmışım çiğ köfte yemeye Adana'ya Dadaloğlu'ndan bir koçaklama dilimde: - Şu yalan dünyaya geldim geleli.. Hey vatanım, bacım, sağdıcım, emmim Senden bir yara her yerimde. Desteye güreşmişim Kırkpınar'da. Durmuş da yorgunluk çıkarmışım, Bir akşam vakti Dört bardak kırtlama çayla Erzurum'da..
Ardahan'a varmışım yollar uzamış Bel vermiş, yol vermemiş dağlar. - Yüce Tanrı dört yanını bezemiş, Beni yakan bir Konyalı kızımış..
Seni boydan boya sevmişim Ta Edirne'ye kadar Kars'tan. Taşını, toprağını, yiğidini, Fırsat buldukça övmüşüm...
Türkiyemiz - Ümit Yaşar Oğuzcan
Dolaştım Türkiye'yi karış karış Adamlar gördüm alnı açık Elleri ekmek kavgasındaydı yaz, kış Düşünceleri geceler gibi karanlık Adamlar gördüm anlaşılmamış
Dolaştım Türkiye'yi adım adım Kadınlar gördüm bakır çehreli Dilekleri sonsuz, zevkleri yarım Kadınlar gördüm ağırbaşlı, terbiyeli Güzellik ne imiş anladım
Dolaştım Türkiye'yi sokak sokak Çocuklar gördüm saz benizli, sıtmalı Çocuklar gördüm gamdan kederden uzak Dedim: İnsan her yaşta çocuk olmalı Her şeye rağmen güzel yaşamak
Dolaştım Türkiye'yi bahçe bahçe Mersin'de portakal, Niğde'de elma yedim Hazlar duydum gül yaprağından ince İşçi kadınlarla türkü söyledim Bahçelerde paydos vakti gelince
Dolaştım Türkiye'yi şehir şehir Evler gördüm sazdan kerpiçten Açtım kapılarını bir bir Kapkara bir dumandı bacalarda tüten Anladım ki evler tekin değildir
Dolaştım Türkiye'yi uzak yakın Camileri, hanları, köprüleriyle Duydum masalını eski zamanların Ağladım hüzün dolu türküleriyle Taşlara ruh veren insanların
Dolaştım Türkiye'yi deniz deniz Balıkçı kayıklarında sabahı ettim Zevkler tattım köpükler gibi deniz Denizlerde sarhoş oldum, sahilde hora teptim Denizleriyle bir başka güzeldi Türkiye'miz
Dolaştım Türkiye'yi mezar mezar Zamana hükmeden taşlar gördüm Ta Ardahan'dan Edirne'ye kadar Kesilmiş, fakat eğilmemiş başlar gördüm Kolu bir yerde, bacağı bir yerde yatar
Dolaştım Türkiye'yi yürek yürek Gördüm insanlarında hürriyeti Kovanlarında işlemişler petek petek Güzelliği, doğruluğu, iyi niyeti Dedim: Mümkün değil Türkiye'yi sevmemek
Dedim: Hemşehrilerim, kardeşlerim Aydın olsun yarını hepinizin Sizin için göz nurum, alım terim En iyi insanları namuslu Türkiye'mizin Sizinle yaşayıp, sizinle ölmek isterim
Türkiyem, Anayurdum, Sebebim, Çarem! - Yavuz Bülent Bâkiler
Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye. Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye!
O tezek topladığım kırlar, yaylalar... Başına oturduğum, yemek yediğim atandır. Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem... Taşına toprağına vurgunluğum bundandır...
Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye. Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle. Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye!
Bir Peygamber sofrasıydı soframız: Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik... Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana Mecnunlar gibi üstelik.
Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı Dizlerini döve döve ağlardı anam. Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan!
Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm!.. İçiçe güzellik, uç uca kahır Yüreğimi bin parçaya bölseler Her parçası yine seni çağrışır.
1917 senesinde Topraklarında doğmuşum. Anamdan emdiğim süt Çesmenden tarlandan gelmiş. Emmilerim hudutlarında Senin için döğüşürken ölmüşler. Kalelerin burcunda Uçurtma uçurmuşum, Çimmişim derelerinde. Bir andız fidanı gibi büyümüşüm. Topraklarının üstünde.
Koca koca kamyonlara binmişim. Daha büyük şehirlerine Okumaya gitmişim. Eşkiyalar yolumu kesmiş, Alacak şey bulamamışlar. Topraklarının üstünde Top oynamış, aşık olmuş, düşünmüş, Ahbap edinmişim.
Kederlendiğim günler olmuş Naçar dolaşmışım sokaklarında, Sevinçli günlerim olmuş Başım havalarda gezmişim. Bağrımı açıp ılgın ılgın Esen serin rüzgarlarına, İlk defa kıyılarından Denizi seyretmişim. Issız çorak ovalarında Günlerce yolculuk etmişim.
Ağladığım senin içindir Güldüğüm senin için Öpüp başıma koyduğum Ekmek gibisin.
Türkiyem Uyanıyor - İlhan Geçer
Silkindi karanlığından Pırıl pınl sabahlara. Tarla motor sesiyle uyandı Bereket yüklü bahara.
Keyfince akmıyacak gayrı Seyhan, Sakarya, Tunca. Alabildiğine yeşermiş tohum Rahat topraklar boyunca.
Kemirmiyor yeşil kurt, pembe kurt, Gönlümce büyümede pamuk; Mesut günlere doğru Türkiyem Aydınlık ufuk.
Yollar büyüdükçe ferah, Bozkır yollara aşık; Dost bir el gibi uzanmada Her yana ışık.
Cümle dertler tükenir bir gün, Türkiyem gök maviliğince rahat; Rüzgar gibi savruluyor harmanlar Çalmak üzere özlenen saat.
Türkiyem - Turgut Uyar
Seni boydan boya sevmişim, Ta Kars'a kadar Edirne'den. Toprağını, taşını, dağlarını Fırsat buldukça övmüşüm.
Sen vatanımsın, ekmeğimsin Duyduğum, bildiğim zafersin yıllarca.. Zonguldak'ta 63 numara Nazlı sahiller Akdeniz'de. Sevdasın ciğerlerimde parça parça Yarı kalmış dileğimsin...
Sen Koçhisar'da tuzum, Sille'de kızım... Çift kulaklı Sürmene bıçağı belimde. Varmışım çiğ köfte yemeye Adana'ya Dadaloğlu'ndan bir koçaklama dilimde: - Şu yalan dünyaya geldim geleli.. Hey vatanım, bacım, sağdıcım, emmim Senden bir yara her yerimde. Desteye güreşmişim Kırkpınar'da. Durmuş da yorgunluk çıkarmışım, Bir akşam vakti Dört bardak kırtlama çayla Erzurum'da..
Ardahan'a varmışım yollar uzamış Bel vermiş, yol vermemiş dağlar. - Yüce Tanrı dört yanını bezemiş, Beni yakan bir Konyalı kızımış..
Seni boydan boya sevmişim Ta Edirne'ye kadar Kars'tan. Taşını, toprağını, yiğidini, Fırsat buldukça övmüşüm...
Türkiyemiz - Ümit Yaşar Oğuzcan
Dolaştım Türkiye'yi karış karış Adamlar gördüm alnı açık Elleri ekmek kavgasındaydı yaz, kış Düşünceleri geceler gibi karanlık Adamlar gördüm anlaşılmamış
Dolaştım Türkiye'yi adım adım Kadınlar gördüm bakır çehreli Dilekleri sonsuz, zevkleri yarım Kadınlar gördüm ağırbaşlı, terbiyeli Güzellik ne imiş anladım
Dolaştım Türkiye'yi sokak sokak Çocuklar gördüm saz benizli, sıtmalı Çocuklar gördüm gamdan kederden uzak Dedim: İnsan her yaşta çocuk olmalı Her şeye rağmen güzel yaşamak
Dolaştım Türkiye'yi bahçe bahçe Mersin'de portakal, Niğde'de elma yedim Hazlar duydum gül yaprağından ince İşçi kadınlarla türkü söyledim Bahçelerde paydos vakti gelince
Dolaştım Türkiye'yi şehir şehir Evler gördüm sazdan kerpiçten Açtım kapılarını bir bir Kapkara bir dumandı bacalarda tüten Anladım ki evler tekin değildir
Dolaştım Türkiye'yi uzak yakın Camileri, hanları, köprüleriyle Duydum masalını eski zamanların Ağladım hüzün dolu türküleriyle Taşlara ruh veren insanların
Dolaştım Türkiye'yi deniz deniz Balıkçı kayıklarında sabahı ettim Zevkler tattım köpükler gibi deniz Denizlerde sarhoş oldum, sahilde hora teptim Denizleriyle bir başka güzeldi Türkiye'miz
Dolaştım Türkiye'yi mezar mezar Zamana hükmeden taşlar gördüm Ta Ardahan'dan Edirne'ye kadar Kesilmiş, fakat eğilmemiş başlar gördüm Kolu bir yerde, bacağı bir yerde yatar
Dolaştım Türkiye'yi yürek yürek Gördüm insanlarında hürriyeti Kovanlarında işlemişler petek petek Güzelliği, doğruluğu, iyi niyeti Dedim: Mümkün değil Türkiye'yi sevmemek
Dedim: Hemşehrilerim, kardeşlerim Aydın olsun yarını hepinizin Sizin için göz nurum, alım terim En iyi insanları namuslu Türkiye'mizin Sizinle yaşayıp, sizinle ölmek isterim
Türkiyem, Anayurdum, Sebebim, Çarem! - Yavuz Bülent Bâkiler
Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye. Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye!
O tezek topladığım kırlar, yaylalar... Başına oturduğum, yemek yediğim atandır. Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem... Taşına toprağına vurgunluğum bundandır...
Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye. Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle. Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye!
Bir Peygamber sofrasıydı soframız: Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik... Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana Mecnunlar gibi üstelik.
Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı Dizlerini döve döve ağlardı anam. Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan!
Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm!.. İçiçe güzellik, uç uca kahır Yüreğimi bin parçaya bölseler Her parçası yine seni çağrışır.
ANADOLUM MEMLEKETİM SEVDALIM
Anadolu’m, memleketim, sevdalım Sevdamız yürekten bil, Anadolu Sana cennet demek haksızlık olur Yetersiz kalıyor dil Anadolu
Denizleri, ovaları, dağları Hep bağrına basmış bütün çağları Sana gıpta eder cennet bağları Senin cemâline kul Anadolu Ali Uygun Anadolu Ülkem canım vatanım Anadolum, Seni severim ta içten İçeriğimde ki herşeysin tarihlerden gelen kanıma gürül gürül akan, Taşına toprağına baktıkça, sevgili Anayurt, Sevgim sürekli artar sana, petek petek bal gibi. Senin toprağından ilham alan, Bir çeşmedir kana kana içtiğim; dilim Türkçem. Kalbim her bir köşende gizli kaldı Ararım Hititlerden beri, Selçuklullurdan beri kendini buldun kendinde, Yunusla mevlananla karac oğlanla; Pirlerin sultanı ile ey güzel yurt, Sen daha bir özyurtsun kendine, Kucak açmışşın her millete, gazaba uğramışa, Huzur ve barışla sıvamışşın her evi, vermişşin gönüllere dostluk şerbeti, Her uygarlık senin beşiğinde salınır Medeniyetler nasibini senden alır; hakkınca sen adam etmişsin batıyı da medeniyetler canavarınıda, Ama sana unutturuyorlar herşeyi Sen ki güzelliğinden habersiz Kibelesin, Artemissin, göktanrısın Kadınların öz yurdu Anadolum, haylaz oğullarından, Cefa çekersin habire, düşmanın çok dostundan. Ne zaman varsıl olacaksın Yine eski günlerin ihtişamında. sen olgun bir bilge annesin hala medeniyetler devrinde Senin hakkın verilecektir Hakikatler terazesinde. Tülay Adıgüzel
Türkiye - Âdil Turan
Vurulmuşum toprağına taşına, Yerde gezen, gökte uçan kuşuna. Baharına, yazına, kara kışıma Vurulmuşum. Eli kalem, eli kazma, eli kürek tutan, Yüzü toprak kokan, Sınırlarında omuz omuza yatan Însanlarına... Benim iyi yürekli kardeşlerim Hep senin dostlarındır; Benim çiğdem kokulu memleketim. Ekin biçtim tarlalarında demet demet, Kaval çaldım, koyun güttüm yaylalarında, Tuza bandım ekmeğimi; Kolumu yastık yaptım düzünde, bayırında, Kesemde bereket, gönlümde servetim, Dizimde kuvvet, torbamda katık, Damarlarımda dolaşan memleketim. Gözlerin ne güzel deniz mavisi! Ormanlar urban olmuş yeşil yeşil; Uzanır kolların nehirler boyu, Sıcak kucağında saadetim. Benim çiğdem kokulu memleketim. Nice türküler yakıldı senin için; Destanlar düzüldü,bayrak, bayrak, Davullar vuruldu, dize geldi zeybeklerin; Kapında nöbet tuttu yıllar yılı, Gençliğim, heyecanım, gayretim. Gözümde nur, içimde sevgi, Elimde saz, dilimde türkü memleketim. Türkiye, doğduğum, Türkiye, doyduğum, Türkiye, konduğum yurt! Sevgim, inancım özlemim! Beşiğimi salladın, sendedir mezarım. Sen, gönlümde yatan memleketim.
Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum - Ataol Behramoğlu
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Boynu bükük ay çiçeği Şiirin ve aşkın geleceği
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Dağ rüzgarı, portakal balı Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Yazgısı kara yazılmış gelin Kurumuş sütü memelerinin
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Harlı bir ateş gibi derinde yanan Haramilerin elinde bulunan
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Güngörmüş, bilge toprağım Yunus, Pir Sultan ve Nazım
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Bozlat, ağıt, halay ve zeybek Dumanı üstünde ekmek
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Yüzü kırış kırış anam Ağlayan narım, gülen ayvam
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Asmaların üstünde gün ışığı En güzel geleceğin yakışığı
Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum Zinciri altında kımıldayan Bitecek sanıldığı yerde başlayan
ANADOLU TOPRAĞI
Senelerce sana hasret taşıyan, Bir gönülle kollarına atılsam, Ben de bir gün kucağında yaşayan, Bahtiyarlar arasına katılsam.
Kadir Mevlam, eğer senden uzakta Bana takdir eylemişse ölümü, Rahat etmem bu yabancı toprakta, Cennette de avutamam gönlümü.
En bakımsız, en kuytu bir bucağın, Bence 'İrem Bağı' gibi güzeldir, Bir yıkılmış evin, harap ocağın, Şu heybetli saraylar bedeldir.
Yalnız senin tatlı esen havanda, Kendi milli gururumu sezerim, Yalnız senin dağında ya ovanda, Başım gökte, alnı açık gezerim.
Bir gün olup kucağına ulaşsam, Gözlerimden döksem sevinç yaşını, Sancağının gölgesinde dolaşsam, Öpsem, öpsem toprağını, taşını...
~ Orhan Seyfi ORHON ~ ANADOLU GERÇEĞİ Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla Duydun mu çıplak toprağın, çıplak insanın yasını Ağlayan kadınlarla, ihtiyarlarla Yaşadın mı bir yağmur duasını Bozbulanık ırmaklarda çimdin mi Kulak verdin mi yürekten kavala, saza Bir ipek seccade üstünde gibi, huzurla Durdun mu toprakta namaza ? Bilir misin köylerde akşam olunca Çekilir el ayak ortalıktan... Bir hüzünlü ay doğar karanlığa sapsarı. Başlar bir ağıt gibi sulardan, kapılardan Kurbağa feryatları, köpek ulumaları... Geceleri süt kokan, gübre kokan evleri Topraktır hep damları, duvarı kerpiç... Seferberlik yıllarını dinlerken ürpererek Tandır başlarında uyudun mu hiç? Kış günleri trenlerle geçtin mi uzak köylerden Gördün mü dehşetini, tipinin karın... Çektin mi hiç acısını istasyonlarda Tandır ekmeği satan, yumurta satan Yarı çıplak çocukların... Kılığın kıyafetin sarmadı beni Söylediğin türküler bizim türkümüz değil Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden Bulutlar rahmetini kesmeden yavaş yavaş İnsanlar selâmını esirgemeden Savuş git içimizden... YAVUZ BÜLENT BAKİLER
ANADOLU ACISI
Anadolu, Anadolu, ah Anadolu!.. Bir yanında güzellik, incelik ve nur... Bir yanında bin yıldan beridir süregelen Toz-toprak, tezek, çamur... İnsanlar gördüm sende; imbikten geçmiş gibi Yüreklerinde sıcak, misilsiz bir merhamet İnsanlar gördüm yine: Hayın, cahil, asabi... Taş Devrini yaşayan bir kaba kuvvet. Sivas'ta, Divriği'de, Erzurum'da, Konya'da... İnce sütunlar gördüm, şadırvanlar, kubbeler... Bir yanda oya gibi işlenmiş pembe mermer Öte yanda öbek öbek, çirkin kaba, şekilsiz Kerpiçten harabeler... Bağışlasın şimdi bizi, vatan uğruna Şehid düşen yüzbinlerce adsız kahraman Çünkü seller bir yandan götürür toprağımı Rüzgarlar bir yandan... Unutulmuş Türklüğün ceylan yürekli töresi Çiğnenmiş İslamın koyduğu kesin yasaklar. Bir avuç buğday, bir tutam ot, bir karış toprak için Konuşur mavzerler, bıçaklar... Ve dul kalır kadınlar bir hiç yüzünden Vurulur gelinler telli-duvaklı. Bir ağıt başlar sonra yetim kalan evlerde İnce, uzun, ağlamaklı. Anadolu, Anadolu, Ah Anadolu Böyle görmeseydim seni, böyle tanımasaydım Yüreğim olmasaydı binbir yerinde... Yaşasaydım yine seni acı duymadan Anamın Azeri türkülerinde. YAVUZ BÜLENT BAKİLER
ANTEPLİ ŞAHİN Ben Antepliyim, Şahin’im ağam. Mavzer omuzuma yük. Ben yumruklarımla dövüşeceğim. Yumruklarım memleket kadar büyük. Hey, hey! Yine de hey hey! Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım Düşman kurşunlarına inat köprü başında Memleket türküleri çağıracağım. Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız. Namusumuz temiz, bayrağımız hür Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız Burda erkekçe döğüşür Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak Bayraklar içinde en güzel bayrak Düşüncem senden yanadır Hep senden yanadır çektiğim kahır Bu senın ülkende, senin gölgende Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesın duvaklar Korkum yok ölümden kâfirden yana Alacaksa alsın beni şafaklar. Hey, hey! Yine de ey hey! Al bayraklar altında kara bir kartal gibi Yaşamak ne güzel şey. Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa Çıkmış bir eski savaştan Türk ün bir karış toprak parçası için Destanlar yazacağız yeni baştan. Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini Çıktı karşıma biri, Çıktıkça çektim tetiği bismillâhlarla beraber Vurdum alnından kâfiri. Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh Bu kaçıncı ölüdür? Bir türkü söylenir siperlerde her sabah Vurun Antepliler namus günüdür! Ben Antepliyim Şahin’im ağam Mavzer omuzuma yük Ben yumruklarımla dövüşeceğim Yumruklarım memleket kadar büyük
YAVUZ BÜLENT BAKİLER
SİVAS'TA YOKSUL ÇOCUKLAR Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar Yalvaran gözlerle etrafa baka baka Açıyorlar küçük esmer avuçlarını: -Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka! Hükümet konağının yanında biri Bir kemik kalmış bir deri... 'Boya cila yimbeş,boya cila yimbeş' diye ağlıyor Ve daha fırça bile tutamıyor elleri. Garipler Pazarı'nda körpe çocuklar Yorgunluktan güzelim yüzleri al al... Öldüren bir çığlık dudaklarında: -Boş hamal!boş hamal!boş hamal! Nane satan su satan yetim çocuklar Şarkı söyleyemediler güneşe aya... Biliyorum ne masal dinlemeye doydular Ne oyun oynamaya... Bezirci'de,Yüceyurt'ta Altıntabak'ta... Çocuklar var incecik yüzleri nurdan Ama toz toprak içinde elleri ayakları Oyuncakları çamurdan... Ve günahkar çocuklar,suçlu çocuklar Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim Affedin bizi. Gökteki yıldızlar kadar sayısız Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları Anladım farkınız yok koparılmış başaktan! Alın bu gözleri benden,alın bu yüreği artık Utanıyorum yaşamaktan. YAVUZ BÜLENT BAKİLER
TÜRKİYEM, ANAYURDUM, SEBEBİM, ÇAREM! Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye. Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye! O tezek topladığım kırlar, yaylalar... Başına oturduğum, yemek yediğim atandır. Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem... Taşına toprağına vurgunluğum bundandır... Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye. Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle. Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye! Bir Peygamber sofrasıydı soframız: Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik... Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana Mecnunlar gibi üstelik. Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı Dizlerini döve döve ağlardı anam. Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan! Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm! .. İçiçe güzellik, uç uca kahır Yüreğimi bin parçaya bölseler Her parçası yine seni çağrışır. YAVUZ BÜLENT BAKİLER
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne iskender takmışım,
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı,
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzene celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim.
Bir umudum sende,
Anlıyor musun? ahmet arif
Eski içlemişler yeni özlemde durmuş, Durmuş; gözler ki karada, eller ki ak'ta. Kara'da az ömür, ak'ta soğuk döşekler; Ağlatmış Anadolu'yu bir hain yasak, Yasak da yasak, yasak da yasak, yasak da...
Dağınık özlemler bir iç çekişte saklı, Saklı: yağmur ki bulutta, yel ki yaprakta. Yağmurda bereket, yelde durulu denkler; Kavurmuş Anadolu'yu bir hain kurak Kurak da kurak, kurak da kurak, kurak da...
Körpe iççekişler bir beklenene sözlü, Sözlü: tarla ki suda, tohum ki başakta. Tarlada nadas, tohumda çarpar yürekler; Sarmış Anadolu'yu bir bitmeyen merak, Merak da merak, merak da merak, merak da...
Anadolum adım adım, Türkü türkü geçtim seni(Anadolum) Her yörede başka makam, Türkü türkü geçtim seni, ( Anadolum,Anadolum )
Bozlaklarla baraklarda, Türkü türkü geçtim seni,(Anadolum) Halaylarla ağıtlarda Türkü türkü geçtim seni, ( Anadolum,Anadolum )
Edirneden ardahana, İçtim seni kana kana(Anadolum) Erzurumda emrahlarla, Türkü türkü geçtim seni, ( Anadolum,Anadolum )
|